Sevgini en iyi sen anlat ’ 2012 / Etkinlikler / Festivaller / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '12

 
Kategori
Etkinlikler / Festivaller
 

Sevgini en iyi sen anlat ’ 2012

Sevgini en iyi sen anlat ’ 2012
 

 “Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır.”  Dostoyevski

İstanbul Çekmeköy Belediyesi’nce bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Sevgini En İyi Sen Anlat" temalı şiir yarışması sonrasında Çekmeköy Ziya Şark Sofrası adlı mekânda bir tören düzenlendi. Tüm belediye başkanlıklarımızın böylesi etkinlikler yapması, şairleri ve yazarları onurlandırırken kurumlarını da taçlandırırlar.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da arkadaşım Emin Hasan Doğan ile çağrıya uyarak önceden belirtilen mekânın yolunu tuttuk. Çavuşbaşı Caddesinde yol kenarlarını bezeyen karın manzarası ve çevrenin tertemiz hava gözümüzü dinlendirdi!

Adrese vardığımızda güzel görüntü ve sıcak ortamla karşılaştık. Kültür Müdürü Mehmet Ekşi karşıladı. Aramızda gerekli konuşmalar sürdü. Sonra işletmeci Fatih Ayseli ile tanışma olanağımız oldu. Karşılıklı tanışma konuşmalarımız sürdü. O da şiir yazıyor. İnternetten bir kaçını okudu. Sonra bizi tanıyan yüzlerle görüştük.

“Sevgi Yemeği”ne ilk 100’e seçilen şairler eşleri ile birlikte çağrıldılar. 12 Şubat Pazar akşamı gerçekleşen, katılımcı sayısının yüzlerce, gönderilen şiir sayısının 1089 olduğu düzenlemenin ödül töreni Bu yıl da ödüle değer görülen şiirlerin şairleri ödüllerini Sunay Akın, Başkan Ahmet Poyraz ve kimi sanatçıların elinden aldılar.

Yarışmanın coşkusu İstanbul sınırlarını da aştı. E-mail yoluyla gönderilenler arasında İstanbul dışından yapılan başvurular dikkat çekti. Oturduğumuz masada uğraştaşlarımızdan Bursa’dan katılan Ramazan Günhan (mansiyon aldı) ile Trabzondan katılan Mustafa Nihat Malkoç (birincilik aldı) vardı. Yarışmada dereceye giren şairlerin ödülleri bir akşam yemeğinde verildi. Birinci seçilen şiirin yazarı 2000 TL, ikinci seçilen şiirin yazarı 1000 TL, üçüncü seçilen şiirin yazarı 500 TL ödüle layık görüldü. Ayrıca yedi mansiyon verildi. İlk 100 şiirin kitap olarak yayımlanacağı da belirtildi.

Yarışmada birinciliğe M. Nihat Malkoç (şiiri aşağıdadır), ikinciliğe Abdurrahman Kaya, üçüncülüğe Cem Kotan layık görüldü.

Araştırmacı yazar Sunay Akın, doyurucu ve ilgi çekici konuşmasında aktardığı anekdotlarla katılanları can kulağı ile dinletti. İşte Sunay Akın’ın ‘Bir Çift Ayakkabı’ adlı yapıtındaaktardığı öykücük:

“Sivas'ın bir köyünde, kadın 20 yıllık kocasını bir gece yarısı terk edip sevgilisiyle kaçmıştı. Kadın koşar adım yürürken ayakkabısının içinde bir fazlalık hissetti. Bir nefeslenme molası sırasında eğilip ayakkabısını çıkarınca bir de ne görsün?


Ayakkabının içinde bir tomar para... Terk ettiği kocası, karısının kaçacağını biliyordu. "Bunca yıldır bende emeği var. Önüme bir tas çorba koymuşluğu var" deyip biriktirdiği tüm parasını bir gece öncesinden karısının ayakkabısının içine koymuştu. Gurbette ele güne muhtaç olmasın diye... Terk edilen o koca, ünlü halk ozanı Aşık Veysel'den başkası değildi...


Daha sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu, Âşık Veysel'in hayat hikâyesini kaleme almış, Metin Erksan da Karanlık Dünya adıyla bu biyografiyi filme dönüştürmüştü. Ama film sansür kurulu tarafından sakıncalı bulunup kuşa çevrilmişti.


Filmden atılan sahneler arasında bu terk edilme hikâyesinin devamı da vardı. İki sevgili kaçıp bir kiliseye sığınmıştı. Bilirsiniz, Anadolu'daki pek çok tarihi kilisede yer alan ikonların gözleri, yöre halkı tarafından batıl inançları doğrultusunda oyulur. Âşıklar da saklanacak mekân olarak duvarlarında gözleri oyulmuş onlarca figürün yer aldığı bir kiliseyi seçmişti. Görme engelli kocası Veysel'i terk eden kadın, bir anda kendisine bakan gözleri oyulmuş adamları görünce çıldıracak gibi olmuş, kendini kiliseden dışarıya zor atmıştı...


