- Kategori
- Siyaset
Sivilleşmenin miladı...
Genel olarak söyleyecek olursak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’de iktidar olduğundan beridir, siviller ve üniformalılar ekseninde bir iktidar “savaşımı” yaşandığı söylenebilir.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, geçmiş dönemde iktidar olmuş partilere nazaran, milli irade ekseninde daha dik duruşlar sergilemesi, sivil alanın daha meşru bir siyaset kulvarına dönüşmesinde, büyük etmen olmuştur.
Aslına bakılırsa, Adalet ve Kalkınma Partisi, merkez-çevre siyaset kuramının yeniden yazılmasında, çevre birimlerin de ülkenin yönetiminde söz sahibi olabileceği “gerçekliği” üzerine ve en önemlisi de askerlerin olabildiğince siyasi alandan uzak tutulması gerektiği düsturları ile güç kazanmış bir siyasal harekettir.
AK Parti’yi ülkemizde, seçimler boyunca ayakta tutan ve her seferinde yeniden iktidar yapan hususların başında, sivil siyaset alanında daima milli egemenliğe ve iradeye sahip çıkması gelmektedir. Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesinde, Türk hukuk mevzuatının, AB hukuk müktesebatına adapte edilmesi doğrultusundaki çalışmaları, hem demokratik siyaset, hem de demokratik sivil toplum hareketlerinin “özgürlük” alanlarını, genişletmeye yöneliktir./idi.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, meşru seçimler neticesinde işbaşına gelerek hükümeti tertip etmesi, uzun yıllardan sonra, merkez-çevre konumlanışında; çevrenin “tek başına” ülke idaresinde söz sahibi olması, öncelikle ve özellikle laik ve Kemalist kesimlerde büyük rahatsızlığa ve endişeye neden oldu. İşte bu bağlamda, ülkemizde yıllardır sürdürülegelen “askeri vesayetin”, seçilmiş bir siyasi iktidar üzerinde denetim ve kontrol kurma istenci, Ak Parti hükümetlerince, her seferinde “dirençle” karşılandı.
2002 SEÇİMLERİNE kadar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, siyaset kurumu üzerinde “belirgin bir etkisi” vardı, dersek abartı yapmış olmayız. 28 Şubat döneminde, iktidardaki partilerin liderlerinin, Post-Modern darbe girişimi karşısında, ne kadar da “demokrat” bir duruş sergiledikleri, tarihe not düşülmüştür(!?) Bu açıdan, 2002 dönemine kadar olan siyasal süreçlerle, 2002 döneminden sonraki Türkiye’deki siyasal süreçleri, sivil-asker ilişkileri bağlamında çok daha farklı bir yere oturtmak durumundayız. Silahlı Kuvvetler, 2002 genel seçimlerinden önce, Türkiye’nin dış politikasında da iç politikasında olduğu kadar etkili bir konumdaydı. Kuvvet komutanlarının açıklamaları, yine sivillerin ayrı telden çalan ifadeleri ile komutanların ayrı telden çalan açıklamaları, hep bir tezatlık örnekleriydi.