- Kategori
- Deneme
Sevgi denizinde aşksız boğulana

aşk
4 Ekim 2013
Susmak!
Her susmak bir mana içerir!
Her nihayet bir vuslatla son bulur ama her vuslat bir neticeye erer mi? Yağdı yağmur gönül denizine, düştü çiğ vuslat hasretine, yâr aşksız boğuldu sevgi denizinde. Nerde kaldı o mazi günleri, nerde hasretine tutuştuğumuz gelecek güzel günler? Her susmak bir mana yitimidir! Aşkın başı sağolsun!
Yaşarken hep ister durur insan. Hep ister! Hakkıdır da. İstemeden yaşamak terbiye ister, Nirvana'dır orası. İnsan-u mahlukat isterse ve erişirse mana kazanır. Lakin neyi, ne zaman, nasıl isteyeceğini bilmek edep ister. Tüm ataların, tüm beşeri ve semavi inanışların amacı bu terbiyeyi inşaa etmektir. Yapıyı kurabilen duvarımızda bel hizasından yukarıda, hüsrana uğrayan ise tarihte bir masalda yaşam bulur.
İnsan yektir, yeganedir, tektir, biriciktir. Tekliği eksiktir. Eksikliği aşka kadirdir. Aşk olmazsa insan pektir, lokmaya gelmez, dinlesen tınısı müzik tutmaz, izlesen görüntüsü seyre değmez. İnsan aşk ile varolursa yaradılmış sayılır. Aşksız insan, insansız aşk gibi bihaber, manasız ve sahipsizdir; kime merhem olacağı bilinmez bir aşk gibi...
Her aşk hırkasını giymek mümkün değildir. Aynı biçimde, her giydiği hırkanın aşk olduğunu sanmak da gafletle iştikaldir. Dipsiz bir kuyuda anlam yitimine uğrar aşksız insan, ya da aşk hırkasını giydiğini sanan insan.
Hiçbir şiir tesadüfen yazılmaz!
Her mana biraz da susmak içerir.
Susmak bazen saza nasıl vuracağını bilmek demektir. Her ses hoş gelmez gönüle. Gönül kardelen gibidir, karda direnir gün doğduğunda meczup bir çiçek olur.
Dillenmiş bir aşk her zaman bülbül kıskandırmaz, şair çatlatmaz. Dillenmiş bir aşk kelamını bulamazsa, eşsiz bir destanda vasat bir danteli dokuyan parlak bir ibrişim gibi hüsran ile söner gider. Söylediği sözün şiir olduğunu sanır, gözyaşları bir nakarat gibi akar da gider. Yanlış kelamı dile getiren bir aşk, kendini yaradılmış en eşsiz destan sanır.
Asıl mesele susmaya yakışmak, manaya ermektedir. Neden sustuğunu bilmeyen bi aşk, ne zaman coşacağını da bilemez. Başka aşkların dolu düşmüş bir kopyası gibi yaşanmaya ve yaşlanmaya mahkum olur. Nedensiz suskun aşk coştuğunda duyguların sarrafı olur; yarası pek ağırdır, şifa bulmaz.
Erkek ister ki birey olarak özgür; sevdanın paydaşı olarak aşk ile zincirlenmiş bir sevgili olayım. Bu destan bir erkeğin dilucundan dökülen aşk kelamıdır. Kâh vuslattır, kâh hüsran yüklüdür. Yasa bilmez ama edebe aykırı değildir. Yaz mevsiminde hazan olmuştur, güz dönümünde kavrulurken. Susuz kalmıştır ama el-aman bilmez. Ağlar gönülden içre... Kelimeler mana olsun ister cefasına.
Sen ey yâr!
Ben yazdım sen okudun mu ey yâr? Okuyup pay eyledin mi fikrini?
Bir Don Quijote'un hayatımızdaki manası üzerine kelam ettik mi? Akhilleus neden o kadar asil ama bir o kadar da haşindi? Homeros görmeyen gözlerle gören bizlerin nail olamayacağı bir destanı dile getirdi, biz kendimize o destanda aradık mı ey yar?
Günlük hayatın sıradan tüketicileri olduk, bu hak götürmez bir gerçek. Bir kez olsun Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn'i üzerine ölümsüzleştik mi ey yâr?
