- Kategori
- Kitap
Şikasta
Önce girizgah:
Şikasta; ne bilimkurgudur, ne de fantazya (ona 'fantezi' denmez). Şikasta, politik metafordur; tıpkı Jonathan Swift'in 'Gülliver'in Gezileri'si ve Rabelais'nin 'Gargantua'sı gibi... Ondan önce de, bir roman değil, (çok çok uzatılmış) bir makaledir...
Bilimkurgu Ansiklopedisi'nden (Encyclopedia of Science Fiction, Derleyenler: John Clute ve Peter Nicholis, 1995, St. Martin's Press, New York, xxv + 1386 sayfa) 1972'de Darko Suvin'in yaptığı bilimkurgu tanımını ele alalım: Yazarın deney(im)sel çevresine alternatif bir kavramsal çerçeveyi, ana biçimsel araç olarak kullandığı, yabancılaşmanın ve biliselliğin etkileşimlerinin varlığının gerek ve yeter koşul olduğu yazınsal bir tür. Fantazya Ansiklopedisi'nden (Encyclopedia of Fantasy, Derleyenler: John Clute ve John Grant, 1997, St. Martin's Press, New York, xvi + 1049 sayfa) fantazyanın ve fantastiğin tanımlarını verelim:
Fantazya: Fantazya, kendi içinde tutarlı bir metindir. Bize, olağan dünyada gerçekleşmesi imkansız olan bir öykü anlatır.
Fantastik: Fantazya ile aynı kökten gelir. Mantıksal olarak (İngilizce'de) fantazyanın sıfat biçimi kabul edilse gerekir. Ancak, nadiren bu anlamda kullanılır. 1930'larda ve 1940'larda bilimkurguyu da kapsamak için kullanıldı. 1970'lerde Tzvetan Todorov, 'doğaüstü' öyküleri tanımlamak için kullanıldı.
Şikasta bunların hiçbirine uymuyor. Öykünün akışıyla hiç bir ilgisi olmayan, gezegenin Güneş Sistemi dışında olarak tanımlanması dışında, her şey Dünya'da ve adı verilen ülkelerde (İngiltere, Almanya, vb) ve (boğucu derecede) sıradan akışta geçer (sanki gazete okur gibisinizdir).
Doris Lessing kendini yineliyor. Nasıl mı? 'Bireyler' bölümündeki örnekler, 'İyi Bir Terörist'te (her ne hikmetse Türkçe'ye 'Terörist' olarak çevrildi, İmge Yayınları) ve 'Beşinci Çocuk'ta (Afa Yayınları), delilik faslı 'Cehenneme İniş Elkitabı'nda (? Yayınları) vardı. Üstüne üstlük, tek ciltlik eseri beş cilde çoğalttı ki onların da başlıkları makale kokuyor ('Evlilikler' gibi).
Lessing, sanırım her türü denemek istiyor. Çizgi roman metni de yazdı. Ursula K. Le Guin'in ve Susan Sontag'ın düştüğü duruma, o da düşüyor: Körler ülkesinde (Kadınistan'da) şaşı olmak, geleceğe (kalmaya) yetmiyor. (Cage-Cunningham belgeselinde, ikisini öven bir kadın vardı: 60'ını geçmiş, eksi libidolu, bir zamanlar kartaldı kılıklı, abus suratlı ve çok bıyıklı; adı geçen üçü de tıpkı o kadına benziyorlar.) Yaptığın işi iyi yap: Tarih en iyinin en iyisini bile beğenmiyor, kendini dağıtma, gerçek başyapıtlar henüz yazılmadı ve becerememişsen kabahat senindir.
Sonra kitabı mülahaza:
Kitapta inanılmaz muğlak bir anlatım var. Her olay, yazarın özel yaşamından tanıklıklara imalı göndermeler içeriyor. Biz, kuşkusuz bunların hiçbirini bilemiyoruz. Kabul: Günceleri, yazarın en yakınları bile tamamıyla çözemez. Arada yazarın merceği vardır ve bu yakından değil, oldukça uzaktan anlaşılır; yani bir yazarı en az anlayanlar, en yakınlarıdır ki edebiyat tarihi bunun örnekleriyle doludur. Üstüne üstlük, Steinbeck'e ve Plath'e olduğu üzere, bir de dava açarlar. Ancak Lessing, burada da kantarın topuzunu kaçırıyor. Vakalarını roman dışında bir yazınsal biçimde, çok daha rahat açımlardı. Yine de, ana konuyla ilgisiz olsa da, bazı parçalar (kedi öyküsü gibi) çok hoş ve yürek burucu.
Romanın anafikri ise, olabilecek en berbat bilimkurgu klişelerinden biri: Uygarlaştırma. Yahu; sayın Avrupalılar, hala öğrenemediniz mi? 500 yılda Dünya'yı yalnızca barbarlaştırdınız. En akıllınız deli bekir, onu da köstekle yatır.
Lessing, naif doğalları övüyor mu, dövüyor mu belirsiz. Kim kime ne (hangi kültürü) verecek? Uygarlar mı barbarlara, barbarlar mı uygarlara?
Ot yemek, şiddetsizlik demek değildir. Vejetaryenler de öldürüyor beyler. Bitkiler, insanlardan daha canlıdır.
Kent kurmak, uygarlık değildir. Bugün, Dünya'nın en kalabalık 25 kentinin 15'i, insanlık tarihinin en büyük barbarlıklarına meydan olmakta... Tarihte olgular, karşıt göstergeler taşıyabilir. Birebir mantık, zihni yanıltır.
Dinler, hep yalan söyledi. Kutsal kitaplarla evrim tarihi (yalan söylemlerle gerçek bilgiler) harmanlanamaz. Gerçeklik, bundan büyük zarar görür (astroloji ile astronominin nasıl karıştırıldığını unutmayalım).
Bırakalım martavalları... Bre Lessing, bu kadarını da senden ummazdım doğrusu...
Bir de olumlu söz edeyim bari:
Johor'un yalnızlığı, beyni olan küçücük azınlığın, beyni olmayan o milyarların arasında çektiği, onmayan, dinmeyen, dayanılmaz, kaçınılmaz acıyı getirir. Sorun, o acıyı 'Acı' yapabilmektir. Ancak o zaman, başkaları onu altetmeyi öğrenirler ve becerirler. Geriye bıraktığımız bu iz, yaşamış olduğumuzun biricik kanıtıdır. Bu; bir kitap olabilir, bir dans olabilir, bir film olabilir... Çok daha önemlisi, yıkımın boşluğu (ve hatta ma'sı) olabilir..
En son da epilog:
Son yılda, bir çok eski-usta-yaşlı yazar beni üzdü ve şaşırttı: Le Carre, Hassel, Clarke, en son da Lessing... Varlıklarını, yani yazmayı, dayandırdıkları konu tükenince, enazından susmayı bile beceremeyip ifrata kaçtılar. Le Carre soğuk savaş dönemi casusluklarını, Hassel 2. Dünya Savaşı'nı, Clarke bilimkurguyu başarmışlardı. Bununla yetinmediler. Sporcular bile zirvedeyken bırakırlar. Kabul, yazmaktan başka yapacak hiç bir şeyleri yok(tu) ama hiç olmazsa günce / özyaşamöyküsü filan yazsaydılar. Okuyucu olarak kendimi, en hafifinden hakarete uğramış hissediyorum. Her kitaba zaman ve para veriyorum. Kalitesiz malı ünle ambalajlamak, yazarlık onuruyla hiç mi hiç bağdaşmaz.