​ Şeref ve şerefsizlik: Zeynel Abidin Bin Ali 1,5 ton külçe altınla kaçmış! / Dünya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '11

 
Kategori
Dünya
 

Şeref ve şerefsizlik: Zeynel Abidin Bin Ali 1,5 ton külçe altınla kaçmış!

Şeref ve şerefsizlik: Zeynel Abidin Bin Ali 1,5 ton külçe altınla kaçmış!
 

Ülkesinin devlet başkanı, cumhurbaşkanı olmak bir insan için bu dünyada edinilebilecek en büyük şereftir. Şeref manevi bir varlıktır. Maddi varlıklar fanidirler yani gelip geçicidirler. Bugün vardır, yarın yoktur. İnsan bedeni de maddi bir varlıktır. Ne kadar fiziğiniz düzgün, güzel ya da yakışıklı olursanız olun, öldüğünüzde hiçbir değeri kalmaz. Ama manevi varlıklar ölümden sonra da yaşarlar... 

Şerefli bir makama gelmek başlı başına bir şeref midir acaba? 

Makamın hakkını verirsen, gereğini yaparsan, makama ihanet etmezsen ancak o makamla şereflenebilirsin. Makamın gerçek sahibi olan halk için değil de, makamın avantajlarını da kullanarak kendin için çalışırsan, şerefli olacak yerde şerefsiz olursun... 

Şeref, onurlu ve namuslu insanlar için bir anlam ifade eder. Ve bu insanlar sadece şerefleri için yaşarlar. Diğerleri içinse, ilk fırsatta, yaşlanan ve çaptan düşen hayat arkadaşının yerine yeni model bir eş almak, lüks ve safahat içerisinde bu dünya nimetlerinden tıksırıncaya kadar zıkkımlanmak çok daha önemlidir. 

Bu kişiler siyasete atılırlar, kurdukları partiyi kendi özel şirketleri sanırlar, bir puntuna getirip başa geçerler, bu defa da halkın gerçek sahibi olduğu ülke topraklarını kendi toprakları, doğal zenginliklerini ve gelirlerini de babalarından kalmış miras olarak görürler. 

Bu bir karakter meselesidir. Bu itibarla şu ideoloji, bu ideoloji ya da şu parti, bu parti hiç önemli değildir. Sosyalizm adı altında emeği fabrikanın sahibi yapacağım diye devrim yapıp iş başına gelenlerin nasıl da kendileri için bir imparatoluk kurduklarını tarihi süreçte yaşayarak gördük. Romanya'nın sözüm ona sosyalist lideri Nikolay Çavuşesku'nun sevgili eşi Elena Çavuşesku kurşuna dizilmek üzere götürüldüğünde kendisini sürükleyen askerlere, "Ben sizin anneniz değil miydim?" diyerek nasıl da aman dilemişti! Bu nasıl anneydi ki yavrularını aç sefil bırakırken kendisi lüks içerisinde zevk-u sefa yapabiliyordu! 

Şimdi de Tunus Cumhurbaşkanı'nın yaptıklarına şahit oluyoruz. Başa geçip cukkaları doldurmaya başlayınca karıyı yenilemiş. Hiçbir şeyi olmayan o kadının şimdilerde ülkenin en büyük şirketlerinin, bankalarının sahibi ya da ortağı olduğu söyleniyor. 

Tamam, ülkenin doğal zenginlikleri olmaz, kuraklık vs etkenler olur, ülke fakirleşir. Ama topyekün fakirleşir. Bu nasıl oluyor da, ülke ve millet fakirleşirken yönetenler Karun'la yarışıyorlar! Yaptığın iş belli, aldığın maaş belli, hiç harcamadan üst üste koy, yine servetinin milyonda biri etmiyor. Sen sihirbaz mıydın be canım! Şapkadan tavşan yerine milyon dolarlar mı çıkardın? 

Tunusluların nihayet sabırları çatladı ve canları pahasına isyana kalkıştılar. Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali, papucun pahalı olduğunu görünce çareyi kaçmada buldu. Önce ailesini Fransaya göndermiş, ardından kendisi de, Le Monde gazetesinin haberine göre Tunus Bankası'ndan 1, 5 ton külçe altın alarak Suudi Arabistan'a sığınmış. 

Fransa, kendisini de ailesini de kabul etmediğinden, ailesi de Suudi Arabistan'a gönderilmiş... 

Burada tabii ki çok önemli bir soru daha sormak gerekiyor: Fransa'nın kabul etmediğini neden Suudi Arabistan kabul ediyor? 

Suudi Arabistan'ı yönetenler de Suudilerin haklarını ailece İspanya'da İsviçre de lüks otellerde zıkkımlanıyorlar da ondan... Yani aynı derenin balıkları... Bu itibarla birinin şeriatla yönetilip laikliğe düşman olmasının, diğerinin katı laiklikle yönetilip şeriata düşman olmasının hiçbir önemi yoktur. Biri şeriat adına, diğeri laiklik adına aynı amaca hizmet ediyorlar. Amaç despotizmle cukkaları doldurmaktır.. Suudi Kralı'nın, kendi başına da aynı şey gelecek diye ödü patlıyor. Bin Ali'yi kendisiyle özdeşleştiriyor ve bu nedenle ona kucak açıyor. 

Sözüm ona şeriatla yönetiyormuş ülkesini. En iyi müslümanmış! Yesinler sizi! Adına ülke yönettiğinizi idia ettiğiniz Hz. Muhammed, kısa sürede büyüyen ve zenginleşen yeni bir devlet de kurduğu halde, bir eski hırka ve toprak bir evden başka arkasında bu dünyaya ait ne bırakmıştı, terki dünya ederken? Bir dikili ağacı mı vardı kendine ait? Onun için kendi rezilliklerinizi, adaletsizliklerinizi, halkınıza zulmünüzü, lütfen Hz. Muhammed'e mal etmeyiniz! 

Başta da söylediğim gibi bu bir karakter meselesidir. Peki bunu kişilerin insafına mı bırakacağız? Tabii ki hayır. Bunun çaresi, olabildiğince şeffaflık, olabildiğince hukukun üstünlüğü ve olabildiğince demokrasidir. Bu nedenledir ki bu kişiler demokrasi dendiğinde hortlak görmüş gibi korkarlar... 

Ve bu nedenledir ki, kendi adıma söylüyorum: Demokrasiyi, tüm zaaflarına rağmen, sonuna kadar savunuyorum ve sonuna kadar da savunacağım. 

Allah hiç kimseyi şerefli bir makama oturtup da sonunda şerefsiz yapmasın.... Çünkü 1, 5 ton altın da, ömür de bir gün biter, ama bu ünvan sonsuza kadar yaşayacaktır... 

Tabii ki bunun ancak namuslu insanlar için bir anlamı vardır... 

 

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..