- Kategori
- Tarih
Siper savaşında siber savaşa

Bu savaşı acaba çocuklar dahamı iyi OYNAR? Evet 'OYNAR' diye sordum. Bu iş oyun gibi geliyor...
(“Savaşan insan(1)" ile başlayıp, “Savaş, oyun mu?(2)" ile devam eden “Savaş hikayemiz” de “Siper savaşından siber savaşa” yaşananlar ele alınıyor.)
Her sanatın disiplini ve metotları vardır. Bu kural, iş; savaş sanatı olunca da değişmez. Askerlik, disiplinini savaş sanatından almaz, ama savaş sanatının sıkı disiplinleri vardır. Savaş sanatının önemli kalemlerinden Carl von Clausewitz, ‘Savaşa Dair’ isimli kitabında savaş için “siyasetin zorla sürdürülmesinin aracı” diye söz ediyor.
Hızla artan nüfus, aynı derecede kalabalık orduların birbirleri ile savaşmasını tetikliyor. Bunlar olurken teknoloji denilen yepyeni bir silah (evet silah!) tüm yaşam alanlarında yerini alıyor. Öncelikli gelişme alanı silahlanma olan teknoloji; zamanla eskiyen araç ve gereçlerini yaşamın diğer alanlarına kaydırıyor. Tıp, haberleşme, uzay, bilişim gibi sektörlerde kullanılan tüm teknik gereçler; savaş sanayisi için üretilmiş, ya amaca uymamış, yada eskidiği için piyasaya düşmüş teknolojiler içerir.
Savaş, aslında ‘yaşam savaşı’ yada ‘hayatta kalma’ mücadelesinin adıdır. Sadece silahla yapılmaz. Mücadelenin, silahlı ve silahsız güçlerinin tümünü içerir. Sağlık, eğitim, ulaşım ve en önemlisi de ekonomi gibi pek çok cephede savaş sürmektedir. İçinde olduğumuz çağda, bugüne kadar kullanılan savaş tekniklerinden çok daha etkili bir tekniğin uygulamasına geçiliyor. Bu tekniğin adı ‘bilgi harbi’ dir, ‘SİBER SAVAŞ’ dır!.. Bu savaşın askerleri ise beyin.
BEYİN EN KUVVETLİ KASTIR; DEMİRİ ERİTİR, TAŞI UFALAR.
«Mustafa Kemal ATATÜRK’ün deyimi ile komutan; “Komutanlar, komuta ettiği birliğin barışta ve savaşta hem eğiticisi, hem yöneticisi, hem de gözeticisidir. Komutan birliğin beyin ve itici gücüdür. Komutansız bir ordu başsız bir vücut demektir.” Bu düşünceyledir ki kesin sonuç yerlerinde O’nu birliğin başında görürüz.» (Nusret BAYCAN, “Atatürk ve Askerlik Sanatı”, Sayfa: 30, Gen.Kur. Yay.)
Savaş, sanıldığı gibi sadece elinde silah olanlarca yapılmamaktadır. Bulunduğu toplumda, her pozisyondaki birey, kendi görevi, yeteneği ve gayreti nispetinde savaşmaktadır. Sağlık, eğitim yada ekonomi ile ilgili bir işte bile olsanız, büyük savaşın birer askeri olmaktan kaçamazsınız. Bu savaş, topyekün bir yaşam savaşıdır. Bilin yada bilmeyin, farkında olun yada olmayın verdiğiniz ‘hayat mücadelesi’ bir savaştır.
Eski tip silahlar artık tarih oldu. Top ve tüfek, Fred Çakmaktaş’ın Taş Devri karikatürlerinde omzuna aldığı odun kadar ilkel ve zayıf gereçler olacak. Bu ‘yakın’ dönem öyle çabuk gelecek ki; bunu okuyup da ‘hadi lan!’ diyenlerin laflarını unutmalarına bile zaman kalmayacak! Bizler bu silahları ‘savunma’ mazereti arkasına saklanarak üreten bir sistemin kendi yalanını yutan enayilerinden başka bir şey değiliz. Hayatta kalma ve yaşam mücadelesi adına keskin dişleri olan vahşi birer hayvana dönüştüğümüzü göremiyoruz. Bu halimiz aç kalınca kendi kuyruğunu yutan yılanın halinden farklı değildir. Tıpkı yılanı bekleyen son gibi bizi de yok oluş bekliyor ve bu çok yaklaştı. Acaba, bu savaşta dişlerimizi kendi popomuza geçirdiğimizi fark edebilecek miyiz?
Hep sevgi ile kalın.
Murat SEVGİ
msevgi@mental.com.tr
_____
(1) "Savaşan insan", 20 Aralık 2010,
http://blog.milliyet.com.tr/Savasan_insan/Blog/?BlogNo=280391
(2) "Savaş oyun mu?", 21 Aralık 2010,
http://blog.milliyet.com.tr/Savas_oyun_mu_/Blog/?BlogNo=280546