- Kategori
- Anılar
Sıra arkadaşının gözüyle Kemal Sunal,

uludagsözlük.
Aynı bankada çalıştığımız müdür arkadaşlarımızdan Özen, bu yıl başında A4 sayfasına yazdığı bir yazıyı okumamızı istemişti. Kemal Sunal’ın vefat ettiği 3 Temmuz 2000 tarihinde bu yazıyı kaleme almış ve yazısı da Vefa lisesinin bülteninde yayınlanmış. Yazıyı okuduktan sonra kendisinden istedim, Kemal Sunal’ın ölüm yıldönümünde senin gözünden bu yazıyı paylaşayım dedim. Özen de beni kırmayıp kendi kaleme aldığı yazısını bana verdi. Bugün de Kemal Sunal’ın 14. Ölüm yıldönümü. Şimdi okuldaki sıra arkadaşının ölüm gününde kendisine hitaben yazmış olduğu yazıyı paylaşayım.
Sevgili Kemal,
Hatırlıyor musun Kemal? Seninle, 1961-62 yılında Vefa Lisesi 4-A sınıfına başladığımız yıl tanışmıştık. Boyumuz uzun olduğu için, en arka sırada yanyana oturuyorduk. O yıl twist modası vardı. Biz seninle derste bile yanyana oturarak twist yapardık. Hatırlıyor musun? Kimya dersi yazılısında, sarı renkli defterin kopya çekerken dağılmıştı. Öğretmenimiz Aysel hanım, Sarıkız’a yardıma gelmişti. O gördü. "Ne yapıyorsun Kemal?" diye sorduğunda “Sayfalar dağılmış, sıraya sokuyorum hocam” demiştin, o masum ve müzip bakışınla. Öğretmenimiz Sarıkız ve Aysel hanım gülmekten kırılmışlardı.
Lise 2’de arka arkaya oturuyorduk hatırlarsın. 2. Ve 3. Sıra başında ve edebiyat dersindeydik. Sen bir parça okuyorsun. “Kaynaya kazan”ı “Kaynana Kazan” diye okuyunca sınıfta kıyamet koptu gülmekten. Edebiyat öğretmenimiz Neriman hanım (Kara Fatma) gülmekten kriz geçirirken, “Oh, oh Kemal ne güzel, kaynanayı kazan yaptın, gelini de kepçe yaparsın herhalde” deyince herkes yine senin ve safa ve muzip bakışına dakikalarca güldü. İşte o an kardeşim hatırlarsın, beynimde bir şimşek çaktı. Nereden aklıma geldi bilmiyorum ve “Öğretmenim, görüyürsunuz, Kemal ne kadar yetenekli, siz dahil herkesi gülmekten kırıp geçiriyor, neden onu tiyatro çalışmalarına almıyorsunuz?” deyince, “Aaa! Doğru söylüyorsun Özen” dedi ve sana dönerek “Gelir misin Kemal?” dedi. Sen de o saf ve muzip tavrınla “Gelirim hocam” dedin ve okulun tiyatro çalışmalarına ve sanat hayatına ilk adımı atmış oldun. Hayat böyle güzel tesadüflerle dolu. Sonra seni Belkis annemiz, nur içinde yatsın, Kenterlere götürdü. Sonraki yıllar malum. Sen bir yıldız oldun, hem de sönmeyecek bir yıldız.
O yıllarda benim de Türk Sanat Müziği solistlik yıllarım başlamıştı. Köycülük kolu başkanlığı yaptığım yıllarda, birlikte çok güzel konserler düzenliyorduk. Ben sahneye solist olarak çıkarken, sen de tiyatrocu olarak sahneleri skeçlerle renklendiriyordun. Hey gidi günler hey. Bu işler birkaç yıl sürdü. Zira bizim liseyi bitirmemiz, çift dikişten ötürü çok zor oldu.
Hatırlıyor musun? Kimya hocamız Sarıkız’ı Kumkapı’daki evine kadar nasıl gizliden gizliye takip etmiştik seninle. Her teneffüste seninle kolkola bahçeye çıkıp arka tarafta ve kenefte sigaraları tüttürürdük. Hatırlıyor musun Kemal? Ayakları büyük diye Fok Yaşar’ı kızdırdığın zaman seni bahçede nasıl kovaladığını…
Hey gidi günler hey....Bir yaz günü sevgili Sacit Doğruyol ile Fatih’ten 28 No’lu otobüse binip Beşiktaş’a indik. Amacımız Boğaziçi’ne doğru gidip, denize girmekti. Durakta otobüs beklerken, tam karşımızda ortada bulunan Migros mağazasının önünde Roma Dondurması satan beyaz önlüklü biri gözümüze ilişti. Bir de ne görelim? O sen değil misin? Koşarak yanına geldik. “Hayrola burada ne işin var?” deyince “Yaz dönemi işe girdim. Dondurma satıyorum.” Demiştin. Hatırlıyor musun?" Bize birer külah dondurma ver ama paramız yok" deyince “Bu da benden olsun" deyip, birer külah dondurma ısmarlamıştın. Sohbet sonunda ayrılırken, “Dönüşte yine gelelim mi?” deyince de bize kızıp, “Beni işten mi attıracaksınız Eşşoğlueşşekler” deyip bizi kovaladın. Biz de güle oynaya oradan uzaklaştık. Ah ah ne güzeldi o günler. Paramız yoktu ama neşemiz yerindeydi. Sen sinema oyuncusu oldun ben bankacı. Yıllar yılı arkadaşlığımız, dostluğumuz devam etti. Çeşitli vesilelerle görüştük. Birlikte boza günlerimize katıldık. Bir yaz günü sınıfça, arkadaşımız rahmetli Hızır Kazdal’ın benzin istasyonunda ne güzel eğlenmiştik. O gece kavanoz Erdal, sana istiklal caddesinde yaptığı şakayı anlatmıştı. Nasıl hep beraber gülmüştük. Kaç defa bana bankaya oturmaya geldin. Ne güzel sohbetlerimiz oldu. Çok da iyi anlaşırdık. Ama sen dostum, bu anlaşmayı tek taraflı bozdun. 38 yıl sonra tüm sevdiklerini bir anda bırakıp, gökyüzüne bir yerlere çıktın. Ve belki de şu anda yıldızlığını orada da sürdürüyorsun. Ve belki de Sevgili Kemal, bu yazımı bültende okuyup, yine o saf ve muzip gülüşünle bizlere bakarak belki de kahkalarla güleceksin.
Erken ayrıldın aramızdan sevgili dostum ama, kadere engel olunmuyor ki! Seninle gökyüzünde buluşup, eski günlerimizi tekrar yad edinceye kadar seni her hatırlayışımızda, her özleyişimizde rahmetle anacağız. Ruhun şad olsun sevgili kardeşim. Bu vesileyle Vefa camiamıza, ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Özen Ataylan.
Kemal Sunal’ın bu ölüm yıldönümünde benim ve Kemal Sunal’ın arkadaşı olan Özen’in satırlarını paylaştım. Bir dönem filmleriyle halkımızın gönlünde taht kuran Kemal Sunal’ı bir kez daha rahmetle anıyoruz.