- Kategori
- Müzik
Siyah bir kuğu gibi...

Kendinden geçercesine söylüyor şarkıları. Sanki tüm hücrelerine doluyor notalar. Bu mu onu 88 yaşında sahnede dimdik tutan? Büyülü bir sesi var. Çocukluğumdan beri sadece kulaklarıma değil kalbime de dolmuş bir ses. Ama benim onda hayran olduğum çok başka bir şey; Onun 88 yaşında hala bu kadar hayat dolu, çılgın bir genç kız gibi sahnelerde süzülüşü.
Çoğumuz daha çok genç yaşlarda hayattan umudunu kesmiş, güzel olan herşeye gönlünü kapamışken, çökmüş omuzlarla caddelerde yürür ve hayatı bir sisli kara bir orman gibi görürken Müzeyyen Senar gibi insanlar ağaçların üzerinden süzülüp bulutlarda dolaşıyor ve hayatı dolu dolu yaşıyorlar. Yürek genç olunca beden de genç kalıyor elbet. Bunda şaşıracak bir şey yok.
Onu böyle her dem taze tutan hayatı sanat üzerine kurmak ya da hayatta hissettiğin o boşlukları notalarla, ezgilerle doldurmak mıdır? Ruhunu mu beslemektir onu genç tutan hayat denizinde siyah bir kuğu gibi salınmasını sağlayan? Sanat belki de yemek, içimek gibi bir ihtiyaçtır insan için. Öyle ya insan ruhunu da beslemek zorunda. Ne ile beslersen o çıkıyor ortaya. Karanlıklarla doldurursan kapkara görüyorsun hayatı, müzikle doldurursan hayat bir şarkı gibi, resimle doldurursan her yan rengarenk, yazıyorsan herkes ve herşey bir öykü ve binlerce hayat parçası, heykel yapıyorsan her insan Yunan Tanrıları kadar güzel.
Müzeyyen Senar da ilmek ilmek örmüş hayatını notalarla. O yüzden böyle hayat dolu o yüzden böyle şarkı gibi şiir gibi... "Yarab kalbimin sahibi nerede?" diye sevgiliyi ararken, Bir bahar akşamı sevgiliye rastlarken, Leyla diye sevgiliyi överken, küstürdüğü sevgilisiyle kara bulutları aradan kaldırmaya çalışırken dinledim onu. Böyle bir hayatın, böyle aşka adanmış bir hayatın bunca aşk şarkısını defalarca söylemiş bir ruhun önünde saygıyla eğildim.
İşte yine sahnelerde siyah bir kuğu gibi süzülüyor. Şarkı söylerken yine kendinden geçiyor, başka birine dönüşüyor, büyüyor, büyüyor ve yüreklerimize sığmıyor. O Müzeyyen Senar...