- Kategori
- Sinema
Sinemada aseksüelite 2
Önbilgi: Zelin Artuğ adlı okurum, ‘Sinemada Aseksüelite’ metnime yaptığı ikinci yorumunda, aşağıda parçalara ayırıp yanıtladığım bir yorumda bulunmuş. Bu yorum, bana bu metni yazdırdı. Önce yorumun tamamı birarada:
“Kadın-erkek arasındaki ilişkinin yazılım-donanım arasındaki ilişkiyle bağlantısını kurmak, iki açıdan yanlıştır. İlki; yazılım mevcut durumda donanımın bir parçasıdır ve aslında soyut gibi gözükmesine karşın, 0 V ile +0.8 V ya da +2 V ile +5 V arası değerlerin trilyonlarcasından meydana gelecek kadar da somuttur. İkincisi ise; donanımın varlığı yazılımdan bağımsızdır ancak tek başına işe yaramaz. Oysa, yazılımın varlığı donanıma bağımlıdır. Bu iki noktada kadın-erkek ilişkilerine bakarsak, bu tür bir benzetmenin yanlış olduğunu görebiliriz. Yalnızca; ‘hümanizmin bataklığı’ dediğiniz olayın 'humain'in varlığının tek koşulu olmasıyla, yazılım-donanım birlikteliğinin bilgisayar kontrollü makinelerin ya da siborg'ların varlığının tek koşulu olması benzerliğinden, ‘evrensel bir aseksüalitenin olanaksızlığı’ konusunda söz edilebilir. Bu durumda, insan, fiziksel olarak İNSAN kalacaktır belki ama anlayış olarak bunu başarabilecek midir ? Yoksa O'nu, emperyalizmin finanse ettiği sinema mı yönetecek ?”
Bundan sonra, iki tırnak imi arasında alıntı önce, yorum sonra sırasıyla gidilecektir.
“Kadın-erkek arasındaki ilişkinin, yazılım-donanım arasındaki ilişkiyle bağlantısını kurmak, iki açıdan yanlıştır.”
Ben bunu kastetmedim. Ancak, burada ciddi bir sorunsal-açmaz var. Kadını ve erkeği yazılım ve donanım olarak tasarlarsak; yazılımlar duygu ve düşünce, donanılımlar beden, siborg, tam inorganik yapı, özdekötesilik olarak tasarlanınca (ki tüm bunlar uygulanabilir kuramlar olarak bu yeranda mevcut), bir ‘bakış açısı değiştirme ve genişletme sorunu’ ortaya çıkıyor.
Kadın-erkek arasında; cinsellik, çocuk ve aşk vardı. Kadında annelik; genetik, biyolojik, psikolojik ve kültürel (sanat eserleriyle diyelim, Diane Arbus’un fotoğrafta bana annelik yaptığı gibi) annelik olmak üzere bölündü ki o da yalnızca 25 yılda.
Şu anda var olabilecek biricik yazılım ve donanım gerçek kadın-erkek ilişkisi, ‘Ghost in the Shell 1-2’deki kadın ve erkeğin ilişkisidir. Biri öteye, aşkınlığa geçer, biri insanda kalır. İkisinin birden aşkınlaştığı seçtiği örneğe, bir tek ‘Hiç Üçlemesi’nde enginleşen erkek insan ile enginleşen kdın Hiçi olarak raslıyoruz ki bunlar etkileşmezler.
“İlki; yazılım mevcut durumda donanımın bir parçasıdır...”
Hayır: Optik donanım zaten mevcut ama kullanılmıyor. Donanım dediğimizde, katı hal fiziğine dayalı bir fizik anlıyoruz ki her geçen gün maddenin yeni halleri bulunuyor. Optik donanım dediğimizde, katı hal fiziğindeki herhangi bir bilgisayar parçasından sözetmiyoruz, uzamı (boşluğu da denebilir) polarize etmekten söz ediyoruz.
“.. aslında soyut gibi gözükmesine karşın, 0v ile +0.8v ya da +2v ile +5v arası değerlerin trilyonlarcasından meydana gelecek kadar da somuttur.”
Hayır: Burada özdeşlik ilkesi işlemediğinden dolayı, yani bir şey (örneğin bir Koch Adası’nın 2 boyutlu gibi görünüp, 2 küsur boyutlu olması gibi) kendinden fazla ve farklı olabileceği için, zihin bedenden fazla ve farklı birşeydir ve bu ne monizmdir, ne de düalizmdir (bakınız zihin felsefesindeki en önemli 2 ekol). Zihin, analitik değil, sentetik diyalektik ve poliyalektiktir. Orada üçüncü durumlar ve bir şey tam karşıtı olabilir, tıpkı bir atomun 2 yeranda olabileceği gibi...
“Oysa yazılımın varlığı donanıma bağımlıdır.”
Hayır, değildir. Aynı zamanda, zihin de bedene bağımlı değildir. Yoksa, ben Aristo ve Lao Tzu sentezini yapamazdım (bakınız sözü geçen metin). Aradan 2.500 yıl, 5 dil ve 20 ülke geçti ve onların bedenlerinin atomları kimbilir nerelerdedir (sizde veya bende olma olasılığı bayağı yüksek)? Sinema da, bu ötedilliğin ve kültürün genetiğin yerini almasındaki dış bellekliğin en son teknolojik durumudur. Kaldı ki o da geçilmiştir. Artık felçliler, beyinleriyle bilgisayar kullanabiliyor, yalnızca düşünerek. ‘Tron’dan ‘Matris Üçlemesi’ne dek sinema, bu konuda birçok örnek vermiştir.
