​ Sivaslı Karınca * / Kitap / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '12

 
Kategori
Kitap
 

Sivaslı Karınca *

“Taşlar değil, yapılan işler oluşturur anıtları”

John Lothrop Motley

Müjgan Üçer adını, yirmi-yirmi beş yıl önce, Sivaslı şair ve yazar dostlarımız Fatma Peşken

ve Ahmet Mahir Pekşen’den duymuştum ilk kez.

“Sivas danteli” diyorduk; “Müjgan Üçer” diyorlardı; “Sivas nakışı” diyorduk; “Müjgan Üçer”…

“Sivas Ağzı, Sivas oyunları, Sivas yemekleri, Sivas giysileri” desek de cevap aynıydı: “Müjgân Üçer”…

Sivas’la ilgili ne gelmişse aklımıza, “Müjgân Üçer” vardı, bir yerinde mutlaka.

Merak edip sormuştum, “kim bu hanım?” diye de anlatmışlardı uzun uzun.

Ve yalnızca Pekşen çifti değilmiş; Müjgân Üçer’i takdir eden, O’nu seven, O’na hayranlık duyan...

Sivaslılar bir araya gelmişler, 532 sayfalık büyük boy bir kitap yayımlamışlar: “Müjgân Üçer’e Armağan…”

Tekin Şener ve Mehmet Ali Erdoğan’ın hazırladığı bu değerli eseri, aynı sokakta komşum ve meslektaşım SivaslıMehmet Varış’ın yönettiği KİTABEVİ yayımlamış.

Ahmet Mahir Pekşen, Müjgân Hanım’a imzalatarak tâ Sivas’tan alıp getirdi bana; yılbaşı armağanı olarak.

Bu girişten sonra, gelelim şimdi Müjgan Üçer’in kim olduğuna ve Sivaslıların O’nu neden bu kadar çok sevip saydığına:

Müjgan Üçer, aslında eczacıdır ve Sivas’taki Derman Eczanesi’nin sahibi… (35 yıl hizmet ettikten sonra, devretmiş.) Ancak O, eczacı ve bir eczanenin sahibi olduğu için değil, “hobi”si olan halkbilimi (folklor) çalışmalarıyla Sivas’ın “medârı iftihârı” (övünç kaynağı) olmuş bir insandır.

1963’te İstanbul Ün. Eczacılık Fakültesi’nden mezun olurken, hocaları asistan olarak kalmasını ister. Ancak O, Devlet Demiryolları’nın burslu öğrencisi olduğu, dolayısıyla mecburî hizmeti bulunduğu için, “evet” diyemez bu öneriye.

Pekiyi, bu çalışkan ve başarılı eczacı hanım, nasıl olmuş da “halkbilim” dediğimiz “folklor”a merak sarmış? Siz bunu merak edersiniz, öyle mi?

1961’de Eczacılık üçüncü sınıftayken “Medikal Deontoloji (Tıp Ahlakı, Tıp Etiği) derslerine Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, Tıp ve eczacılık tarihi derslerine Prof. Dr. Bedi N. Şehsuvaroğlu girmektedir.

Bu “hoca”ların bir özelliği vardır: Sömestr sonunda sınav yapmazlar. Özellikle Süheyl Ünver: “İyi hoca, sınav yapıp öğrenciyi çaktırmaz; etkili olur, onu yetiştirir.” dermiş.

İki hocanın da üzerinde ısrarla durdukları ve söyledikleri şudur:  “Bizim milletimiz, şifahî (söze önem veren)bir millettir. Oysa, ilim kaydetmektir; neyin nerede olduğunu bilmektir.”

Bir ders sonu Müjgân Hanım: “Hocam; der Süheyl Bey’e, memleketim Sivas’ta “üzerlik” denen bir bitki yetişir. Halk bu bitkinin tohumlarını ilâç olarak kullanır. Ayrıca yeşil kapsülleri evlerin duvarlarına “nazarlık/uğurluk” olarak asılır.”

