​ Şizofren / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '11

 
Kategori
Deneme
 

Şizofren

Seni bir yerlerde görmüş olmalıyım. Hiç de yabancı gelmedi gözlerin bana ve ellerin… Sanırım geçmiş hayatımda bir yerlerde… Evet! Bir yerlerde tuttum ellerini ya da tutmuş olmalıyım. Of ya, çok karışık kafam ve başım çatlayacak gibi ağrımakta. Gece içkiyi çok kaçırmış olmalıyım. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sen değil miydin en son kadeh tokuşturduğum?

Duvarlara bakıp yüksek sesle bağırır.

Sen değil miydin? İnkâr etme boşuna. Ben biliyorum. Sendin o. Sendin...

Başını ellerinin arasına alır ve gözlerini dikmiş olduğu duvarlardan ayırır. Ve bağırmaya devam eder.

Dur lütfen! Ne olur gitme! Beni burada yapayalnız bırakıp gidemezsin. Tamam, bak pes ediyorum artık. İnkâr et sen olmadığını ama gitme. Gitmeee…

Sessizlik hâkimdi etrafa. Gözlerinden akan yaşlar yüzünde biriken tozların çamurlaşmasına sebep oluyordu. Yerde bulmuş olduğu çiviyi alarak kalem niyetine kullanmaya başladı ve duvarlara durmaksızın bir şeyler yazdı.

Rüyalarımda daima ölmekteyim bitmek bilmeyen uzun yolculukların koynunda. Hiç tahmin etmediğim ve belki de hayatım boyunca duymak istemeyeceğim bir elveda idi bu, hayata karşı söylediğim. Anlayamadığım ya da anlamak istemediğim nokta kimin veda etmiş olduğu idi böyle bir durumda. Ben mi hayata veda ediyordum, yoksa hayat mı bana veda ediyordu? Ya da her ikimiz de birbirimize veda etmiyor muyduk? Belki de, bu ayrılık, yeni bir kavuşmanın habercisiydi. Zıtlıkların çatışmasından doğacak olan bir ayrılığın sonucunda oluşacak bir kavuşma anının müjdeleyicisiydi bu belki de.

Belki de…

Rüyaların bir sonuydu…

Ruhun bedeni terk edişi ve…

Ve yalnızlığın sırlarında kayboluş…

Hayatın çözül(e)meyen şifrelerinde bilinmeyen bir numara…

Olmaktı belki de…

Ya da olmamaktı asıl mesele…

Yeryüzüne ayak bastığım andan itibaren, sırtımda taşımış olduğum bulutların ayakları görevini üstlenmiştim şimdiye dek. Tüm ağırlık bedenimden ayaklarıma doğru ilerlemekteydi. Fakat şimdi ayaklarım yerden kesilmiş durumda ve gökyüzünde yol almaktayken rollerimiz değişivermişti. Ayak olma durumu sona ermiş, gövde kısmına doğru yol almaya başlamıştım. Bulutların üzerinde yol alırken… Daha doğrusu bulutların üzerinde yol almaya çalışırken dünyanın çekim gücüne yenik düşüyorum her defasında ve durmaksızın düşüyordum yükseklerden aşağıya. 

Dünyanın taşıyamayacağı ağırlıkta düş(ünce)lere sahip oluşumdur belki de, hayata karşı takınmış olduğum vurdumduymaz tavırlarım. Yerçekiminin azalması sonucunda çabuk geçen zamana meydan okuyuşumda gizlidir belki de, sahip olduğum aykırı davranışlarım...

Kalemini bırakıp tavana doğru bakar ve konuşmaya başlayarak içinde bulunmuş olduğu sessizliği delip geçer.

Beni bir yerlerde görmüş olmalısın. Biliyorum hiç yabancı gelmedi gözlerim sana ve ellerim… Sanırım geçmiş hayatında bir yerlerde… Evet! Bir yerlerde tuttun ellerimi ya da tutmuş olmalısın. Kafan çok mu karışık ve başın çatlayacak gibi ağrıyor mu? Sen hatırlamıyor olabilirsin. Ama ben her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatabilirim sana. Evet! Gece içkiyi çok kaçırmıştın ve de son kadeh tokuşturduğun kişi bendim. Bendim o, ben…

Hıçkırıklar içinde ağlamaya başlar ve gözlerini karanlığa mahkûm ederek alabildiğince duvarları yumruklar.

Hala beni hatırlamadığını mı söylüyorsun? Adi bir yalancısın sen. Bendim o diyorum sana. Neden inanmamakta direniyorsun. Bendim, ben… Ne dedin sen? Şimdi hatırlıyorsun demek. Benim de istediğim buydu sadece. Hadi bunun şerefine yeni bir kadeh daha tokuşturalım.

Gözlerini açar ve duvarları inleten, karanlığı ürküten bir kahkaha atar. Kaldırmış olduğu kadehi dudaklarına götürdüğü anda damağında kalan tuzlu tat ile arkasına dönüp bakar. Yerleri kan içinde kalmış bir durumda görür ve yumruklamış olduğu duvarlarda onu öldürdüğünü zanneder. Üzülür ve eski sessizliğine bürünüp, yerlerde görmüş olduğu kan ile duvarlara bir şeyler yazmaya devam eder.

Meteoroloji yine yanılmıştı, izleme istasyonları, üzerimde yarattığın etkiyi görebilecek kadar iyi dizayn edilmemişti. İçimdeki denizlerde basınç artarak devam ediyordu ve yüreğimde kopan fırtınaların etkisi gelgitle birleşerek tahmin edilmesi imkânsız, büyük zararlara neden olacak seviyedeydi. Beynimde dolanan endişe verici veriler nehirlerimdeki su miktarının arttığını gösteriyordu. Sular yükseliyordu ve bedenim sular altında kalmıştı. Boğuluyordum. Sel, gittikçe yayılıyordu, yayılmaya da devam edecekti…

Durmaksızın yazıyordu ve yorgunluğun da vermiş olduğu etkiyle son cümlelerini duvardaki boşluklara karalayıp derin bir uykuya daldı.

Düşlerimde yapmış olduğum her farklılık bir reform niteliği taşımaktaydı. Her yıkım yeni bir başlangıcın habercisiydi. Düşüncelerimde hâkim olan mutlakiyet noktasında beliren yansıma, senin üzerimde bırakmış olduğun etkinin bir göstergesiydi. Etki dedim işte; pozitif etki ya da negatif etki. Bu etkinin ne yönde olduğunun kararını da sen ver. Ben bu kararı verebilecek dirayette değilim. Çünkü ben bir şizofrenim.

 
Toplam blog
: 102
: 1428
Kayıt tarihi
: 24.06.11
 
 

Çukurova Üniversitesi Maliye Bölümü mezunuyum. 8 Nisan 1987 doğumluyum ve Adana'da Seyhan ilçesin..