Siyasetin belirlediği bilim / Bilim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '08

 
Kategori
Bilim
 

Siyasetin belirlediği bilim

Siyasetin belirlediği bilim
 

Amacı sadece bilmek olan bir bilimle, amacı sadece mutlu ve huzurlu yaşama koşullarını sağlamaya çalışan ideal siyaset arasında kayda değecek bir ilişki yoktur. Çünkü sadece bilmek için yapılan bilim, kendisi içindir ve kişisel merak ve hayret duygularını tatmine yönelmiştir. İdeal siyaset de, idealize olmuş bir bilim gibi sadece bir kuramdır ve olması gerekeni hayal eder ve bir gün bu hayalinin gerçekleşmesini ister. Bu açıdan bakıldığında, bu ikisi arasındaki ortaklık idealize olmuş bir amaç ortaklığıdır. Elbette her ideal, gerçekleşme arzusunu da içinde taşır. Olanı değil olması gerekeni betimleyen idealler gerçekle genellikle uyuşmaz. Uyuştuğunda da yeni bir gerçeklik yaratmış olur ki, bu durumda da artık olması gereken’den değil, olan’dan bahsedilir. Burada ideal bir siyasetin “olan” ile ilişkisi söz konusu edilecektir.

Bilim, özel olandan kalkarak genel sonuçlara ulaşmayı ister. Bunu yaparken de gözlem, deney, teori gibi bir dizi süreçten geçer ve bir sonuç etrafında bulgularını açıklar( Bu modern bilim anlayışıdır). Siyaset de, devlet işlerini düzenleme ve yürütme faaliyeti olarak tanımlanır. Devlet işleri düzenlenip yürütülürken olması gereken’den yola çıkılır, bilim ise her zaman olan’ı inceler. Demek ki siyaset deyince, olması gereken’i inceleyen bir çeşit siyaset felsefesini anlayacağız. Böylece “olması gereken” ile “olan” arasındaki ilişkiyi sözkonusu etmiş olacağız.

İnsanlığın ilerlemesinin en önemli sebeplerinden birinin bilim olduğunda kuşku yoktur. Yeni bir medeniyet kurmada ya da varolan medeniyeti daha ileri taşımada bilim ya da daha geniş anlamıyla bilgi üretmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bilgi üretimi, bilginin yeşermesine olanak tanıyacak ortamlarda, bu ortamlar da, bilgiye önem veren siyaset anlayışı sayesinde mümkün olabilmektedir. Bu siyaset anlayışlarına en güzel örneklerden biri, IX. yüzyılda İslam ülkesini yöneten Abbasi halifesi Memun’un izlediği anlayıştır. Memun zamanında, yabancı medeniyetlerin bilim adına ürettikleri nakledilirken, bir taraftan da yeni ve orijinal çalışmaların yapılmasına imkan tanınmıştır. Elbette İslam ülkesinde ilk bilimsel faaliyetlerin sebebi olan bu siyasi yapının oluşmasına katkıda bulunan en önemli sebep, yeni bir dinin gereksinmelerini karşılamak üzere bilime muhtaç olunması durumudur.

Yukarıda söylediğim gibi bilmek için bilmek gibi bir kaygının güdüldüğü sanılmamalıdır. Ancak elbette tek tek bazı bilim adamlarının bilmek için bilmek ülküsünün peşine düşmüş olmaları tabii görülse de, bu sonuç durumu değiştirmemektedir. Benzer pek çok örnek verilebilir : Cundişapur şehrinin bir kültür merkezi olmasında büyük gayreti bulunan Anuşirvan’ın (Nuşirevan da denir) siyaseti, Mısır’ın İskender’den sonra yönetimini alan Ptolemaios Sülalesinin eğitim ve bilim politikaları ( İskenderiye şehri devrin en önemli kültür merkezi durumuna gelmiştir ), Fatih’in ilme ve ilim adamlarına önem vermesinden dolayı Osmanlı biliminin gelişmiş bir devresinin yaşanması vb". Ayrıca Platon gibi bazı çok önemli filozofların devlet kuramlarında filozofların bilgelik ve adaleti temsil eden yöneticiler olması gerektiği fikri de ( Benzer bir fikir Farabi’de de vardır ) devletin bilgi ile donanması ve bilgililerin devleti yönetmesi sonucuna götürmüştür. Her ne kadar bir iki küçük teşebbüs dışında Platon’un Devlet’i ütopik kalmış olsa da bilim ve siyaset arasındaki ilişkinin bilim lehinde şekillenmesi gerektiği fikrini vermesi açısından önemlidir. Her ne kadar Platon’un Devletini filozoflar yönetiyor olsa da Yunan toplumunun çok doğal gördüğü kölelik sistemi ve sınıflı bir toplum anlayışı da unutulmamıştır ve bu Devlet içinde yerini almıştır. Acaba Platon da mı zamanın mülkiyet ilişkilerine göre düzenlenmiş yapay dünyanın yapay gerçekliği içinde sıkışıp kalmıştır ?

Bence evet. Platon da zamanın siyasetine uymuş gibi görünüyor. Egemen siyaset Platon’un Devlet’inde de kendini gösteriyor, daha sonra bilimleri kendi egemenlikleri altına alacak olan Hristiyan din adamlarında ve Memun ekolunden sonra İslam alimlerinin İslam dini siyaseti içinde bilim yapmalarında da...

Ortaçağda evrenin merkezinde dünya vardı. Her şey dünyanın etrafında dönüp durmaktaydı. Hem müslümanlar hem de hıristiyanlar Ptolemaios'un (Batlamyus) Aristoteles kökenli bu evren anlayışlarını resmi kozmolojilerinin göbeğine koymuşlardı. Üzerinde durulması gereken dönemin bilim adamlarının bu kozmolojiyi destekleyici çalışmalar yapmasıdır. Çünkü sözkonusu kozmolojiye aykırı çalışmalar devletin resmi felsefesine uymazdı. Acaba hangi bilimadamı zamanın paradigmalarına aykırı çalışmalar yapabilme cesaretini gösterebilir? Bunun için yalnız cesaret yeter mi? Bruno'nun ve Galileo'nun çalışmaları istisna edilecek olursa Ortaçağ Avrupasında engiziyona karşı duran kaç bilimadamı gösterilebilir? Devlet bunların hangisini destekler?

Sözkonusu olan sadece siyasette iktidar olmak değil, bilgide de iktidar olmaktır. Elde edilen her türlü aykırı bilimsel sonuçlar siyasetin iktidarına göre düzenlenmiş bilgi iktidarınca düzeltilir, onun yararına olacak şekilde düzenlenir. Bugün yeni kurulan özel üniversitelerimiz bilgiyi kurucularının fabrikalarında üretilen ürünle orantılı olarak değerlendirmektedirler ve fakültelerini bu duruma göre oluşturmaktadırlar. Bunlar bir çeşit ticaret ve sanayi üniversiteleridir. Bu da günümüzde bilginin iktidarı olarak kapitalist ekonominin ihtiyaçları doğrultusunda bir bilimin değerli olduğunu öngörmektedir.

Sonuç olarak bilim adamı bugün kapitalizmin ihtiyaçlarını gideren bir işçi durumundadır ve bu yolla kendisi de sermayenin bir parçası olmaktadır. Bu durumda her çağın hakim siyaset anlayılı o çağın bilimsel gereksinmelerini dolayısıyla bilimini belirlemektedir.

 
Toplam blog
: 3
: 953
Kayıt tarihi
: 05.02.08
 
 

1972 Adana doğumluyum. Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe Bölümü mezunuyum.  ..