- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sevilmediğine inanmak!

Merhaba
İstanbul bugün cıvıl cıvıl! Evde durana aşkolsun! Bende durmayacağım zaten! Ama bugün evimi temizledim, perdelerimi yıkadım. Kapımı sildim. Adeta arınmak istedim. Temizlik güzel şey! Kızım bana en büyük yardımcı oldu. Eskiden bende ne gibi temizlik saplantısı varsa ona da bulaştı. Artık kendimi olduğu gibi onuda durduramıyorum. Ama benim sevmediğim bazı ev işleri var, o seviyor. Misal ütü yapmaya bayılıyor. Bazen ütü yapmak için evdeki kirlileri topluyor yıkıyıp asıyoruz, kurur kurumaz ütülüyor. Bir şey sevmek çok önemli zaten! Eğer seversen onunla mutlu olursun değil mi?
Bunların dışında bendeki en büyük saplantı ise sevgi; sevmek, sevilmek!
İnsanların en büyük algısının sevgi olduğunu ve herşeyin bunun etrafında döndüğünü düşünmeye başladım. Eğer insanlar sevildiğine inanırsa başka, inanmazsa bambaşka biri oluyorlar. Yani severse en büyük özverilere sahip olabilirken, sevilmediğine inandığında düşman gibi davranabiliyor.
Toplumumuzda sevilmediğine, horlandığına inanmış ya da inandırılmış kesimler varsa onların daima egemen güce tavır geliştirmesi buna örnektir. Oysa egemen gücün herkesi kavraması herkesin rahatsızlıklarını gidermesi gerekir. Yıllardır cumhuriyetimizdeki kavram ve düşünceleri hakim kılan oluşum bugün ters yüz edilmişse, bunun sebebi onun daraltılmış, kısıtlanmış hatta kısır bırakılmış olmasıdır. Oysa toplumun genelinde halkımızı bu yönde eğitmeden "şöyle olmalısın" tarzları insanlarımızı sıkmış sonunda cumhuriyete düşman, Atatürk ilke ve inkilaplarını anlayıp dinlemeden tavır alan kişiler haline gelmişlerdir. Modern düşüncenin hakim olduğu kesimler, yarı milliyetçi yarı ırkçı tavırlarla dindar, eşarp takanlara, azınlıklara sevgisiz ve umarsız kalabilmiş hatta bu insanların üzerindeki baskı ve zulümü anlamadan onlara düşmanlık beslemiştir. Bunun sonucunda o insanlar; modernizme karşı cephe oluşturup sevgisiz ve saygısızca cumhuriyete dil uzatabilmiştir. Şimdi o uzaklaştırmanın, dışlamanın cezasını çektirilmeye çalışılıyor ve bir zamanlar dindar oldukları için küçümsenen insanların hakimiyeti ele geçirmesiyle artık azınlık kalan ve sevilmediğine inanan bir modern yapı heba olup gitmek üzere...
Modernizim bir toplumun en önemli itici gücüdür. BU geriye atılamaz, dışlanamaz. Ancak öylesine büyük bir öfke yaratılmış ki; bunun yanlış olduğüunu kimse göremiyor. Ailesinin zoruyla ya da inandırılmışlığından ötürü imam hatiplere gitmek durumunda kalmış yüzlerce genç, cumhuriyete karşı kinle kuşatılarak eğitildi. Bu yıllarca hafife alınarak görmezden gelindi. Atatürk'ün yaptıkları değil, aslında yapmadığı halde yapmış olduğu varsayılarak toplumun ezik kesimlerince fısıltı halinda dile getirildi ve bunu gören aydın kesimlerin ikazları yıllarca önemsenmedi.
SONUÇ: Sevilmediğine inananlar, düşmanı olarak gördüğü cumhuriyetin değerlerine tepki duyarak demokrasi adı altında verilmeye çalışılan yeni bir çeşit dayatmalar bütününe eyvallah etti. Şimdi memnun olanlar ile olmayanlar el değiştirmiş ve güç ellerine geçmiştir.
Bu toz duman ortamda, yeni, memnuniyetsiz ve egemen güçlerce sevilmediğine inanan bir kesim oluştu ve artık onlar kin duyuyor. Ne kadar dindarda olsa giydirilmek istenen dindar kalıbı beğenmediğinden onlar artık din düşmanı görünmekten kaçınmayacaktır.
Dileğim odur ki; biz modern düşünceli insanlar geçmişte ezilmiş kesimlerin hışmına uğramayı değil, sevgi ile kucaklanmayı ve olduğumuz gibi kabul görülmeyi becerelim. Bu karşılıklı kör döğüşünden vazgeçmek, daha fazla hoşgörü ve daha fazla sevmek, sevilmek hepimizin hakkıdır.
Yaşam tarzları bir standarttır ve bu bazı insanlarda saplantı haline gelmiştir. Başı kapalıyı zorla açamazsınız. Ayrıca kimseyi zorla ya da ikna yoluyla kapanmaya, dindar olmaya zorlamakta kimsenin hakkı değildir.
Çağ kimsenin gözünün yaşına bakmadan ilerlerken, daha modern toplumların daima önder ve güçlü olduklarını unutmayalım ve modern yaşama hakkına saygı duyalım. Ki sevilmediğine inananların oluşturduğu öfke ve kin darboğazına girmeyelim. Geçmişten ders almak esastır ve biz güçlü bir ülke olmak istiyorsak, birbirimize yaslanarak ayağa kalkabiliriz.
Herkes birbirinin boğazından elini çeksin, silkelensin ve hep birlikte ayağa kalkıp el ele yürüyelim. Sonuçta bu gemi hepimizin! Hiç birimizin bir diğeri yüzünden koca gemiyi batırmaya hakkı yok! Sevgi ve hoşgörü her hastalığın ilacıdır. Ayrışmaların ve tüm düşmanlıkların önünü kesecek tek güzellik budur.
Hepinize sevgi ve saygılarımla
Berrin Aksu