Şu Âşık’ın yüce gönüllülüğüne bakar mısınız? Kendisini terk etmeye hazırlanan karısının ayakkabısına, zor durumda kalmaması için tüm parasını koyacak kaç adam tanıyorsunuz? 'Âşık' ismi nasıl da yakışmış Veysel'e değil mi?


Peki ben durup dururken bunca hikâyeyi niye aktardım? Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarını dolduran 'eski koca dehşeti' haberlerinin baş aktörleri belki birazcık utanırlar diye...”

***

Yurdumuzun kurtarıcı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal Atatürk, ölüm döşeğindeyken şu tümcelerle duygularını dillendirmiştir:  “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Ancak siz ölene değin Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeyi sürdürmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ile Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”

 ***

ANLA BENİ GÜLNİHAL!

gülnihal…

suya yazdım tüm kırgınlıkları
yıkıldı zamana dayanan (y)ar duvarı
gece, ayın on dördüne yasladı karanlığını
aşk fısıldandı yüreğin (s)ağır kulaklarına
yürek denizlerinde med-cezir…
gönül heybem yamalı bohça
duygular serfesil, alabora…
sol yanım senin yanında
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

ben, ben olmadan evvel…
bembeyaz bir güvercin ürkekliğinde
vehimli harflerin gölgesinde…
sen olmuşum, senle ben arasında, aşka giriftar
bütün denizler, mavisini (g)özlerinden aşırmış
bütün dönüşler sanadır diyor gönül pusu/lam
denizlerin tuzu gibisin dudağımda
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

nisyana isyan ediyor kan çanağı hafızam
körpe aşklar boğulurken gözyaşlarımda
ayrılık tuz ekiyor yürek yaralarıma
zahmete dönüşürken rahmet
gölgen uzayıp gidiyor kalbimin tenha koridorlarında
gece perde perde inmekte aydınlığın yüzüne
gel aşkını takas edelim canla
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

sitayiş…

gözünden akan her damla…
…..yeşertir içimdeki kavruk çölleri
gördüğümüz bir seraptır her kum tanesinde
şafaklara (d)adanan aşkın körpe kollarında
içimdeki sen, sendeki benden habersiz
serkeşliğim bilmem kaç promil aralığında
cinnet kudurur kafdağında
her aşk bir yalnızlığı saklar içinde
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

zamanın kalbinden, kalbin zamanına…
başımda döner durur…
…uzar gider bir ebabil hasreti
yalınayak düşerim ateş rengi yollara
senden mülhem hüzünler devşiririm
uzak zamanlardan, buğulu aynalardan…
sen ki rahmanî bir rüyanın tabirisin
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

bir sevda (ç)ağrısıdır
aklın cinnetinden vuslatın cennetine koşan…
…ve aynalara düşen her tebessüm…
hayat ki sürüp gitmekte
darası düşülmüş zamanda
camla can kırıkları arasında…
sükutu emzirirken hicran kırıntıları
romantik ironiler büyür tan kızıllığında
ışığımsın karanlık sofalarda
oyun bitip perdeler kapanmadan
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

ve zaman…

her söz zehirli kıymık misali
bir kahpe kurşun sıyırır…
…tuz kokan, yosun tutmuş anılarımı
hasret göverir efsunlu şarkılarda
züleyha’yı ararım yusuf’un düştüğü kuyularda
bunak bir zamanın şahitliğinde
umuda yaslanmış dualar, yediveren misali…
bilmem ki kaçıncı cemresin içimi ısıtan
bir söz avcısıyım ketum dudaklarında
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

aşkın bir dirhemi bin emek, bin adanış…
gamzelerin çukurunda yüzmekte hayat
ibrahim’in, yusuf’un sermayesi aşk…
adın adımdır, adresin yitik cennet
çöz ruhumun prangalarını!...
aşkın ipiyle bağla beni hayata
sırra kadem olalım sırlı aynalarda
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

bir kıble rüzgarı gibi ısıt içimi
mehtabın hüznünü içerken gece
bitimsiz hasretin kadehime dolmakta
ruhumun patikalarında ayak izlerin
bir kardelen misali…
arzın merkezidir o şehla gözlerin
kaydım düşülsün sevdadan senin yokluğunda
ölümsüz bir bestesin dudaklarımda
bu ne hasret, bu ne hâl
anla beni gülnihal…

m. nihat malkoç


 

  


Şu Âşık’ın yüce gönüllülüğüne bakar mısınız? Kendisini terk etmeye hazırlanan karısının ayakkabısına, zor durumda kalmaması için tüm parasını koyacak kaç adam tanıyorsunuz? 'Âşık' ismi nasıl da yakışmış Veysel'e değil mi?


Peki ben durup dururken bunca hikâyeyi niye aktardım? Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarını dolduran 'eski koca dehşeti' haberlerinin baş aktörleri belki birazcık utanırlar diye...”

