- Kategori
- Sinema
Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind)

SİL BAŞTAN filmini çok uzun zaman önce izlemiştim ve gerçekten çok güzel kalmış aklımda. Zaten filmi de zihnimden silmeye sildirmeye hiç mi hiç niyetim yok.
Kahramanımız Joel ( Jim Carrey) kız arkadaşı Clementien ile ilişkilerindeki sorunlu anıları silmeye, acılarından kurtulmaya ve mutlu olmaya çalışıyor. Gerçekten çok fazla aşk acısı çekiyor çünkü. Aslında hemen hemen hepimizin yaşadığı benzer şeyler mevcut şu geçmişi kınalı dünyamızda. Sevdiğimiz başka oluyor genelde sevenimiz bir başka. Beklentilerimiz çok fazla oluyor kimi zaman. Sevdiğimiz kişi için biçtiğimiz elbiseler kimi zaman büyük geliyor ona kimi zaman da küçük. Bulunulan an’ı bırakıp ya geçmişe takılıyor zihinlerimiz ya da geleceğe. Kimse o an’da değil. O yüzden hepimizin etrafında kalın kalın duvarlar, kafalarımızda kocaman kocaman soru işaretleri var. Zaman geçtikçe de hem duvarlar kalınlaşıyor, hem soru işaretleri artıyor. Kendimizi anlamaktan uzaklaşıyor, karşımızdakilere karşı duyarsızlaşıyoruz. Lise dönemlerinde çok yoğun aşık olabilirken gençler ve çok daha cesur olabilirlerken, yaşın ilerlemesi ile seçimler mantık alanında yoğunlaşıyor. Ama hep diyorum ya davranışlarımız ne kadar nedensel görünse de özünde olasılıksaldır diye. Çünkü bizim dışımızda bir çok etken var ve bir o kadar etken de içimizde. Hikayenin sonunda birbirini yine buluyor arkadaşlar. İster kaderci yaklaşın isterseniz kuantumsal (yani zaten kişiler birbirleri ile olmak istiyorlardı bütünsel zaman içerisinde) sevenler varıyorlar birbirlerine tüm tesadüfleri amaçlarına araç yaparak...
“Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filminin müziği Alexander Pope’un uzunca bir şiirinden. Şiirde bir rahibenin durgun vicdanından, sıkıntısız halinden bahsediliyor. Şiirdeki “spotless “ sözcüğü ahlaki açıdan lekesiz olmak anlamında kullanılıyor ve bulunan teknik ile kişinin zihnindeki lekeler (pişmanlıklar-huzursuzluklar) siliniyor. Hatıralardan arınmış ve şu an’da olan bilince varılmaya çalışıyor teknik ile...
İnsanoğlu ne kadar bencil değil mi? Hem birşeyler yaşamak istiyor hem de sadece mutlu olanları yaşamak istiyor. Mutsuzluklarını ise genelde kendisi dışındakilere atıyor, yansıtıyor. İşte bu aşamada mantık konuşuyor. Mantık son derece bencildir. Kişinin bedenin acı çekmesini sızlanmasını istemez. Oldukça fazla bilgi toplar ki kendisini rahat hisedebilsin. Belirsizlikleri sevmez mantık. Tanımak, paketleyip kaldırmak ve yoluna devam etmek ister. Hafızada bu kadar bilgi biriktirilmesinin nedeni de günü geldiğinde kullanabilmektir bu bilgileri. Yani hayatı kolaylaştırabilmek. Mantık bu şekilde öğrenir ama ilişkiler sadece mantık ile yürümez, yürümüyor da. Gönül işleri çok fazla anlaşamaz mantıkla. Belirsizliği sever gönül mantığın tersine. Bilmekten çok bilinmek ister. Ne mutlu mantığı ile gönlünü birleyenlere, an’ı yaşayanlara...
Filmde kısaca “aşktan kaçılabilir” mi anlatılıyor, hem de çok güzel anlatılıyor.
Sonuç mu... Her izleyen görmek istediğini görüyor
Aşk ile
Bektas