- Kategori
- Siyaset
Sinop-Samsun hattında öfke ve nefret

BDP heyetinin Karadeniz gezisi yapacağını öğrendiğimde, bu gezide ciddi bir takım olayların çıkabilme ihtimalini düşünmüştüm. BDP açısından bu türden gezilerin yapılmasını olumlu karşılıyor olsam da diğer yandan muhtemel çıkabilecek olaylar sonrasında yaşanacak bir kitle katliamı, onarılamaz hasarların oluşmasına neden olabileceğini göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyordum. Belki de ciddi bir takım protestoların önünü almak adına Karadeniz’e giden BDP heyetinde, sosyalist soldan gelen isimler vardı.
Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder ve Levent Tüzel…
Bir anlamda heyet, önümüzdeki dönemde bir kitle partisi olma hedefinde olan ve geniş bir sol yelpazenin katılımıyla ortaya çıkan HDP’yi (Halkların Demokratik Partisi) ve Kürt Sorununda yaşanan barış sürecini halka anlatacaktı.
Olmadı…
Neden olmadığına ilişkin yanıt belli aslında…
Son otuz yıllın, hatta geriye gidin son elli yılın kiri pası öyle bir anda temizlenmiyor. Birikmiş öfkeler, binlerce ölüm üzerinden aşınmış ilişkiler… En nihayetinde var olan bir Kürt Sorunu ve bu sorunu merkezine alarak var olma çabası içerisinde olan bir partiye ve yasadışı bir örgütün varlığına ilişkin oluşmuş bir karşı tepki…
Belki de devletler için bulunmaz bir vaziyet…
Zira her şeyin kendi karşıtını yarattığı gerçeğinden hareket edersek, Kürt Sorunu ekseninde ortaya çıkan siyasal hareketler, olabildiğince hırçın Türk milliyetçiliğini de beraberinde körükledi. Ne var ki kimi bir takım saha araştırmalarına baktığımızda ki buna en güzel örnek TESEV’in geçtiğimiz yıllarda yaptığı bir saha araştırmasıdır, Kürtlerin demokratik taleplerine ilişkin toplumun en fazla milliyetçi hassasiyetini barındıran bölgelerinde dahi olumlu tepkilerin ortaya çıktığını gösteriyordu bu saha araştırması…
O halde şu soruyu sormak gayet yerinde olur kanısındayım, “Neden Karadeniz’de BDP heyetine karşı bu şiddet dalgası oluştu?”
Yukarıda, paragrafın girişinde ifade ettiğimiz düşüncemiz saklı kalmak kaydıyla, son üç beş ay içerisinde Başbakan’ın izlemiş olduğu siyasete baktığımızda yaşananların yanıtını bulabiliriz gibi geliyor bana.
Henüz daha iki hadi bilemediniz üç ay önce Başbakan BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmak için düğmeye basmamış mıydı? Meydan meydan, kanal kanal gezip, BDP’li vekiller hakkında atıp tutan Başbakan değil miydi? Hatta Başbakan daha da ileriye gitmiş ve idamı gündeme getirmemiş miydi? Bir tarafta BDP’lileri bilinçli bir şekilde hedef gösteriyor, diğer yandan Öcalan üzerinden idam hadisesini güncellemeye çalışıyor ve seçimlerde milliyetçi hassasiyeti yüksek olan çevrelerden oy devşirmeye çalışıyordu. Ne olduğunu anlayamadığımız bir anda Başbakan bütün bu politik yaklaşımlardan çark etti… Ne idam hadisesi kaldı ortada, nede dokunulmazlıklar… Öcalan’la görüşmeler, İmralı’ya gidecek heyetin oluşturulması, türlü çeşitli pazarlıklar…
Başbakan bu denli uç noktalarda bir oradan bir oraya politik açıdan savruluyorsa, bu savruluşun elbette toplumda da bir karşılığı olacaktı.
Doğrusunu isterseniz toplum bir türlü ne olup bittiğine, ne olması gerektiğine karar veremiyor. Zira en tepedeki isimde tutarlı, çizgisi belli bir politika olmadığı için, dün verip veriştirdikleriyle bir anda canciğer kuzu sarması olabiliyor. Veya tam aksine tıpkı Suriye hususunda olduğu gibi bir anda ilişkileri ters yüz olabiliyor.
Tabi ki bir toplum geriye dönüp onca yaşanmış olay üzerinden bir anda kapıldığı öfkelerden kendisini kurtaramaz. Ama bence BDP’ye, hatta önümüzdeki seçimlere HDP çatısı altında girecek olan diğer sol-sosyalist hareketlere kendilerini ülkenin dört bir yanında anlatacağı fırsatları vermek gerekiyor. Bu durum ülkenin hayrınadır. Seçilmiş vekilleri yok sayarak, onlara oy verenleri yok kabul ederek bu ülke bir yerlere gider ama gideceği yer pek de iyi bir yer olmaz. Daha fazla kan, daha fazla kin ve nefret tohumlarının ekilmesine neden olur.