- Kategori
- Gündelik Yaşam
Halkın Cumhurbaşkanı

Siyaset tam bir kör düğüm. Ankara’da hava kurşun gibi ağır. Zaten gri olan bulutlar, iyiden iyiye karardı. Gündem, anlık değişiyor. Siyaseti bu kadar kilitleyen etken de herkesin bildiği üzere Cumhurbaşkanlığı seçidir. Aylarca, ortalıkta bir uzlaşma yaklaşımları, daha doğrusu uzlaşma düşüncesi dolaştı durdu. Ama siyasi çoğunluğu elinde bulunduran, bir başka anlamda siyasi erkin sahibi olan hükümet yani AKP buna hiç yaklaşmadı bile. Yaklaşmadığı gibi de “ neden uzlaşayım kardeşim, siyasetin gücü benim elimde. Türkiye bana oy verdi. Bugüne kadar olduğu üzere, meclisin çoğunluğu bende olduğu için, adayı ben belirlerim “ dedi ve hiçbir mudelil (ılıman) yaklaşıma kayıtlı kalmadı. Bir sürtüşmedir seyredilir oldu. Ama herkes Sayın Erdoğan’ın aday olmaması gerektiğini savunurken, şaşırtıcı bir şekilde adayın Sayın Gül olduğu açıklanınca, bir başka kıyamet koptu. İş, tüm dünya ve Türkiye “e-muhtıra” denilen Genel Kurmay’ın Internet sitesindeki bildirisine kilitlendi. Halk tedirgindi. Acaba askeri darbe mi gelecekti ? Ardından, Laiklik, Cumhuriyet, Demokrasi, Hukuk Çankaya yeniden tartışılmaya başlandığı zamanlarda, milyonlarca sivil inisiyatif birliği ( ama kesinlikle yığma yada taşıma kıtalar değil. Zaten bu kadar kalabalığı başka hangi güç toparlayabilir ki ? ) önce Ankara Tandoğan’da, sonra İstanbul Çağlayan’da Ankara’yı, Ankara’nın siyasetini, Laiklik ve Cumhuriyet rejimi oyun oynamak isteyenlere, planlar yapmak isteyenlere karşı tek bir yumruk, tek bir ses oldu ve gümbür gümbür haykırınca, bu haykırmalar arasında “ ne darbe, ne din devleti, her şeye rağmen Laik bir Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Rejimine ve Atatürk ilkelerine bağlılık” sloganları oldukça ilginçti ve gelinen noktada aslında halkın ne istediğini açıkça ortaya seriyordu. Her ne kadar, toplananların sayıları konusunda sürekli tartışılsa da ve yapılan eylemin önemi görmezlikten gelindi ve tüm tepkilere, protestolara, hukuksal olarak yapılmaması, yapılırsa, Anayasa Mahkemesine gidileceği bilinmesine ve hatta e-muhtıraya rağmen meclis seçime gitti. Ne oldu peki ? Düğümü Anayasa Mahkemesi çözdü. Şimdi Türkiye seçime gidecek süratle. Ve Cumhurbaşkanı’nın yeni meclis tarafından seçilmesi herkesin ortak düşüncesi ama hükümet giderayak sisteme bir gol atma düşüncesinde Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin dedi. Bunu referanduma götürmeye hazırlıyorlar.
Peki şimdi ne olacak ? Gerçekten Cumhurbaşkanını halk mı seçecek ?
Demokratik toplumlardaki örneklere baktığımız zaman, böyle bir seçim gayet mantıklı ve hakkaniyetli gibi gözüküyor. Hatta, devletin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamında oturacak kişinin, yetmiş küsür milyonluk bir ülkede en çok oyu alarak o makama oturması düşüncesi, bazı fikirleri ortadan kaldırıyor. Çünkü manzaraya baktığınızda, 600 küsür milletvekilinin uzlaştığı bir Devlet başkanı değil, yetmişbeş milyonluk bir ülkede, farklı adaylar içinde en çok istenilen ve arzu edilen birinin devlet başkanı olması fikri, uzlaşmanın tam kendisidir. Ben de bundan yanayım. Zira, meclis içinde Cumhurbaşkanı seçileceği zaman, hepimiz gördük, siyasi partilerin ne gibi hesaplar içinde olduğunu. Bu demokratik gibi gözükse de, bir taraftan da o makamı siyasileştirmiyor mu ? Halbuki, Cumhurbaşkanlığı makamı, siyaset üstü bir makamdır ve o makamda oturan kişi bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Ama bugüne kadar, o makamın adayları hep meclis içinden seçilmiş. Ta ki şuan ki Cumhurbaşkanı’na kadar. Tam bir sivil Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’dir. Siz şuana kadar, özel durumlar haricinde, kendisinin basına bir açıklama yaptığını gördünüz mü ? Tarafsızlık ve bağımsızlık budur. Yeni gelenin de başlatılmış olan bu sivilleşme sürecini devam ettirmesi gerekir. Siyasi erkin büyük bir parçasını elinde bulunduran mevcut hükümet gibi bazı hesaplar peşinde koşan partilerin gelecekte de bu tür hesapları yapmaması için, devlet başkanını ben görerek ve oy vererek seçmek istiyorum.
Tabi bu konu çok tartışılması gereken bir konu. Herkes, bunu bir tür başkanlık sistemi olarak sorguluyor. Neden öyle olsun ki ? Pekala, halkın genelinin seçtiği Cumhurbaşkanı yani devlet başkanı, şuanda oldu gibi görevlerini aksatmadan ve siyasi erke müdahale etmeden sürdürebilir. Böyle bir seçimi de bu ülke becerebilir. Seksen küsür yıllık tarihimiz bize bunu öğretmedi mi hala ? Bunu hep birlikte aşabiliriz. Eğer başaramaz isek, tekrar eski sisteme dönülebilir. Ama siyasi rejim değişikliğine gidilirse, toplumun temel taşları yerinden oynatılırsa, tamiri mümkün olmayan sonuçlar doğar ki, bugün bunu hiç kimse istemez. Herkesin, kafasını önüne alıp, sağ duyuyla, katıksız, ard niyetsiz olarak, bu ülkenin geleceği için seferber olmalı ve en iyisi ne ise o yapılmalıdır.
Laiklik, Cumhuriyet rejimi, demokratik yaşam içinde vazgeçilmez temel değerlerdir. Burada söz konusu olan Vatan’dır. Ve söz konusu Vatan ise, gerisi teferruattır. Ama o teferruat kalkın kafasını karıştırmaya yetiyor. Kimse, halkın kafasını karıştırmasın ve bu ülkenin geleceği ile oynamasın. Ne devletin makamları, ne demokrasi, ne hukuk, ne rejim, ne laiklik, ne din, ne o, ne bu, ne de bu ülke hiç kimsenin değil !.. Ama sahipsiz de değil..
Bunu kimsenin unutmaması gerek !..
../..