- Kategori
- Yemek - Mutfak
Sizi bir gurme gibi yaşamaya davet ediyorum!
Yıl 1993. ODTÜ’deki ilk dersimizde Sosyoloji bölüm başkanımızın yaptığı konuşmadan sonra “Evet! Doğru yerdeyim..” demiştim. Özetle şunları söylemişti; biz size teoriler değil, görünenlerin ötesine bakabilmeyi, alışılagelmişin dışına çıkabilmeyi, farklı açılardan bakabilmeyi öğreteceğiz.
Gerçekten görebilmek ve alışkanlıkların zincirlerini kırarak yeni deneyimler ile hayatı zenginleştirebilmek, yaşamımda önem verdiğim konular arasındadır her zaman. 27 Nisan akşamı “Efsane Gurmelerini Arıyor” projesi kapsamında düzenlenen yemekte bende oluşan his de, “Evet, doğru yerdeyim…” oldu. Buzbağ anlamlı bir yolculuğa çıkmıştı benim gözümde…
Bizimle şarabın o masalsı dünyasıyla ilgili bilgiler paylaşan Cüneyt Uygur’u dinlerken, yazımda değinmek istediğim iki düşünce de hemen zihnimde belirginleşti: “Gurme gibi yaşamalıyız” ve “Yeni tatların hayatımızı renklendirmesine izin vermeliyiz”
Yaşam bir sanat aslında, tıpkı gurme olmak gibi. Gurme kelime anlamıyla “yemesini bilen, damak tadına sahip kişi” olarak biliniyor ve içinde aslında çok da önemli özellikler barındırıyor. Şarap tadımı deneyimi gurmeliğin doğasını bize çok güzel anlatıyor…
Renk geçişleri ve şarabın gerçek rengini görebilmek için beyaz bir zemin kullanılıyor. Kadehin daha geniş olan alt kısmı kokuların ortaya çıkmasını sağlarken nispeten dar olan ağız kısmı bu kokuları daha net almamızı sağlıyor. Doğru miktarda doldurmak gerekiyor kadehi. Kadehi ayak kısmından tutuyoruz şarabın ısını değiştirmemek için. Şarabı tatmak demek, yutmak ve sadece ağzımızdaki tadı almak değil diyoruz ve devam ediyoruz… Bakmak, kokusunu almak ve yorumlayabilmek yani tıpkı hayattaki gibi onu gerçekten tanımlayabilmek için her yönü ile hissetmemiz, algılamamız gerekiyor.
Siz hiç bir şarapla tanıştınız mı? Yüzüne baktığınızda yaşını, yorgunluklarını, enerjisini, ışıltısını hatta içinde neler barındığını anlatan bir canlı o. İlk küçük nefesteki koku varsa hatalarını gösteriyor, ikinci nefes ise onun iç dünyasındaki tüm zenginlikleri bize hissettiriyor. Nereden geldi, nelerle zenginleşti ve bugüne geldi. Yudumladığınızda ise, artık onu daha iyi tanıyorsunuz. Ne kadar kalıcı, ne kadar uzun süre sizi aromatik kokuları ve damağınızda bıraktığı tatla, buruklukla etkiliyor… Binlerce yıllık bir tarihten gelen şarap sadece üzümünden ve yetiştiği topraklardan değil içinde bulunduğu fıçının yapıldığı ağaçlardan bile selam getiriyor bize. “Kimi zaman zafer sofralarında eller üstündeydim, kimi zaman ekmeğe katık oldum, kimi zamansa günahtım” diyor bize. “İçilen bir alkollü içki değilim, yaşanan bir lezzetim” diyor… Görmesini, koklamasını, tatmasını ve anlamasını bilen için bir lezzet şarap, bir deneyim. Yemeklerin yanında uyumlu ve dengeli olmalı, ne onların lezzetleri bastırmalı ne de geride kalmalı şarap. Aroması, ağırlığı, damakta bıraktığı iz ve dengeli harmonisiyle bir dans gibi… İşte o zaman şarap, damaklarımızı şenlendirip lezzetlere lezzet katıyor.
Yaşanıp tüketilen bir hayat değil, şarap gibi tadılarak yaşanan bir hayat olmalı diyorum bu akşamın sonunda…
Peki “tat almayı” bildikten sonra eski alışkanlıklara bağlı bir yaşam olur mu? Olmaz tabi ki…
Yemekte bir araya geldiğimiz dostlar da sanıyorum aynı bakış açısında kişilerdi ki, her yeni şarap – yemek tadımımızda gözlerindeki heyecanı fark edebildim. 27 Nisan’da Köşebaşı restoranın bir birinden farklı yemekleriyle denediğimiz şaraplar, hayatımıza giren yeni tatlardı, sadece yeni yemek-şarap uyumu değil, aynı zamanda ufkumuzu açan, kalıplarımızı kıran ve “neden olmasın!” diyeceğimiz deneyimler yaşamış olduk.
Şarabın anavatanında, şarap kültüründen oldukça uzak yaşadığımızı söylemek hiç de yanlış olmaz. “Şarap belli yemeklerin yanında içilir, biraz daha uzaktır bize” genel kanıya göre. Öte yandan keyifli, dolu dolu bir yaşam istiyorsak, “Neden olmasın!” demek güzel bir başlangıç için doğru nokta…
Yeni serüvenlere açık ve cesur olmak, hayatın bize hediye edeceği yeni tatlara “merhaba” demek bence önemli… Var olan deneyimler ile insan süregeldiği düşünce ve yaşayış şeklini devam ettirebilir ancak. Yaratıcılığın getireceği dinamizm ve mutluluk ise ancak yenilenmeye açık olanları bekler bu hayatta.
Bir an için aklımızdaki ön yargıları rafa kaldırıp başlıyoruz yolculuğa… Buzbağ Beyaz Şarap eşliğinde balon pide, tereyağı ve peyniri hiç denemiş miydiniz? Ben de… Denemek aklıma bile gelmemişti açıkçası. Peynir ve yağın damakta bıraktığı lezzete gayet güzel eşlik etti Buzbağ beyaz şarap. Buzbağ Klasik ile gavurdağı, çiğ köfte ve abagannuş aralarındaki uyum da bizi şaşırttı yemekte. Öğrendik ki bir yörenin yemekleri ile o yörenin şarabı iyi anlaşırlarmış. Buzbağ Elazığ Öküzgözü ile devam ettik yanında da patlıcan söğürme, ardından pirzola. Hangisi favorin oldu diye sorarsanız cevabım Buzbağ Beyaz Şarap ile abagannuş olacak. Şaşırtıcı derece uyumlulardı. Ama en önemlisi damağım yepyeni tatlarla, ben de şarabın o zengin dünyası ile daha iyi tanışmış olduk bu akşamın sonunda…
Öğrendiklerimizden birkaç ipucu sizin için:
Yağlı bir yemekle, Kalecik Karası gibi asitli bir şarap,
Baharatlı, aromalı bir şarap ile baharatlı bir et yemeği,
Tatlı bir şarap ile tuzlu bir peynir dengeli ve gayet keyifli olabiliyor. Ve tabi bundan sonrası sizin hayal gücünüz ve damak tadınız…
Sizi de hayatınıza yeni tatlar katmaya davet ediyorum. Ve o tatları gerçekten alan bir gurme gibi yaşamaya…
Sevgilerimle,
Başak TEMEL