​ Sinemamızın sorunları / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '09

 
Kategori
Sinema
 

Sinemamızın sorunları

Türk filmlerini izlerken, sık sık kapılınabilecek bir düşünce şudur; allaşkına, şu kameranın kendi kabiliyeti olmasa, biz Türkler acaba nasıl film çekecektik?

Bu şu demeye gelir ki, aşağı yukarı kameranın kendi kabiliyeti ile çektiği görüntüleri izleyiciye olduğu gibi dayamaktayız.

Çünkü, film denen şeyimizi incelediğimizde, ne konunun, ne onu anlatma tekniği olarak senaryonun bir ilginçliği, derinliği, içine çekiciliği vardır, çoğu zaman, anlatılan şey hayattaki bir gerçekliğe dahi denk gelmez. Türk filmlerinde çekilen milyonlarca sahne gerçek hayatta hiç yaşanmamış sahnelerdir.

Konunun ve onun zekasal işlenişinin ötesinde, bunu sinema dili ile yapış da aynı sorundan musdariptir; konunu, olayları allah ne verdiyse, kamerayla çekip, bunları kafana estiği gibi kesip biçip, kurgulayıp, montajlayarak ekrana dayıyamazsın, onun yol ve yöntemi vardır. Sinema tekniğinin, sahnenin düzenlenişinden, kamera kullanılışına, diyalog şekillerine kadar asgarileri olan tonla kuralı vardır. Filmlerimiz bundan da bihaberdir.

Peki oyunculuğa ne demeli! Bizim oyuncuları izlerken, gerek senaryonun iyi yazılmamış olmasından, gerek iyi yönetilemiyor olmasından da kaynaklansa, yine de, oyunculuk faciaları vardır. Bunu en baba olarak lanse edilen oyuncuda bile görmek mümkün olabilir. Bizde, örneğin 'acılı bir baba rolü' yapılmaz da, 'acılı bir baba rolünü yapan oyuncu rolü' yapılır. Farkı anlayabiliyor musunuz? Bu oyun stili oyuncuların büyük çoğunluğunun yöntemidir. Ama doğru değildir, izleyiciyi ikna etmez, sempati yaratmaz, oyuncunun davranışları, yönetmenin yanlışları, senaryonun mantıksızlıkları yapımı izlenemez hale getirir.

Örneğin bir sinema filmi çekiyor iseniz, konunuz en dahiyane dahi olsa, yine de, bunu sinemanın doğru yol ve yöntemleriyle anlatabilmiş olmalısınız. Filminiz saçma sapan yanlışlarla doluysa, konunuz ne kadar üstün bir duygu ve zihnin eseri de olsa, sıfır çekmelidir, başarısızdır. Çünkü sanat özünde mimesistir. Bunu tekniğinizle ne kadar farklılaştırsanız da bu değişmez.

Anlatıyı genel bir şemsiye olarak kabul edersek, bu ister, film olsun, ister, edebi metin olsun, ister görsel bir sunum olsun, her bir sanatsal ifade için geçerlidir. Anlatı, anlatım, anlaşılma, sanatımızda ne kadar avangard, sürrealist vs. olursak olalım, basit bir ikiliyi içerir; anlatabilmek ve anlaşılabilmek. İkna edici olmak, anlaşılabilir olmak, bir anlatımın başlıca kaygısı olmak gerekir.

Bir yapıtta, anlatıma ve anlaşılmaya katkısı olmayan her şey fazladır. Mesela, sanırım Anton Çehov ile ilgili anlatılır, eğer bir sahnede duvarda tüfek asılı ise, onun mutlaka patlaması gerekir. Eğer patlamayacaksa orada bulunmasının da gereği yoktur, deermiş.

Oysa bizim yapımları bu yöntemle ayıklasak, 1 saatlik film yarım saate düşerdi belki, kalan o kısmı da çöpe atmak gerekirdi.

Peki, bunları sinemacılar bilmiyor mu? Bilmez olurlar mı..

Birincisi, bir sinema sektörünün alt yapısı kurulmamış. Yabancı filmlerin bitiş jeneriğini izlerken sayısız isim geçer. Neden, çünkü, adamlarda belki de her ayrıntının uzmanı ve uzmanlaşmış bilgisi vardır. Ülkemizde bu uzmanlaşmış bilgi ve uygulayıcısı yoktur. Olsaydı, tık, tık, her şey legolar gibi birbirine eklemlenirdi. Ama adam diyelim görüntü yönetmeni ama belki diyafram, obtüratör opsiyonlarını değerlendiremiyor olabilir, gibi. Oysa uzman, örneğin bir gerilim anında, ne, nerde nasıl olmalı, konumlanmalı, sürmeli gibi sorulara tık, tık cevaplara sahiptir.

İkincisi de, izleyicimiz cahildir, aydını bile cahildir, çünkü okuma kültürü yoktur, o yüzden ne versen, sezgisel olarak kabul etmese de, yer, yeriz. Bu da sinemacılara kolaylık sağlar, o yüzden, sınırlar zorlanmaz. Acımayan, sizlamayan kas gelişmezmiş, belki onun gibi.

Üçüncü bir nokta olarak da, sinemanın durumu salt kendi dinamiğine bağlı değildir, ülkede zihinsel üretime bağlı gelişmişlik düşüktür, ülkede gerçekten güçlü eser verebilen kaç tane yazar çizer vardır? Kimlerin, hangi yapıtlarının peşinden gittiğimiz ortada, ama gerçeğimiz budur, ona da saygı duymak lazım.

Bu da ülkenin gelmiş geçmiş genel yönetimsel sorunlarıyla bağlantılıdır.

 
Toplam blog
: 467
: 1012
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..