Fyodor Dostoyevski seni yazmış, beni yazmış... Bir insanın iki farklı karakteri veya iki ayrı insanın bir tek karakteri... Biz yekvücut olduğumuz aşkın iki ayrı yüzüyüz. Biz ikimiz bir olup kendimizi Dostoyevski'de aradık mı hiç?
Erkek ister ki şiirim okunsun, öyküm dinlensin. Sen hiç buna niyet ettin mi ey yar? Erkek Bam Telime Düştü Sevmek şiirini yazdı, okudun mu ey yâr? Sen sustun, suskunluğun manasını yitirdi, erkek şunu yazdı:
Aşk Sen Yoksun!
şu garip gözlerim seni araya
saldın beni cefaya
yar sen nicesin
şu halimi bilesin
sana düşer sesim
o gül sende kokar
al koynuna nefesim
ummanda yitip gideyim
ne yana baksam eser yel
yalınım, çıplak biçare
çağır beni aşkın sesi, gel
vüslatım sende virane
tut elimden sal beni aşka
soy beni nefsimdeki fenadan
sana süreyim yüzüm
eyle beni bu yaradan
dağ oldum yücesinde üşüdüm
bir çocuk yüreğinde büyüdüm
korku mu, o aşktan içre bir şey
sen sevdikçe ben ütüldüm
şimdi manası yok tenin
anlamak, acı sonu hikayenin
sesin değmez artık yüreğime
avcı sensin, av da senin.
Bildin mi ey yar! Sen şiir olan yüreğin manasını bildin mi?
Erkek isterdi ki, mektup yazdım bir cevap gele! Sen ey yâr, onun son yazdığı mektuba cevap verdin mi? Bir mektubun hüznü, suskun bir cevap olsa gerek! Cevapsız bir mektubun gözü hep yollarda kalır ey yâr! Kalkıp o mektubun vardığı adresten yazman gerekir cevabı. Ancak aynı nehirde iki kez yüzülmezmiş ey yâr!
Mal mülk, hani o ilk sahibi bilinmeyen meta aşka ses olabilir mi? Yoksa sevginin kâfi geldiği yerde mülkün sözü mü geçer oldu ey yâr? Peki böylesi hangi aşka kâfi gelir ki metanın sevgisi?
Erkek istedi ki ben olayım sende. Aşk adına sende yitmek pahasına kendimden gitmeyeyim. Kendini bilmezse vakıf olduğu aşkı nasıl bilir insan ey yâr?
Ey yâr! Ölümler gördük, ölümlerden döndük. Unuttuk, unutulduk. İcat ettiler bizi vitrin olduk, yalana kadir aşk dediler adımıza, aşka yalan olduk. Aşkın sevdasına nail olmak için görmek gerekmezdi, duymak gerekmezdi. Aşk gönülden içeri bir şeydi. İnsan yeter ki görüntüye şaşmasın, şeytan şekilde gizlidir ey yâr.
Erkek isterdi ki, bir filmin ışığında dizdiz olalım. O filme oyuncu olalım. Filmin bitsin biz yaşamaya devam edelim. Ey yâr biz neden Bisiklet Hırsızları'nda yargıç olamadık?
Ey yâr aşkın yaşanılanı makbuldür! Yaşanmaya değmeyecekse yaşlanmaya mahkum olur aşk.
Ey yâr, biz aşk sözü ile gurbete çıkıp riya ile sılaya dönenlerden değiliz. Akpak isem aşkınla yıkandığım içindir; kirlendiysem...
Ben yol oldum ayaklarına, sen bana varmak yerine ıradın gittin üzerimden. Sustun! Çığlığın yüreğimde yara oldu. Bir türkü söyle istediğim, oysa ağıt yaktın sen.
Şimdi söyle ey yâr, sendeki aşkı bulmaya gelip kendimdeki aşkı niye yitirdim ben? Hangi çiğ süt emmiş insanevladı nankörlükle yeksan olur ki? Nasıl bir insan sevgi ile kandırıp aşk ile dolandırır?
Benim seni sevmekten başka çarem mi vardı? Ya sen niye sevemedin ey yâr?
Bu destan bir erkeğin dilucundan dökülen aşk kelamıdır. Kadın da kendi kelamını dillendirsin! Söz dilinden dökülene göre mana kazanır dinleyene göre vücut bulur.
Sgonen