***

Yurdumuzun kurtarıcı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal Atatürk, ölüm döşeğindeyken şu tümcelerle duygularını dillendirmiştir:  “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Ancak siz ölene değin Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeyi sürdürmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ile Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”


 

  

 

 

 

 

  

 

Sevgini en iyi sen anlat ’ 2012

Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır.”Dostoyevski

İstanbul Çekmeköy Belediyesi’nce bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Sevgini En İyi Sen Anlat" temalı şiir yarışması sonrasında Çekmeköy Ziya Şark Sofrası adlı mekânda bir tören düzenlendi. Tüm belediye başkanlıklarımızın böylesi etkinlikler yapması, şairleri ve yazarları onurlandırırken kurumlarını da taçlandırırlar.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da arkadaşım Emin Hasan Doğan ile çağrıya uyarak önceden belirtilen mekânın yolunu tuttuk. Çavuşbaşı Caddesinde yol kenarlarını bezeyen karın manzarası ve çevrenin tertemiz hava gözümüzü dinlendirdi!

Adrese vardığımızda güzel görüntü ve sıcak ortamla karşılaştık. Kültür Müdürü Mehmet Ekşi karşıladı. Aramızda gerekli konuşmalar sürdü. Sonra işletmeci Fatih Ayseli ile tanışma olanağımız oldu. Karşılıklı tanışma konuşmalarımız sürdü. O da şiir yazıyor. İnternetten bir kaçını okudu. Sonra bizi tanıyan yüzlerle görüştük.

“Sevgi Yemeği”ne ilk 100’e seçilen şairler eşleri ile birlikte çağrıldılar. 12 Şubat Pazar akşamı gerçekleşen, katılımcı sayısının yüzlerce, gönderilen şiir sayısının 1089 olduğu düzenlemenin ödül töreni Bu yıl da ödüle değer görülen şiirlerin şairleri ödüllerini Sunay Akın, Başkan Ahmet Poyraz ve kimi sanatçıların elinden aldılar.

Yarışmanın coşkusu İstanbul sınırlarını da aştı. E-mail yoluyla gönderilenler arasında İstanbul dışından yapılan başvurular dikkat çekti. Oturduğumuz masada uğraştaşlarımızdan Bursa’dan katılan Ramazan Günhan ile Trabzondan katılan Nihat Malkoç vardı. Yarışmada dereceye giren şairlerin ödülleri bir akşam yemeğinde verildi. Birinci seçilen şiirin yazarı 2000 TL, ikinci seçilen şiirin yazarı 1000 TL, üçüncü seçilen şiirin yazarı 500 TL ödüle layık görüldü. Ayrıca yedi mansiyon verildi. İlk 100 şiirin kitap olarak yayımlanacağı da belirtildi. (Yarışma sonuçları ayrıca yansıtılacak...)

Araştırmacı yazarSunay Akın, doyurucu ve ilgi çekici konuşmasında aktardığı anekdotlarla katılanları can kulağı ile dinletti. İşte Sunay Akın’ın ‘Bir Çift Ayakkabı’ adlı yapıtındaaktardığı öykücük:“Sivas'ın bir köyünde, kadın 20 yıllık kocasını bir gece yarısı terk edip sevgilisiyle kaçmıştı. Kadın koşar adım yürürken ayakkabısının içinde bir fazlalık hissetti. Bir nefeslenme molası sırasında eğilip ayakkabısını çıkarınca bir de ne görsün?Ayakkabının içinde bir tomar para... Terk ettiği kocası, karısının kaçacağını biliyordu. "Bunca yıldır bende emeği var. Önüme bir tas çorba koymuşluğu var" deyip biriktirdiği tüm parasını bir gece öncesinden karısının ayakkabısının içine koymuştu. Gurbette ele güne muhtaç olmasın diye... Terk edilen o koca, ünlü halk ozanı Aşık Veysel'den başkası değildi...Daha sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu, Âşık Veysel'in hayat hikâyesini kaleme almış, Metin Erksan da Karanlık Dünya adıyla bu biyografiyi filme dönüştürmüştü. Ama film sansür kurulu tarafından sakıncalı bulunup kuşa çevrilmişti.Filmden atılan sahneler arasında bu terk edilme hikâyesinin devamı da vardı. İki sevgili kaçıp bir kiliseye sığınmıştı. Bilirsiniz, Anadolu'daki pek çok tarihi kilisede yer alan ikonların gözleri, yöre halkı tarafından batıl inançları doğrultusunda oyulur. Âşıklar da saklanacak mekân olarak duvarlarında gözleri oyulmuş onlarca figürün yer aldığı bir kiliseyi seçmişti. Görme engelli kocası Veysel'i terk eden kadın, bir anda kendisine bakan gözleri oyulmuş adamları görünce çıldıracak gibi olmuş, kendini kiliseden dışarıya zor atmıştı...

 
Toplam blog
: 782
: 1295
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..