Hoca da: “Sen bu konuyu araştır ve yaz” der.

Müjgân Hanım, “Aldın mı başına belâyı!” diye kahredeceğine, ya da “Hoca, bunu yaz sonuna kadar çoktan unutur” deyip kaytarmak yerine, yaz tatilinde Sivas’a gidince araştırır; sorar soruşturur; özene bezene bir “ödev” hazırlar. Hoca da bunu Eczacılık Bülteni dergisinde yayımlar. Böylece “halk kültürü” ve “tıbbî folklor” dalına ilk adımını atmış olur kahramanımız. 

Ders dışında hocasına sorduğu bir soru, tâ nerelere alıp getirir O’nu!

Onca hocasından özelikle Prof. S. Ünver’i sevgi ve saygıyla anan Müjgân Hanım diyor ki:

“Tayinim Sivas’a yapıldı. Hocam Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver; ‘Sivas’ta I. İzzeddin Keykâ-vus’un yaptırmış olduğu muhteşem bir darüşşifa var; onun onarımı ile ilgilen. Ve bu safhalarla ilgili fotoğrafları bana gönder; Sivas’taki tıbbî ve mistik folkloru araştır; atasözlerini de kaydet’demişlerdi. Büyük şairimiz Yahya Kemal’in, Süheyl Ünver için söylediği ‘Bir genç için en büyük talih, ulvî bir hocaya düşmektir; Dr. Süheyl’e talebe olmak ne bahtiyarlık!’sözünün benim için de talihim olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyordum.”

Nitekim “hoca”sına olan sevgi ve saygısından dolayı O’nun tavsiyelerini kulağına küpe edip bir sözünü iki etmeyen Müjgân Üçer, eczanesine her gelenle konuşur, dertleşir ve ondan mutlaka bir şeyler öğrenmeye çalışır:

Bu bir atasözü, bir deyim, bir fıkra, bir mâni, bir yemek, bir nakış öyküsü vb. olabilir.  Ve hocasının sözünü tutarak bunu hemen kayda geçer. Bir süre sonra bakar ki, onlarca defter…

Artık, gün ışığına çıkması gerek bunların; diye düşünüp aslen Divriğili olan yazar kardeşim Fatma Pekşen’le birlikte “Divriği’de Mutfak Kültürü” adlı kitabı yayımlanır 2001’de.

Arkasından (2006) “Anamın Aşı Tandırın Başı – Sivas Halk Mutfağı” ve H. Suna Ertekin Akkaya ile birlikte hazırladığı “Arapgir, Göldağı’nın Güldestesi – Arapgir Mutfağı, Gelenek Görenek ve Sözlü Kültürü” (2008) eseri basılır.

Artık, Allah’ını seven tutmasın Müjgân Hanım’ı!

Yine Fatma Pekşen ve Murat Türkyılmaz’la birlikte hazırlanan “Mâni Benim Ezberim” ile Fatma Pekşen’le birlikte “Aslan Burcu’ndan Yükselen Selçuklu Kartalı Divriği” kitapları da raflarda yerini alır.

Hepsi bu kadar değil… “Atalar Sözü Yerde Kalmaz, Sivas’ta Sözlü Gelenek” adlı kitap da Müjgân Üçer imzasını taşır.

O: “Geçmiş, bugünün anlaşılmasını, geleceğin öngörüsünü ve tasarımını sağladığı için özümsenmiş bir bilgi olarak bilinip öğrenilmeli ve ondan yararlanılmalıdır. Tıp tarihi ve tıbbî deontoloji konularına uzak olanların “doktor”olsalar bile “hekim”ve daha ötesi “hakîm”(bilge) olamayacağına inanmaktadır.” (Doç. Dr. Nesrin Tağızade Karaca)

“Ülkesini sevmek, çalışmakla olur.” diyen Müjgân Üçer, büyükannesinden öğrendiği; “Çalışmak günü kısaltır, ömrü uzatır.” sözünü hayat düsturu olarak benimsemiştir.

