Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sıfır

Sıfır
 

Ne konuşacak ne gülümseyecek ne de dünyayı umursayacak halin olur bazen. Öylece iki perdenin birleşim yerinde saklanmak istersin. Kimse sana ilişmeden, anlatılan bir fıkraya gülmek zorunda kalmadan ya da birinin kolundan çekiştirip durarak anlattığı gündelik yaşam öykülerini sanki ilgini çekiyormuş gibi dinlemek zorunda kalmadan öylece o iki perdenin birleşim yerinde ne gece ne gündüz umursayarak ve herkesten, herşeyden, tüm bu çılgın dünyadan saklanarak kalakalmak. Budur tek istediğin Ama olmaz. Kimse istese de yalnız kalamaz. Dünya oradadır ve nedense hep üzerine doğru akmaktadır.

Tam olarak sıfır rakamının üzerinde durduğun bir andır bu yalnızlık isteği. O sıfır rakamının üzerinde ne geçmiş ne gelecek ne yaşam ne ölüm olmadan, öylece soyut kendinden, durduğun bir an. Zaman içinde birikip duran ve başa çıkabildiğini sandığın ama içinde biriktirmekten başka bir şey yapmadığını anladığın bir andır o. Bir hesaplaşma hali kendinle ve tüm dünyayla. Ve sıfır rakamı aslında hem bitişlerin hem de başlangıçların rakamıdır. Önemli olan tek şey ona nasıl baktığındır. Ve kederden geçmeden, bitişleri yaşamadan başlangıçlara gelinemez.

Önce bitişler vardır. Geride kalanlar, ardında bırakılanlar, yaşananlar, yaşanması umud edilenler, ölenler ve kalanlar vardır defterinde. Bir de nedenini tek cümleyle dile getiremediğin efkar. O iki perde ardında herkesten ve herşeyden saklanırken aslında yapmak istediklerin çok ama çok başkadır. Mesela içip içip kaybolmak istersin zaman içinde. Aklı sıfırlamak istersin. Ya da yağmurlu bir akşamda sokağa vurmak istersin kendini. Yıkanıp arınıvermek için belki de. O yokuş sokaklarından kentin ağlaya ağlaya koşmak istersin kimse sana ilişmeden kimse sana acımadan ya da biri kolundan çekip "neyin var?" diye sormadan öylece amaçsızca koşmak koşmak istersin. Açıklanabilir bir hal değildir halin. İçindeki birikenin karmaşasına bakmak seni bile yorarken başkasına ne açıklayacaksındır ki. Boşversene. O tek bir gece acıdan yoğun kıvamlı bir geceye ihtiyacın vardır işte. O gece, geçmiş ve gelecekle hesabını görecek bitişlere el sallayıp başlangıçlara merhaba diyecek ve gün doğunca yeniden gündelik yaşam içinde yitip gideceksindir. Bilirsin. Bir kapıdan geçip dünyaya yeniden girmek için, bir boşluğu aşmak için ve yeniden hayata karışıvermek için o gece yaşamında var olmalıdır. Herkes bazen delirmelidir, delirir de sadece ve sadece dünyanın ağzından burnundan tıktığı hayat artıklarını kusmak için. Ve endişeye gerek yoktur çünkü gün doğar üzerine ve hayat devam eder. Bu hep böyledir.

Fakat ne yazık ki açık açık deliremezsin. Çünkü dünya senden yaptığın herşeyi ama herşeyi açıklamanı ister. Bu yüzden yapamazsın. Bir damla gözyaşı bin insanı kahreder bilirsin de yapamazsın. Bir gece yağmur altında kalsan tüm sevdiklerin de seninle ıslanacaktır bilirsin de yapamazsın. Bir yokuştan aşağı deli gibi koşsan hayatındakilerin hepsi nefese nefese yollara düşecektir bilirsin de yapamazsın. Bu yüzdendir kaçıp saklanma isteğin. Ve yine bu yüzdendir o iki perdenin birleşim yerinde öylece herkesten saklanarak sessizce kalakalma isteğin. O, içinde biriken tüm hayat artıklarından kurtulmak için ve yeniden devam edebilmek için...

Ve bilirsin ki; biri o iki perdeyi kazara açıverecek olsa "ceee" diyerek gülümseyebilir, acını kederini içinin en derinine atabilirsin. Kimse incinmeden kimse farkında olmadan küçük bir muziplik kostümü giyebilirsin. Ve yine bilirsin ki küçük bir gülümseme en derin acıyı ardına saklayabilir. Kimseyi incitmeden ve kimseyi haberdar etmeden...

Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/506157/

 
Toplam blog
: 408
: 1090
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..