​ Siyasetin ilginç yüzü ve siyasi kirlilik / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Siyasetin ilginç yüzü ve siyasi kirlilik

Siyasetin ilginç yüzü ve siyasi kirlilik
 

İlginç bir tarih yaşıyoruz. Eminim bugünün gençleri, hele hele siyasete göz kırpan, apolitik yada de-politize olmak istemeyen gençler uzun süre bu siyasi hareketliliği ve siyasi kirlenmeyi akıllarından çıkartamayacaklardır. Yukarıda a-politik ve de-politize kelimelerini özellikle kullandım. Zira şu son bir-iki ayda yaşadıklarımız tam bir siyasi kirlenmenin örnekleri bence. Aslında neresinden bakarsak bakalım bir acayiplik var. Hangi birini ele alalım ki ? O kadar hızlı yaşadık ki bunları, şu son zamanlarda, hangi birini yazayım ? AKP’nin icraatlarını mi ? Meclisteki salt çoğunluk yada zavallı azınlığa mı ? Güçlü muhalefetin cılız sesine mi ? Meclis dışındaki muhalefetin çıkmayan sesine mi ? Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlar mı ? Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında yaşananlar mı ? Anayasa mahkemesi kararları mı ? Meclis çoğunluğunun 367 olması, olmaması gibi gri bir tartışmayı mı ? Milletvekili pazarlığı mı ? Gizli kuytularda konuşulan milyon dolarlık transferleri mi ? Ordunun e-muhtirası mı ? GEvşek karakterli milletvekilleri mi ? Kaygan zeminli siyaset arenası mı ?

O kadar çok konuşulması gereken konu var ki ? Buna basın bile yetişemiyor ki, biz burada nasıl bahsedelim. Zira siyasi süreç içinde, konular çok hızlı değişiyor ve gündem çok dinamik. Dolayısı ile dün konuşulan konu bugün bayatlayabiliyor, hatta birkaç önceki konu bile eski kalabiliyor. Örnek mi ? Yakın zamanda, günlerce Cumhurbaşkanı adayı kim olacak diye beklenildi. Sonra aday olarak Dışişleri bakanı Abdullah gül olduğu açıklandı. Akp sıralarındaki milletvekilleri ve AKP tandansındaki insanlar ve basın haricinde kimseden alkış almadı. Tandoğan mitinginde milyonlar ayağa kalktı. Milyonlarca insanın yankıları konuşuluyorken, gündem bu iken, gözler hemen meclise çevrildi. AKP tüm bu insanların haykırışı ve protestosu altında, kararında ısrar etti ve hatta Sayın başbakan Tandoğan’daki kalabalık için “ bindirme kıtalar “ tabirini kullandığında çok şaşırdım. Şaşırmam bu kadarla da kalmadı, arkasından “ bu kalabalık bütün Türkiye’yi bağlamaz. Bunları millet bunu yutmaz” dedi. Eğer milyonlarca insan ( bu konuda çok değişken fikirler var ama ortalama birkaç milyon insan olduğunu kabul edelim) Tüm Türkiye’yi temsilen Ankara’da yürümüşken, etmiyorsa, acaba sayın Başbakanın “ bu millet bunu yutmaz “ dediği millet hangi milletti. Bunu çok merak ettim. Tam bu konuda yazacakken, gündem yine değişti. Meclis tüm eleştiri ve protestolara rağmen sayın Gül’ü Çankaya’ya çıkartmak için oylamaya girişti. CHP, Anap ve DYP’nin fireleriyle ( söylenene göre bu bir transfer ve büyük paralr teklif edilmiş) 553’ü bulup, kendilerine göre Gül’ü seçmişlerdi ama Anayasa Mahkemesi de toplantı yeter sayısının 367 olması gerektiğini açıklayınca, ve arkasından Chp durumu mahkemeye intikal ettirince, bir başka süreç başladı. Acaba yüce mahkeme ne diyecekti ?

