- Kategori
- Deneme
Ses

SES
İnsanın en önemli özelliği beş duyu organları ile çevresini algılaması. Algıladığımız her ne varsa şüphesiz hepsinden aynı oranda etkilenmemiz mümkün değil.Kulağımız ile sesleri algılarken bu seslerle yaşama ses vermeye çalışırız. İnsan olmanın diğer bir yanı da sanırım sesimizin olması. Gün içinde sesimizin tonlamaları yaşadığımız duygulara göre değişir durur. Çıkardığı sesleri anlamlı sözcükler haline getirebilen insanoğlu sesiyle var oluşunu kanıtlamaktadır.
Her insanın farklı bir sesle konuşması bizi birbirimizden ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi. İnsan kendi sesiyle yaşamın içinde yerini alırken yaşama ses vermeye devam eder. Sözcüklerin hangi sesten döküldüğü o kadar önemlidir ki sadece sesini duyarak bile bir insandan etkilenmek mümkündür. İnsanın kendi sesine kendini katabilmesi ne kadar etkileyicidir. Kendi sesine yabancılaşmadan sadece kendi olarak konuşabilmesi. Hani içini dolduramadığımız boş şeyler gibi sesimize de kendimizi koyamazsak sadece ses olmaktan öteye gitmez. Bizim sesimizin bize ait ne varsa taşıması gerekmez mi? Hüzünlerimizin, kırgınlıklarımızın, küskünlüklerimizin, sevdalarımızın sesini bulamazsak konuşmak neye yarar. İçimİzde gezenler zaman zaman dışarıya yol bulmaya çalışan duygular için bir ses ama en güzel ifade edecek ses.
İnsan doğadaki sesleri müziğe döndürebilen bir v arlık ayrıca. O sesler müzik haline geldiğinde ruhumuza karışıyor ancak. Kendi sesimizi bulduğumuzda ise ruhlara hitap etmeye başlayacağız belki de. Tıpkı bir müzük gibi. Kendi ruhumuzdan kalkıp başka bir ruha doğru yolculuk etmek gibi. Sadece kulağımıza gelenler bir şekilde tekrar doğaya döner ve boşlukta kaybolur gider. O ses ki bazen uzayın sonsuzluğunda değil ruhumuzun sonsuzluğunda sonsuza dek yayılır gider. Yeter ki sahibinin ruhundan kalkıp gelsin. Başka seslerden sıyrılmış olsun.
Peki bütün sesler gerçekte kuğamız için midir? Kulağımızla duymadığımız sesler yok mudur? Elbette insanın diğer bir yönüde sanırım bu. Kalabalıklarda bile kimsenin duymadığı seslerle irkilmek. İçimizden gelen bir sesle aniden kalkıp gitmek ya da yüzümüzde değişen ifadeler. Kimsenin duyamadığıı duyar insan. Nereden geldiğini bilmediği seslerin peşi sıra gitmek ister. Bazen çok yakından bildiği sesler kulağında çınlar durur. Bir huzur vermez o sesler bize. Bunlardan bir tanesi de vicdanımızın sesi. Sürekli yanı başımızda ne yaparsak yapalım o ses kulağımızda. O kadar güçlü bir ses ki ondan kaçıp kurtulmanın olanağı yok. İnsanın kendi ile hesaplaştığı insani yönünün sesi. Belki işimize gelmeyen bir çok sesi zaman içinde duymayabiliriz ama söz konusu vicdan ise öyle bir olanak yok. Gece uykumuzda bile duyacağımız bir ses.
Vücudumuzun görünen yerinde olan kulağımız bizim için önemli. Günlük yaşamın içinde sağlıklı bir insan olarak yaşamak istiyorsak beş duyu organımıza ihtiyacımız var. Ama bu demek değil ki yaşamdaki her sesi duymak için illede kulak lazım ya da her şeyi görebilmek için göz . Sanırım her insanın kendi sesini duyabileceği hatta sessiz diye bildiğimiz her nesnenin sesini duyabileceği bir kulağa ihtiyacı var. Canlı yada cansız olsun her nesnenin kendine göre bir sesi var mutlaka, onu duyacak kulağa sahip olmak önemli. Evde bizi bekleyen eşyalarımızın, eskimiş bir resmin, kaldırımlar arasında öylece duran bir kolyenin de sesi vardır. Zamanın içinden akıp gelen yaşama karışan sesleri. Belki yaşamın gürültüsü içinde kimsenin duymadığı sesleri ile öylece dururlar..
İnsan yaşadıkça sadece bir sese sahip değildir. Çocukluğumuzun sesi bambaşka ve çocukça vardır yaşamımızda. Bütün cıvıltısı ve masumluğu ile bir zamanlar bizim sesimiz olan ses. Gençliğimizin en heyecanlı sesleri ve şimdiki sesimiz.... Hepsi bize ait bir o kadar farklı.
Yaşamadığımız günlerde nasıl bir ses bizi bekler bilinmez. Yaşlandıkça daha huzurlu ve mutlu bir sese sahip olmayı düşler insan.
Dışarıdan hep duymak istediğimiz seslerle yaşamak kadar güzel bir şey yok sanırım. En güzel seslerin içimiz doldurduğu, duymak istediğimiz seslerle dolu bir yaşam. Yağmurun, rüzgarın, denizin, çağıldayan suyun sesiyle yaşama ses vermek...
Her zaman duymak istediğimiz seslere dahip de olamayız tabi bir de özlediğimiz sesler vardır. Bizi çağıran ‘Gel!’ diyen ses. O ses belki hep duymak istediğimiz ama bir türlü duyamadığımız seslerden en önemlisi. Ahmet Kusi Tecer’in şiiri bunu en güzel anlatanlardan bir tanesi. İnsanın duymak istediği sesleri, özlemleri sese dönüştürüp anlatması da bir o kadar güzel. Şiir bir yerde kulağımıza gelen en güzel seslerden. Müziğin kardeşi değil mi?
Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar: Nerdesin ?
Arıyorum yılar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber ,
Ansızın haykırır bana: Nerdesin?
....