Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sırra kadem basamam!

Sırra kadem basamam!
 

"Sana söyleyecem ama kimseye söyleme" diye başlayan cümlelerden çok korkarım. O laf acayip sihirli bir laftır. Onu duyan artık iflah olmaz. "Yok bana söyleme, ben dayanamam herkese anlatırım" diyemem. Artık o cümleyi duydum mu, sanki birisi sana evrenin sırrını verecek gibi hissederim. İçimde bir ses "söylemeee" diye bağırırken, dışımdan dünyanın en iyi sır saklayan adamı pozu yaparım. "Bana söylenen benimle mezara gider" bakışı atarım. Ve hatta çok ilgilinmez gibi de yaparım.

Dinleyicinin "umurumda değil, ister anlat ister anlatma tribi" anlatıcının iştahını nasıl da kabartır yahu?

***

Artık laf dilinin ucundadır, bir çoşkuyla anlatır bana makineli tüfek gibi "car car car" diye. Lafı biter. Boşalmış, rahatlamıştır. Yağmuru dökmüş bulut gibi beyazlamış, hafiflemiş ve daha yukarı çıkmıştır. Vicdanını rahatlatmak için ekler,

"ölümü öp bak kimseye demek yok" der.

"Saçmalama, tabiki" derim.

O kişi yanımda gider gitmez kardeşimi ararım.

"Çiğdem, sana bir şey anlatacağım, bak ölümü öp kimseye söyleme..."

***

Sır tutamıyorum. Kimsenin bana bir sır vermesini istemediğim gibi, sır olarak kalması gereken bir şeye istemeden şahit olmayı da hiç mi hiç sevmiyorum. Midas'ın kulaklarını gören ben olsaydım direk atardım kendimi uçurumdan. O berber iyi bile dayanmış.

İster söylenmiş olsun, ister rastlamış olayım, bir sır öğrendiğimde ben, sanki birisi elime taşımam için bomba tutuşturmuş gibi hissediyorum. Mutlaka bir yerlere fırlatmalıyım o bombayı. İstiklal Marşı söylerken gülmemek gerekir hani, aynı öyle bir durum... Haykırmak istiyorum dünyaya;

MİDAS'IN KULAKLARI EŞEK KULAKLARIII
MİDAS'IN KULAKLARI EŞEK KULAKLARIII

diyerekten...

***

Okuldaylen iki arkadaşım vardı. Burcu ve Burak. Sonradan sevgili olmuşlardı. 20 yaşında falanlardı. Sürekli kavga ediyorlardı. Bir keresinde Burak'ı zamparalık yaparken yakaladım. Karşılaştık yani. Pek öyle gizli saklı bir hali de yoktu, hatta ben Burcu ile ayrıldılar sanmıştım.

Aynı gün Migrosda Burcu'ya denk gelmiştim. "Akşam Burak'a yemek hazırlayacağım" demişti. O laf, Burcu'nun saflığı böyle gelip de göğsüme oturmuştu. Sanki aldatan benmişim gibi. Şahit olduğum olay yüzünden kendimi kirlenmiş, suçun bir parçası gibi hissetmiştim.

Söylemeliydim bunu Burcu'ya. Ama nasıl, nasıl diyecektim bunu?

***

Sonuçta Burak'da arkadaşım ve ben bir erkeğim ve erkekler arasında yazılı olmayan bir centilmenlik anlaşması yok mu bu konuda? Delikanlılığa sığar mıydı çapkınlığı ispitlemek? Peki birisini sadece hemcinsim olduğu için korumak ne kadar doğruydu?

***

İçimden gelenler ve bana öğretilenler... Neden her zaman çatışmak zorundalar sahi, bir bilen var mı?

***

Baldo pirinç, tavuk şinitzel, taze soğan, çiçek şeklindeki yuvarlak ekmek, domates, kalecik karası kırmızı şarap... Burcu'nun sepetinde olanlar bunlardı.

***

Söylememeye karar verdim ama aklıma alışveriş sepeti, Burcu'nun sepeti tutuşu ve eve gidip yemek hazırlarkenki heyecanı geldi. Benim için yemek hazırlayan bir kız olmamıştı hiç. Bir gün olacak mıydı bilmiyordum. İspiyonlama kararımda kıskançlığın etkisi oldu mu, vallahi de hatırlamıyorum. Ama vurucu bir fotoğraftı o zihnimde kalan.

***

Burcu, sana bir şey söyleceğim ama kesinlikle benden duymadın tamam mı?

***

Bir bir anlattım, birrr birrr...

***

Bir saat sonra beni Burak aradı. "burcu beni terk etti" dedi. "Yapma yaa," dedim. "Olacak şey değil yaa" dedim. Hem sır tutamıyorum, hem de nasıl belli ediyorum bir anormallik olduğunu...

"Abi nasıl olur yaa," dedim. "Daha dün gördüm, sana yemek yapacaktı" dedim.

""Orozzpu çocuğunun birisi beni ispitlemiş kanka" dedi.

Anladım ki o orozzpu çocuğunun ben olduğumdan haberi yok...

"Kim ispiyonlamış yaa" dedim. Sesim Ustura Kemal'in seslendirilmiş hali. Delikanlılığın kitabını yazıyorum, Ali Şan'a nispet!

***

Ağladı Burak telefonda hüngür hüngür. Yahu ben bir üzüldüm, acaba yanlış bir şeye mi sebep oldum diye.

***

Üç gün sonra bir çocuk kampında çalışmak üzere İstanbul'dan ayrıldım. Burcu'nun da yaz için işe ihtiyacı vardı, o da benimle aynı yerde çalışacaktı. Yol boyunca sohbet ettik, "hiç pişman değilim, hiç özlemedim" falan dedi.

***

Burak'ı terk ettiğinin 6. günü çalıştığımız kampta bir basketçi çocukla tanıştı. Böyle tipi orangutan gibi, kafası armut gibi bir çocuk.

***

Burcu meğer orangutanı da armutu da çok severmiş.

Ayrıldığının 8. günü mercimeği fırına verdiler.

***

Neymiş efendim, bana b.k yemek düşermiş. Ne burak ne de burcu bu olaydan benim kadar etkilenmediler.

***

İşte o yüzden diyorum, bir halt edecekseniz, patronu çarpacak, annenize yalan söyleyecek, sevgilinizi aldatacak, sürpriz parti verecekseniz, güzel bir haberi en uygun zamanda söylemek için fırsat kolluyorsanız...

... bana haber vermiyorsunuz. nooolur uğraştırmayın beni. hem siz kaybedersiniz hem de ben...

K.

edit edilmiş eski bir yazı. böylesi daha güzel oldu sanırsam...

 
Toplam blog
: 295
: 733
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..