- Kategori
- Kültür - Sanat
Serkis Suciyan ve Osep Minasoğlu

Osep Minasoğlu
Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.
Kimseye şikayet etmeden, içinde bulunduğum duruma bir başıma ağlarım,
Kimseye şikayet etmeden, içinde bulunduğum duruma bir başıma ağlarım,
Geleceğimi düşündükçe, bir suçlu gibi titremeye başlarım,
Kapkaranlık bir perde çekilmiş arzularımın, hayattan beklentilerimin önüne,
Geleceğimi düşündükçe, bir suçlu gibi titremeye başlarım.
http://goo.gl/iDGD5V
Üsküdarlı kemençeci Onnik Efendi'nin oğlu Kemani Serkis Efendi, 1885 yılında Beşiktaş'ta doğar.
Kemani Serkis Suciyan
Onun bugün bu kadar çok tanınmasını sağlayan, güftekarı olduğu ''Kimseye etmem şikayet...'' adlı eseridir.
Eserin bestekarı hakkında ise, iki farklı görüş mevcuttur. Bir kısım, bestenin de Serkis Suciyan'a ait olduğunu söylerlerken, diğerleri ise bu eserin bestekarının İhsan Raif Hanım olduğunu iddia ederler.
Serkis Efendi, 1921 yılında Paris'e gidip oraya yerleşir ve 1943 yılında ölene dek de orada yaşar.
Biraz melankolik, biraz şimdilerin deyimi ile borderline yaşayanlar için, 'cuk oturan' sözlerdir; yaşadığı günden emin olamayıp bir de geleceğe kaygı ile bakan, içinde biriktirdiği dertleri de kimselere anlatamayan yalnız insan şarkısıdır, ''Kimseye etmem şikayet''.
Bazıları bu bestenin 1915 yılında Anadolu'da yaşananlara isyan edemeyen, sıkıntılarını paylaşacak kimse de bulamayan Serkis'in, bir sanatkar duyarlılığı ile hislerini müziği ile anlatmaya çalıştığı şeklinde yorumlarlar.
Aslında güfte, her acıda, her kalp ağrısında yaşananlarla kolayca birebir örtüşebileceği için şu anda bu sözler, bir aşk acısının geride bıraktığı kırık bir kalbi mi seslendirmektedir yoksa 1915 yılındaki olaylardan etkilenip duygularını kağıda dökmüş bir Ermeni sanatçımızı mı, doğrusu bunu kesin olarak söylemek neredeyse imkansızdır.
Üsküdarlı kemençeci Onnik Efendi'nin oğlu Kemani Serkis Efendi, 1885 yılında Beşiktaş'ta doğar.
Kemani Serkis SuciyanOnun bugün bu kadar çok tanınmasını sağlayan, güftekarı olduğu ''Kimseye etmem şikayet...'' adlı eseridir.
Eserin bestekarı hakkında ise, iki farklı görüş mevcuttur. Bir kısım, bestenin de Serkis Suciyan'a ait olduğunu söylerlerken, diğerleri ise bu eserin bestekarının İhsan Raif Hanım olduğunu iddia ederler.
Serkis Efendi, 1921 yılında Paris'e gidip oraya yerleşir ve 1943 yılında ölene dek de orada yaşar.
Biraz melankolik, biraz şimdilerin deyimi ile borderline yaşayanlar için, 'cuk oturan' sözlerdir; yaşadığı günden emin olamayıp bir de geleceğe kaygı ile bakan, içinde biriktirdiği dertleri de kimselere anlatamayan yalnız insan şarkısıdır, ''Kimseye etmem şikayet''.
Bazıları bu bestenin 1915 yılında Anadolu'da yaşananlara isyan edemeyen, sıkıntılarını paylaşacak kimse de bulamayan Serkis'in, bir sanatkar duyarlılığı ile hislerini müziği ile anlatmaya çalıştığı şeklinde yorumlarlar.
Aslında güfte, her acıda, her kalp ağrısında yaşananlarla kolayca birebir örtüşebileceği için şu anda bu sözler, bir aşk acısının geride bıraktığı kırık bir kalbi mi seslendirmektedir yoksa 1915 yılındaki olaylardan etkilenip duygularını kağıda dökmüş bir Ermeni sanatçımızı mı, doğrusu bunu kesin olarak söylemek neredeyse imkansızdır.
