- Kategori
- Gündelik Yaşam
Şiir, ahlak, şiddet

“Şiir, insanı ahlâkın üzerine çıkarabilir mi?” demiş gönül insanı Ahmet İnam, yakın bir zamanda elime geçtiği yazısında.
Üzerinde eni konu kafa yorulacak bir söylem.
Şiirin ırmağından beslenen bir “gençlik eğitimi” ahlakın da köküne kibrit suyu dökmez; düşüncenin de.
Duyguları hem besleyen hem de eğiten bir ifade eylemi olan şiirin, eğitimde yeterli ve vasıflı bir şekilde kullanılması esastır.
Hayat, duygusallık, sorumluluk, beceri, insan eğitimi şiirin damarlarında akan kanda yeter fazlasıyla mevcut.
Şairin sözcükleri ile bezenmiş beyinler, kendini frenlemenin, tanımanın ilk koşulu, eylemi niteliğindedir.
Siz, şiire eğitim kurumlarında yer verin. Şiir, ahlaki sorumluluğunun gereğini yerine getirecektir.
* * *
Şiddetin nedeni yoksullukmuş!
Polis Akademisi’nde görevli bir memur, okuldaki şiddet ve çete kavramını ele almış.
Araştırma sonucu şiddetin nedenleri şöyle sıralanmış.
Öteden beri bilinen fakat somutlaştırılmayan bu maddelerden herkes kendine pay çıkarmalıdır:
Yoksulluk: Maddi bakımdan sıkıntı içinde olan genç, sosyo-ekonomik durumu iyi olan gençlerle bir arada bulunarak ihtiyaçlarını karşılıyor.
Kız arkadaş sorunu (Namus Bekçiliği): Okulun namusunu korumak için oluşturulan çeteler.
Öğretmen davranışları: Sınıfların kalabalık olması öğretmenlerin hakimlik duygusunu açığa çıkarması. Hakarete varan kırıcı davranışlar.
Medyanın etkisi: Şiddet yanlısı yayınlar en çok hayal kırıklığına uğramış gençleri etkiliyor.
Çalışmaya ek olarak da çete sever gençlerin ortak özellikleri şöyle belirlenmiş:
Birbirine benzeyen elbiseler, davranışlar, gülüşler, ses tonları hatta bakışlar
Herhangi bir saldırıya karşı savunmasız kalmama ve çevrelerine korku salmak için bütün üyeler birlikte gezer.
Çoğunlukla sembolik takılar veya işaretleri vardır. Yüzük, künye, kolye, zincir tarzında metaller taşırlarmış.
Egemen olan sürü psikolojisinden gençleri, hatta insanları uzak tutmak ve “bireysel değer bilincini” aşılamak geçmişte sorun oldu, zamanemizde sorun; gelecekte de sorun olacak.
Psikolog Doğan Cüceloğlu “Algılama farklılıkları yaşama zenginlik katar.” der.
Şiddetle farkındalık katılmaz, zorbalık gırla gider.
Her şeyin “eşi, benzeri” taklitçilikten, dar görüşlülükten bir adım ileri gidemez.
Benzer olanda can sıkıntısı, pespayelik vardır.
Baktıkça ya da konuştukça bu benzerlikler insana çirkin görünmeye/ gelmeye başlar.
Böylece estetiğin yerini kaba kuvvet ve nezaketsizlik alır. Gerisi önümüzde serili…
* * *
Şimdi denizinde mavi salınıyor Giresun ilinin koç burcu günlüğünde.
Martılar uçuyor limandan, hüznün göbeğine doğru.
Martı şakırtısında çoğalıyor özlemle harmanlanmış minicik yüreklerin sevdaları.
Şiir olup gözlere çörekleniyor yeşilin maviye çalan hafayi teni.
Söze bulanıyor yeşilin ilk doğum sancıları.
Bir martı, kalenin yamacından üfürüyor lodos uğultusu tok nefesini.
Mektupların geliyor aklıma: Çeşit çeşit, desen desen…
Kâğıtlarla sarılı özlemlerini hatırlar gibi oldum akşam ezanları ertesinde.
Söyle, diyordun sevda içinde türkümüzü. Türkçemin şairinden dem vuruyordun kulaklarıma.
Dağlarca gibi çoğalıyor, Dağlarca gibi işliyordun ruhuma:
“Söyle sevda içinde türkümüzü/ Aç bembeyaz bir yelken/ Neden herkes güzel olmaz/ Yaşamak bu kadar güzelken?”
Şimdi bir Türk mavisi vuruyor kıyılarına Giresun’un.