İki gün sonra yüce mahkeme Anayasa Mahkemesi, seçimin geçersizliğine ve erken seçime gidilmesi gerektiğine karar verdi. Ama önce, yüce mahkemesinin kararına saygı duyacaklarını söyleyen Başbakan, Meclis başkanı ve AKP’liler, karar sonrası, Yüce mahkemesi kararını eleştirmeye başladılar. Hatta, başbakan bu kararı “demokrasiye ıkılmış bir kurşun” tanımlamasıyla eleştirdi. Gündem yine değişmişti. Tam herkes bunu konuşuyorken, sonra da Başbakan’ın aslında CHP’yi ve sayın Baykal’ı kastettiğini söyledi. Siyasette kapışma ve gerginlik devam ederken, başka bir gündem maddesi günü oldukça meşgul etti. O da sayın 10. Cumhurbaşkanı’nın görevinin 16 Mayıs’ta dolacak olması sebebiyle, sayın meclis başkanı Arınç’ın yerine vekalet edip etmeyeceği konuşuldu. Sayın Arınç “ tabi ki ben vekalet edeceğim, böyle olmalı” derken bu sözün arkasında aslında hukuksal bir duruş olmadığı sezinleniyordu. Zira başta Hukuk ve Anayasa uzmanları gibi bazı AKP’liler de durumun böyle olmadığını, yeni Cumhurbaşkanı seçilene kadar Sayın Sezer’in görevine devam edeceğini, etmesi gerektiğini belirtince, sayın Arınç yeni bir açıklama daha yaptı ve “istiyorsa sayın Sezer görevine devam edebilir” dedi. Aslında “hukukçu kişiliğine hukuk bilgisine göre etmemesi gerekir” de mek istedi. Zira her şeye rağmen Çankaya’ya o geçmeliydi. Ama anayasa açıktı. Hastalık durumlarında ve yurtdışı seyahatlerinde vekaleten ( buraya dikkat lütfen. Bu durumlarda Çankaya’dan değil vekaleten temsil ediyor), ölüm ve istifalar dahilinde ise ancak Çankaya’dan temsil edebiliyor ama yenisi seçilene kadar.. Yani ancak mevcut Cumhurbaşkanı “geri dönemeyecek durumda olursa “, yenisi seçilene kadar “mevcut Meclis başkanı yerine geçebilir “ diyor anayasa. Ama sayın Arınç öyle düşünmüyor!.. Neden ? Kısa zamanlı da olsa bir AKP’li Çankaya’ya çıkacak diye ısrar etmesinin arkasındaki fikri siz tezahür edin artık. Ama buna son noktayı bugün Sayın Sezer “ hayır görevimin başındayım” diyerek koymuştur.

Gördüğünüz gibi siyasi ibre çok hızlı dönüyor. Tüm bunlara adapte olmaya çalışırken, kafalar bulanmış ve ortalık toz dumanken, Türkiye hızlı bir seçim sürecine girdi. Artık bundan kaçış yok. İş dünyası bile seçime vet demişken, Anayasa Mahkemesi bile seçim demişken, meydanlarda halk bangır bangır seçim demişken, hükümetin bazı şeyleri, hele hele ki Cumhurbaşkanlığı’nda ısrarlı olması ve hala şart öne sürmesi, hala kavgacı ve gerilimi yükseltici tavırlar takınması, siyasi kulislerde konuşulan pazarlık ve transfer konuları, ittifaklar, birleşmeler vs. sizce de bir siyasi kirlenmenin belirtileri değil mi ? Bu manzaralar yakışıyor mu hiç Cumhuriyet Türkiye’sine…

Bugünün seçilebilir 25 yaş gençleri. Şimdiden bunları iyi görün, öyle siyasete atılın !... Yada liderinizi iyi seçin, bu ülkenin temiz siyasete ve siyasetçilerine ihtiyacı var. Onlar da bir yerlerde var.

../..
 
Toplam blog
: 671
: 2572
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..