Bu 'ikilem'den bir ikiliye geçmek istiyorum. ''Bir elin nesi var, iki elin sesi var'' atasözünün çıktığı bir ülkede olması gerekenden az da olsa, yine de hatırı sayılır miktarda 'ikili' vardır sanat dünyamızda.
Kimileri kolayca yol alır, tanınır ve hafızalarda yer ederlerken, kimilerinin bilinmesi için de ancak 'uzman'lara gerek duyulabilir.
Stüdyo OSEP Beyoğlu.
Fotoğraftaki 'ikili' ye bakıyorum. Sanki hiç de yabancı olmayan ve her an isimleri dilimin ucunda gibi durmakla beraber, ne var ki bir türlü de kim olduklarını çıkartamıyorum.
Fotoğrafçılıkta, kimi zaman çeken yani fotoğrafçı, kimi zaman da çekilen bir meşhur veya bir yer, ya da belki de bir obje öne çıkabiliyor.
Biz şimdi fotoğrafın köşesinden bize bakan stüdyodan yola çıkarak 'fotoğrafçı'nın izini sürmeye çalışacağız.
Osep Minasoğlu, 1929 İstanbul doğumlu, Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan bir Ermeni vatandaşı. Ömrünün en az 60 yılını da fotoğrafa vermiş.
Samatyalı bir Ermeni aileden Beyoğlu'na çıkarak, bir zamanlar bütün Yeşilçam piyasasının tanınır ve sayılır fotoğrafçısı olmuş.
Ailenin en küçük çocuğudur, Saint Benoit'ya giderken 1942 yılında çıkan 'Varlık Vergisi'ni ödeyemedikleri için Osep okulundan ayrılmak zorunda kalır.
Beyoğlu'ndaki Kodak şirketinde çalışmaya başlar. 1955 yılında ise 6-7 Eylül olaylarının ardından Osep de Paris'in yolunu tutar.
Altı yıl Fransa'da fotoğrafçılığa dair ne varsa öğrendikten sonra da 1962'de 'ülkesi'ne döner ve Beyoğlu'nda 'Studio OSEP'i kurar....
90'ların ortalarına kadar da Beyoğlu'nda, İstanbul'un göbeğinde, tarihin merkezinde binlerce fotoğraf çeker.
Ve tabii her siyasi krizde de 'kimliği' dikkat çeker.
Zeki Müren, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Kadir İnanır ve daha niceleri. Bugün çok meşhur olanlar ya da şimdi adını bile kimsenin hatırlamadığı zamanın meşhurları...


1963 Kıbrıs Olayları, Kanlı Noel, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve en sonunda da Asala Terör Örgütü'nün saldırıları...
'Osep' ismi hep göze batar, bunun üzerine de Studio Osep tabelası kalkar yerine 'Studio Shov' gelir ama, artık ekonomik olarak da çöküş başlamıştır....
2009'da Tayfun Serttaş ile birlikte bir sohbette kendisine yöneltilen;
''Tüm bunlara kırılmadınız mı hiç?'' sorusuna,
''Kırılmaz olur muyum? Ama hiç sesimizi çıkartmadık. Kime çıkarabilirsiniz?''
dedikten sonra devam eder,
''Ermeni bir müzisyenin çok güzel bir şarkı sözü vardır, Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime diye. Biz de kimseye şikayet etmeden devam ettik. ''
Bir fotoğraftaki 'ikili'yi bulmak için çıktığım yolda, emperyalizmin maşası olup, üç günlük dünyada para ve menfaat uğruna 'ikili' oynayan soydaşları yüzünden kendi ülkesinde tepki görmüş vatanını, toprağını seven iki Ermeni yurttaşımızın öyküsüne tesadüf ettim.
İsimlerin değil de duyguların peşinde olan birisi için bu sonuç aslında gayet tatminkar sayılabilir.
Maalesef 6 Ağustos 2013 tarihinde, sıra sıra gökdelenlerin birbirleriyle yarışırcasına gökyüzüne yükseldiği Şişli ilçesindeki Bomonti Petites Soeurs (Bomonti Fransız Fakirhanesi'nde) geride binlerce fotoğraf bırakarak hayata gözlerini kapatır Osep Usta.
Bütün koleksiyonunu Vehbi Koç Vakfı alarak 'sahiplenir'.