Av. Seniha Yalçın, şöyle anlatır, M. Üçer’i bu kitapta:

“Müjgân Hanım, günlük hayatında hızlıdır, pratiktir… Ama telâşlı ya da panik haline rastlamışlığım yoktur. Her zaman çok şeyle aynı anda meşgul ise de hiçbir işi üstünkörü geçiştirdiği ya da belirsizliğe ertelediği görülmemiştir. Zira programlı çalışır, işlerini sıraya koyar, verdiği sözleri muhakkak zamanında yerine getirir.”

“Ciddidir, düşüncelidir, her aydın gibi memleket dertlerini dert edinmiştir ama karamsar değildir. Hayata bakar, bakılmasını ister, olağan dışı olanı, değer ifade edeni hemen fark eder. Hiç kendi derdi yokmuş gibidir; oysa gönül gözüyle bakanlar, ruhunda ince bir hüzün fark ederler.”

“Nelere sahip olduğumuzu iyi bilmeliyiz; yoksa ilerde kaybettiklerimizin farkına varamayız.”der. Bunun için yaşadığı yeri tanımak, sevmek, araştırmak ve kaydetmek gerektiğini söyler. Unutulan, kaybolan değerler için endişe duyar.”

Ve Av. Seniha Yalçın, “Müjgan Üçer’i Tanımak” başlıklı yedi sayfalık yazısının son bölümünde, şu satırları da yazmaktan kendini alamaz:

“Bizler Müjgân Hanım’ı tanımakla sabrı, katlanmayı, hoşgörüyü, merhameti artırarak yaşamayı öğrendik… İlkelerimizi korumak, doğrularda direnmek, haksızlıklara baş eğmemek yolunda bize güç verdi. Bize menziller ya da amaçlar dayatmadan kendi hedeflerimize varmanın kolaylıklarını gösterdi.”

Söyleyen için de söylenen için de ne güzel sözler  bunlar!..

Kitapta yer alan yazıların içerikleri gibi, başlıkları bile güzel!..

Sözgelişi Mehmet Şarkışla, Sivaslı Bir “Osmanlı Kadın” başlığını uygun bulurken, “Bugün, evimden çıkmış, meslek sahibi olmuşsam, bunda en önemli etken Müjgân Hanım’ın destek ve teşvikleridir.” diye yazan Demet Erdinç Okatan “Müjgân Üçer’le Yürümek”,  Av. Orhan Sağlamer de “Sivaslı Karınca”başlığını koymuş. (Ben de Orhan Bey’den ödünç aldım.)

Bibliyografyasını inceleyince gördüm ki; gazete, dergi, kitap ve ansiklopedilerde hepsi de bir araştırma ürünü olan 332 makalesi yayımlanmış. (Buna göre“Sivaslı Karınca”,  bileğinin hakkıyla kazanılmış bir unvan değil mi?)

Kitapta yer alan imzalardan Ahmet Mahir Pekşen, Fatma Pekşengibi,İstanbul-Çapa Eğitim Enstitüsü’nden  sınıf arkadaşım tarihçi (Divriğili) Necdet Sakaoğlu da aynen Müjgân Üçer gibi çalışkan mı çalışkan!.. Araştırmacı ve üretken…

Genlerinde bir farklılık mı var, bu Sivaslılar’ın? 

 

 

(*) “Sivaslı Karınca” Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın onlarca yıldır ezberimde olan“Koca Kızılırmak köpüre köpüre / Akıyordu / Bir telgraf direği dibinde /  Zamanlar kadar telâşsız ve köpüksüz / Yürüyordu / Sivaslı bir karınca.” dizeleriyle başlayan ünlü şiirinin adıdır aynı zamanda

 

  

 
Toplam blog
: 303
: 309
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..