Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
512
 

Sevgisizim'e

Sevgisizim'e
 

Bak yine sabah oldu saat 5. Dinliyorum Kazım Koyuncu’yu, İşte Gidiyorum diyor. Aslında iyiyim bu aralar, arada bir aklıma geliyorsun ve her aklıma geldiğinde içim acıyor. Öyle bir acı düşün ki sanki bıçak giriyor kalbine. Ne yaptın bana ya? Seni sevdim sana inandım. Senin için önüme gelen ne çok fırsatı tepmiştim. Bıraktın beni hem de aptalca bir bahane ile. Neymiş yaşadığımız ortamlar farklıymış. Hadi be sende. Bir şey demedim. Sustum ve unutmaya çalıştım seni. Başardım da aslında. Bana selam verdiğinde görmezden geldim seni. Ama sonra gene çıktın girdin hayatıma. Pişmanlık cümleleri sarfettin. Özür diledin, salaklığıma denk gelmiş dedin. Artık daha iyi davranıyordun bana. Bana içini açtın. Tek güvendiğim sensin dedin. En yakınım sensin dedin. Benim seni ne kadar sevdiğimi biliyordun. Bense senin ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyordum. Bana olan yakınlığın, o sıradaki ilişkimiz normal bir arkadaşlık boyutunu çoktan aşmıştı ama sen hep arkadaşımsın diyordun. Aslında kendi kendini kandırıyordun. Bana ihtiyacın olduğunu söylüyordun kelimelerinin aralarında. Sırf bu yüzden yanındaydım. Senin için. Değişmek istiyordun ama beceremiyordun. Değişmek acı veriyordu sana. Aynı kartalların belli bir yaşa geldiklerinde derilerini, gagasını, pençesini kısaca kendisini değiştirirken çektiği acı gibi acı verirdi değişmek insana. Ama bana güveniyordun benden güç alıyordun. 

Her akşam konuşuyorduk, gece 3lere kadar mesajlaşıyorduk. Senden sadece bir şey istemiştim. Görüşelim, sana söyleyeceklerim vardı. Hep bahane çıkarttın istemedin, halbuki benim için çok önemli olan bu gizi sana söyleyecektim. Şimdi söyleyeyim ben foto muhabirliğe merak salmıştım ve senden yardım, destek isteyecektim. Sonra o Çanakkale gezisi geldi çattı. Sana karşı o günkü davranışlarım çok normaldi, seviyeliydi. Hatta diğer arkadaşlarımla bile daha fazla samimi olmuştum o gün. Canımı sıkan huzurumu bozan bazı şeyler vardı onları konuşmak istedim seninle. Gene aynı tavırları yaptın ve otobüse bindin. Sonra duydum ki benim yerime oturup ağlamış, artık rahatsız oluyorum demişsin. Arkadaşıma çok büyük yemin ettim bir daha konuşmayacağım diye. Bir sonraki durakta fenalaştığını duydum. Otobüste seni o halde görünce nevrim döndü. Üstüne çay dökülmüş, acıdan kendinden geçmiştin. Çanakkale’nin bilmem hangi köyünde buz aradım buldum da. Birkaç saat sonra tesadüfen gördüm ki buzu dolaptan çıkartmaya çalışırken elimi kesmişim. Canım hiç acımamıştı hissetmemiştim bile. Ben elimden geleni yaptım ama o çok güvendiğin, benim yerime tercih ettiğin o dostlarının hiçbirisi yoktu yanında. Üzüldüm senin adına. Çok uyarmıştım seni çok. Dostum dediğin, canım dediğin kişilere dikkat et arkandan böyle böyle konuşuyorlar dedim. Çanakkale gezisinden birkaç gün sonra öğrendim ki sen benim söylediğim her şeyi o çok güvendiğin dostlarına söylemişsin. Bana artık konuşmayın bile ikiniz de acı çekiyorsunuz zaten dediler. Aynı şeyi sana da söylemişler. Üzüldüm. Şimdi artık ölüm olsa işin içinde seni bilmem ama ben sana istesem de ulaşamam. Bütün iletişim kanallarını sildim. Sen söyle şimdi iyi mi oldu? Bana eşin olmak istiyorum diyen sen hayatımda yoksun artık. Çalıştığımız kurum aynı. Ama sen beceremesen de ben sen hiç yokmuşsun gibi davranıyorum selamlarını almıyor, sen iyi akşamlar derken ben seninle tokalaşmıyorum. Sana güvendim sen beni sattın, laflarımı başkalarına taşıdın. Beni insanların gözünde küçük düşürmeye çalıştın. 

Artık seni sevmiyorum ki. Aklıma gelince isminin yanına nefret kelimesini de ekliyorum. Sen yaşının aksine kişiliği oturmamış, hala çocukça aptal tripleri olan bir insansın. Hayatımdan 2. kez çıktın. 3. Kez girmeyi sakın deneme, çünkü artık sana kapalı kapılarım. Beni bu durumlara soktun ya, sen de bu şekilde yaşamaya devam ediyorsun ya bak sana açık ve net söylüyorum. Üzüleceksin, çok üzüleceksin. Ama o zaman o çok güvendiğin dostların olmayacaklar yanında, kendini kötü hissedeceksin. İşte o zaman hissedeceksin yokluğumu, değerimi. Ama beni bulamayacaksın işte ozaman. Saat bak gene sabahı buldu. Dur bakayım saate. Sabahın 6sı olmuş, kulaklıkta Zeki Müren’den Sorma Ne Haldeyim çalıyor. Ne kadar da manidar değil mi? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 03.11.10
 
 

Yüksekokul mezunuyum. Çevremde sorgulayan, mantıklı düşünebilen, eğlenceli olarak bilinirim. Sonuna ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster