​ Simon amca ve ben / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Simon amca ve ben

30 yıl öncesindeydi yaşananlar. İstanbul’un Yakacık beldesinde. O dönemin Yakacık’ını yaşamak gerekir, anlatmak dinleyenlere pek inandırıcı gelmiyor.

İstanbul’un balkonudur, denizden 500 metre yüksekte Ayazma Tepesi’ne (Aydos Dağı’nın bir parçası) kurulmuş bir yerleşim yeridir. Orada büyüyenler genellikle İstanbul’luyum demezler zira biz Yakacık’lıyız. Lakin bizden başka fazlaca bilen yoktur neresi olduğunu. Ankara’da öğrencilik yıllarımda nereli olduğumu sorduklarında ben cevap verdim orası neresi dediler? Üzüldüm bende ve kızdım tabiki. Onca güzel şeyin yaşadığı yeri nasıl bilmezler ki?

Dar gelirli bir ailenin iki çocuğundan büyük olanıydım. Bir akrabamızın evinde kira ile oturuyorduk. Mahallemizde çok farklı ekonomik gelirleri olan insanlar oturuyordu ve çok farklı kültürlere sahip komşularımız da vardı. Hemen hemen 6 ay boyunca nüfusu daha da artardı. Çünkü, yazlıkçılar gelirdi. Deniz filan yok ama denizi tepeden gören bir orman içindeydi. Yerleşik halkın yanı sıra İstanbul’un merkezinde iş yerleri olanlar ve orada oturanlar yazın tadını çıkarmak için gelir ve pansiyonerlik yaparlardı.

Bizim evimiz de 3 odalı ve bir salondan oluşuyordu. Parasal sıkıntı yaşanması nedeniyle babam evimizin bir odasını pansiyon olarak kiralamaya karar verdi. Bu işle ilgilenenlere konuyu iletti ve kısa bir süre sonra pansiyoner bulunduğu bilgisi geldi. Biz aceleyle bir odamızdaki yaşantımıza son vererek diğer odalar çekildik. Mutfak, banyo ve tuvalet ortak kullanılacaktı. Doğal olarak buzdolabı ve evdeki siyah beyaz televizyon da.

Babam iki yaşlı insanın geleceğini söyledi bize. Karı kocalarmış ama kadıncağız için bakım gerekiyormuş. Vücudunun bir bölümüne felç gelmiş. Zaman geldi ve pansiyonerlerimiz ufak tefek kişsel eşyaları ile evimize geldiler. 60-65 yaşlarında bir karı koca. Kadın gerçekten yürüyebilmek için zorluk çekiyor ve ellerini kullanamıyordu. Onlar eşyacıklarını onlara ayırdığımız odaya yerleştirdikten sonra ortak kullanıma ayırdığımız salonumuzda akşam haberlerini birlikte seyretmek için babamdan izin istediler.

Akşam olduğunda tv seyretmek için geldiler ve tanıştık kendileri ile. Estel ve Simon.

Simon amca terzilik yapıyormuş ama yaşlanınca bırakmış bir de eşi rahatsızlanınca ona bakmak için zaman gerektiği için. Madam Estel ise gerçirdiği bir rahatsızlık sonucu bazı organlarının işlevini yitirmiş. Çocukları yoktu bir tek bizim bildiğimiz Madam Estel’in bir kız kardeşi olduğuydu. O akşam haber seyredildi ve yorumlar yapıldı. Biraz sohbet sonrası yatma saati geldi.

Devamındaki günlerde Simon amca her sabah erkenden kalkar kahvaltılarını hazırlar ve Madam Estel’i uyandırırdı. Eşinin koluna girerek onun yüzünü yıkamasına yardımcı olur ve hepizin çok yakından bildiği bir lazımlık sayesinden de tuvaletini yapmasını sağlardı. Saçlarını taradıktan sonra ıslak ve sabunlu bez ile vücudunu temizledikten sonra kahvaltılarını yaparlardı. Öğlen ve akşam yemekleri de Simon amcanın maharetli elleri ile hazırlanıp Madam Estel’e sunulurdu.

Madam Estel ise bir eşten çok parıldayan gözlerle Simon amcayı takip eder onun gözlerinin içine bakan bir çocuk gibiydi. Daha önce yaşadıkları kimbilir ne kadar güzel günleri olmuştu. Hiç ama hiçbir zaman Madam Estel’in saçlarının dağınık olduğu, tırnaklarının bakımsız vücudunun ise koktuğunu hatırlamıyorum. Her zaman mis gibi kokardı. Simon amca melek kanatları ile onu koruması altına almıştı.

O dönemler yaz aylarına geliyordu Ramazan ayı ve bayramı. Gündüz vakti yemek yaparak kokuyu evin içine saldığını veya bizlerin imrenmesine neden olabilecek bir şey yaptığını hatırlamıyorum Simon amcanın. Ramazan bitti ve bayram sabahı namaz dönüşünde kapının zilini çaldığımızda kapıyı açan Simon amca olmuştu. Elinde kolonyası ve mendili ile karşılamıştı bizi. Bayramımızı kutladı. Biz kahvaltımızı yaparken Simon amca ve Madam Estel’i de çağırdık. Birlikte yapılan kahvaltıdan sonra onlar odalarına çekildiler. Adet üzere büyüklerin evlerine ziyarete gidilirdi. Biz de en yakındaki büyümüğümüz olan Simon amcanın bir odadan oluşan evine bayram ziyaretine gittik. Madam Estel bayram giyisilerini giymiş keza Simon amca da bizi bekliyorlardı. Ellerini öptük ve bizim yoksulluğumuz nedeni ile pek alışık olmadığımız çikolatalarımız ile birlikte bayram harçlıklarımızı aldık. Daha sonra da akrabalarımız ve mahalledeki diğer eş dost ile bayramlaşma merasimi devam etti.

Bir gün Madam Estel’in ablası ziyarete geldi onları.beraberce ortak alanımız olan salonumuzda bize ev ziyaretine geldiler. Ablası yanında getirdiği bir parça kuru hamur parçasını bize ikram etti. Aldık ve yedik. Hiç birimiz veis duymadık bundan. Onlar için de dinen önemli bir konuymuş bu. Bizim bayramımızı kutladıkları gibi biz de kendilerine “mübarek olsun” dedik. Hiçbirimizin aklına başka bir dinden veya milliyetten oldukları gelmedi hiç. Bir evde yaşandı tüm bunlar.

İki yıl arka arkaya geldiler yazları. Simon amcaya amca diyebiliyorduk ama Madam Estel’e Estel teyze diyemiyorduk. Nedenini ise bilmiyorduk neden teyze diyemediğimizin. Aradan yıllar geçti ve Madam Estel’in ablası aracılığı ile bir haber geldi. Simon amca vefat etmiş Madam Estel ise sağlığına kavuşmuş. Hayatın bir cilvesi mi bu?

Bizim tanık olduğumuz süre boyunca bir gün bile ama bir an bile Madam Estel’in ahlandığını hiç duymadık. Simon amca Cennet’te midir acaba?

Benim çocukluğumda hem Ermeni hem de Rum arkadaşlarım oldu. İçlerinde anlaşabildiklerim anlaşamadıklarım da oldu. Kavga da ettik birlikte bir parça ekmeği de paylaştık. Onların ailelerinin içinde insanoğlu insan da vardı insanlığa sığmayanlar da. Aynı mahallemizdeki diğer Türk olanların içinde olduğu gibi. Ne Ermeni’lerin hepsi kötüdür ne de Türkler’in hepsi.

Yeniden alevlendi Ermeni meselesi. Tüm haberleri okumaya çalışırken ve onlara yapılan yorumları değerlendirmeye çalışırken aklımın bir köşesinde Simon amca oturuyor. Bir de Bayburt’ta mağaraya doldurularak üzerlerine gazyağı dökülüp yakılmak istemen dedemin kardeşleri.

Yakmaya çalışanlar da Ermeni, Simon amca da. Askerimizi 1.Dünya Savaşın’da arkadan vurmaya kalkan Ermeni çeteleri nasıl varsa Kurtuluş savaşında destek olan ve savaşan Ermeniler’de vardı. Aynı bizde ki gibi.

Cumhurbaşkanı kendine görev bilmiş ve Ermeni olmadığını kanıtlamaya çalışıyor sanki Ermeni olmak adi birşeymiş gibi. Adam olabildin mi sen onu söyle.

Ne dedelerimin intakımını almaya çalışıyorum ne de yaşananları unutmaya. Anlamaya çalıştığım bir tek şey var bu ülke için kim ne yapmış kim ne yapmamış.

Ben soykırım yapmadım benim dedem de yapmadı 1915 de yaşan bir çok Türk gibi. Elbette çok kötü olaylar yaşandı hem Türkler hem de Ermen’iler için. Soykırım yaptığına inanan birileri varsa dedelerinin içinde onlar özür dilesinler ama ben asla. Ölen dedemin kardeşlerinden kimler özür dileyecekler?

Özüreleri filan bir tarafa bırakın şu an bu ülke için ne yapıyosunuz ondan haber verin.

 
Toplam blog
: 71
: 606
Kayıt tarihi
: 18.12.08
 
 

1967 Yakacık doğumluyum. H.Ü. Edebiyat Fakültesi'nde 2 yıl öğrenimden sonra İ.Ü. Arkeoloji ve San..