- Kategori
- Gündelik Yaşam
Şimdilik...

"Şimdilik: Arkası bilinmeyen bir duvar..." /Görsel: www.yurtgazetesi.com.tr
Yıllar önce (1988) ilk kez Almanya'ya gittiğimde en çok duyduğüm sözcük "Arbeit" (okunuşu 'arbayt'), "Arbeiten" (arbaytın) dı. İngilizcem fena değildi ama bu dili hiç bilmiyordum. O zaman cep tlf., içinde dijital sözlükler felan yok, ihtiyaten hep yanımda taşıdığım "Liliput" sözlükcüğü açtım baktım ki anlamı: "İş","çalışmakmış!". Almanların herkesi imrendiren halleri ortada, fazla söze gerek yok!
Ya bizde; "Şimdilik"....
Şimdilik: sanki arkası bilinmeyen bir duvarı seyretmek gibidir.
Çoğu kez yaşanan anın yetersiz veri ve imkânları doğrultusunda verilen kararlara yöneliktir, geçicidir. Doğal ömrü kısadır.
Masum haliyle, bir türlü yerini bulamayan eşyalar için kullanılan bir tür zarftır. Örneğin: şimdilik bu ampuller burada dursun. Şimdilik bu tür kitapları burada tutalım vb.
Pek de masum olmayan haliyle; " şu ilaçdan bir alıver, belki geçer" diyen "şimdilik" hallerimiz de var...
"Şimdilik iyiyim.", "şimdilik yeter.", "şimdilik böyle olsun."... Severiz bazen bu kelimenin belirsizliğini.
Ama hayatın diğer alanlarında; "Şimdilik şu işe bir girivereyim", "şimdilik şu okula/ fakülteye bir başlayıvereyim", "şimdilik bir sözlenelim de..." gibi temel konuları geçiciliğe ve belirsizliğe yayan kişisel hallerimiz ya da "şimdilik şu pahalılığa biraz diş sıkalım", "şimdilik şu partiye bir destek verelim" diyen toplumsal hallerimiz yok mu?
Farkında olmadan aradan zaman öyle bir geçer ki bu "şimdilikler"in çoğu bir bakarız kalıcı olmuş! Kalıcı, değiştirilmesi çok zor gerçeklerimiz olarak her şeyimize damga vururlar.
Boşluğa düşmemek, belirli dönüm noktalarında kritik konularda sürüncemede kalmamak, koyu belirsizliklerin -insan ruhunu daraltan- karanlık kapısını biraz olsun aralamak açısından bu türden davranışlar bir ölçüde anlamlı gibidir. Öte yandan; yarınları düşünmemek, planlama yapmamak, koşullara hemen teslim olarak özgür tercihleri ıskalamak, karşıdakini kıramamak türünden bir sürü tercih hatasını beraberinde getirerek...
Peki neden böyle?
Bu konuda -son paragrafda belirttiğim kişisel/ toplumsal tercih hataları dışında- ilk ikisi genel, diğer ikisi ise bizlere özgü dört temel ve önemli olgu daha akla gelmekte... Birincisi zamanın hızlı akışı ve genel olarak sınırlı oluşu, bu bağlamda ömrün görece kısalığıdır. ikincisi sınıfsallık, üçüncüsü, biz Türklerin göçerliği... Göçebe bir toplumsal gelenekten gelmemiz, dördüncüsü de dinimiz (İslamiyet)
Birinci konu; zamanın hızlı akışı ve insan ömrünün sınırlı oluşu kozmik ve evrensel bir durum. Bu durum karşısında hedeflere yönelik disiplinli çalışmaların dozunu artırmak dışında yapacak fazla bir şey yok!
Sınıfsal konum üretimin şekli ve ona dayalı işbölümü temelinde, tarihsel gelişimi içinde anlatılırsa anlaşılabilmesi ancak olanaklı olabilen toplumsal bir konumdur. Sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bir gruplandırma olan toplumsal sınıflar, kendilerine ait sosyal, kültürel, etik ve estetik değerleri somutlaştırıp rafine ederek kendilerini ortak bir bilincin sahibi kılarlar. Sınıf bilinci de, genel anlamda, aynı sınıfa mensup bireylerin paylaştığı ortak çıkar ve hedeflerle ilgili bilinç durumunu ifade etmektedir. Bu açıdan kısaca belirtilmesi gereken şey; ekonomik durum iyi, ilişkiler güçlü, dayatmalar sınırlı ise insanın kalıcı durumlar, idealler için direnme gücü de o ölçüde yüksektir.
Henüz 2500 yılı yayılan tarihimizle tarih sahnesine geç çıkan biz Türkler kadar coğrafyasını değiştiren başka bir ulus yok! Bu süreç içinde, Asya'nın Kuzey-Doğu steplerinden dura-kalka, düşe-kalka Küçük Asya'ya (Anadolu'ya) doğru uzun bir yolculuk söz konusu... İslamiyet öncesi göçer bir toplum olan ve coğrafyasını sıkça değiştiren Türkler için mekân kalıcı değil geçicidir, "şimdilik"tir.
M.S. 700'lerin ortalarından itibaren yaygınlaşarak kabul gören İslamiyette ise, bu dünya geçicidir. "Şimdilik"tir. Esas olan "öbür dünya"dır! Bu inanç-davranış eğilimi örneğin yapı tarzına da yansımış, özellikle sivil mimaride taş ve mermerden çok ahşap kullanılmıştır. Bunlar da ya yangınlara ya depremlere ya da zamana yenik düşerek yok olup gitmişlertir.
Bu iki tarihsel özellik birçok şeye "şimdilik" gözüyle bakılmasını toplumsal bir refleks haline getirmiş olup bu refleks beyin kortekslerimizde, kollektif toplumsal hafızamızda hâlâ saklı olabilir.
Toplum tümüyle laikleşip daha da çağdaşlaştıkça bu refleksde de önemli bir kırılma olacağı kanaatindeyim.
İ. Ersin Kabaoğlu,
25 Temmuz 2013,
Mercankoy/ Gerence