“.. ‘hümanizmin bataklığı’ dediğiniz olayın, 'humain'in varlığının tek koşulu olmasıyla, yazılım-donanım birlikteliğinin bilgisayar kontrollü makinelerin ya da siborg'ların varlığının tek koşulu olması benzerliğinden...”
Birçok eksik ve yanlış bilgi var. Şu anda bunları yazabiliyorsak, bunlar çoktan aşılmış demektir. Bilimkurgucu düşler, gelecekbilimci düşünür, teknokratlar uygular ama kendileri tasarlayamaz, yoksa NASA ve CERN’de 10.000 tane sıradan insan olmazdı ve 2 uzay mekiği düşmüş, asrın nükleer fizik deneyi becerilememiş ve ertelenmiş olmazdı.
İnsan-ötesi’nin yalnızca siborglarla sınırlı sanmak, taa 1950’lerde kalmış bir köhneliktir. Artık, güvercinler uzaktan kumandayla uçurulabiliyor ve insanlar beyinlerini kullanarak ekzo-iskeletlerle yürüyebiliyor.
“... ‘evrensel bir aseksüalitenin olanaksızlığı’ konusunda söz edilebilir.”
Aseksüeliteyi kimse evrensel yapmak istemiyor. Zaten, insana ilişkin olup evrensel, hatta global olan herhangi bir nitelik yoktur.
“Bu durumda, insan, fiziksel olarak İNSAN kalacaktır belki ama anlayış olarak bunu başarabilecek midir?”
Farkında olmadan insanın henüz olmadığını, olamadığını, tarihin bitmediğini, çünkü henüz başlayamadığını; yazının 6.000 yılında insan nüfusunun yarısının etkin okumazyazmaz olduğunu, hatta 5.000 halkın 2’sinin henüz ateşi bile icat edemediğini imlemiş oluyorsunuz. Sizin savlamalarınızı ve argümantasyonunuzu yıkan da burada: İnsanın öncesi de, barbarlık da, insanın sonrası uzaycılık da, insan olmak için işlevsel olabilir. Olmayabilir de... 6, 5 milyar kişideki 6.500 meta-hüman, Dünya’yı kendi kaderine terkedip gidebilir de... Bu, onların hakkı olacaktır. İnsan türü yok olmayı hak etmiştir, çünkü kendi kendini yok etmeye kezlerce çabalamıştır. Bununla insanın kötü olduğunu imlemiyorum, yalnızca aptal ve cahil olmayı daha çok yeğlediğini imliyorum.
“Yoksa O'nu, emperyalizmin finanse ettiği sinema mı yönetecek ?”
Sinema, düşüncesel bir araçtır. Felsefe ve bilim de öyledir. İnsan sinemayı ve diğer tüm düşünce araçlarını kullanarak, önünde uzanıp giden ve katetmesi gereken binlerce yıllık evrim yolunu katedecektir ve etmeyecektir.
Sen, yönetilmeyi kabul etmezsen, seni kimse yönetemez, sinemayla bile, eğitimlileri kastediyorum. Gönüllü köleliği, kulluğu seçenlere entelejensiya denir. Tüm paradigmaları yıkanlara da entellektüel denir.
Sinemayı emperyalizm de finanse eder, anti-emperyalizm de, çünkü Dünya’nın tüm ülkelerinde film yapılır. 1. Dünya’daki ve-ya G-7’daki tüm filmleri de emperyalistler finanse etmez, bağımsız yapımlar da vardır. Teknolojiyi de, yalnızca emperyalizm finanse etmez, hemen herkes birşeyler icat etmek için çırpınıyor ve para harcıyor.
Dönelim asıl konumuza:
Sinemada aseksüalite, sizin de itirazlarınızın gösterdiği üzere, insanlığın halihazırdaki tabularını yıkmada çok etkin bir araçtır. Japon çizgifilmleri animeler, 1945 atom bombalarının hıncını hala taşıdıkları için, bu yıkımı büyük bir istekle yerine getirmiştir.
Düşünün ki 1 küsur milyon film var ve kadın-erkeksiz film sayısı 3-5 tane. Ortalık aşk filmi dolu, kimsenin sevdiği yok, herkes sevilmeyi bekliyor. Holywood gibi, sinemayı bir yalan makinesi, bir dezenformasyon aracı gibi gören ve uygulayan çok, seyirciyi etkiliyor ve görülüyor ki siz de bundan payınızı fazlasıyla almışsınız. Çünkü, onların düşünmenizi istediği tarzda savlar öne sürmüşsünüz.
Bakın, çok basit:
Uzay henüz bomboş.
Orada insan olmaya gerek yok, kadın-erkek olmaya gerek yok, cinselliğe, çocuğa, aşka gerek yok. Bunlar yalnızca beyin safrası. Uzaya evinizi taşıyamazsınız. Ev-gezegen Dünya ve oradaki insan paradigmalarını unutmadan, gelecekte yeriniz yok. Bu savlarınızla, ateşi hala icat edememiş o kabile mensuplarından farkınız kalmıyor.
Sinema yolu açtı: Biz gidiyoruz, hatta gittik bile. Sizler, ister kalın, ister gelin.