​ Soğuk bir sabahta... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Soğuk bir sabahta...

Soğuk bir sabahta...
 

Soğuk bir sabahta içimin sesiyle uyanıyorum. Zamanı yok onun. İstediği vakit homurtularıyla başımı şişiriyor. Daha gözlerimi açmadan sessizce dinliyorum. "Böyle "hep ayakta dimdik" olma duygusuyla yaşamaktan yorulmadın mı? Her daim gülümsemeye çalışmaktan, herşeyin iyi ve güzel olduğuna inancını kaybetmemekten, sana "nasılsın?" diye sorduklarında "iyiyim" demekten yorulmadın mı? Her daim o umut halatına sımsıkı yapışıyorsun. Ve diyorsun ki; herşey çok daha iyi olacak. Ve yine diyorsun ki; hayat adildir. O adaleti çıplak gözle göremesek de adildir. Şu haline bak hiç itimadın kalmamış. Çukurlara düşmemek için seke seke yürüyorsun. Kelimelerin var bir tek sığındığın. Onlar olmazsa ne yapacağını şaşıyorsun.İnsanları hem bu kadar sevip hem de onlardan bu kadar korkmayı nasıl becerebiliyorsun?"

"Yeter artık. Kes sesini." diyorum. Susuyor. Bir süre sessizce bekliyorum. Sonra kaçan bir çocuğun uzaktan gelen sesi gibi belli belirsiz bir ses duyuyorum: "E haklıyım ama." Biliyorum haklı olduğunu. Kendi içimi benden çok daha iyi bildiğini biliyorum. En çok da "itimadın kalmamış" sözüyle asılıp kalıyorum o cehennemi çengele. Babamın lafı geliyor aklıma: "İnsan güvenmeden yaşayabilir mi yavrucuğum? İnsanlara güven. Elbette seni incitenler, kandıranlar, güvenini boşa çıkaranlar olacaktır. Ama sakın onlar yüzünden insanlara güvenmekten hele hele onları sevmekten vazgeçme."

Böyle uyandığım vakit çekilmez oluyorum. Hiç konuşmuyorum, sorulara cevap vermiyorum. Sürekli kulağımda sabahki cümleler yankılanıp duruyor. Masamdaki ekrana boş boş bakıyorum. Tek satır okumak tek satır yazmak gelmiyor içimden. Ayşe Abla'nın sesiyle irkiliyorum: "Çay içer misin, annem? Bu sabah içmedin de. Hem iyi misin sen? Neden asık suratın? Hiç yakışıyor mu benim güzel kızıma? Ben sana demli bir çay getireyim de bak nasıl iyi oluyorsun sen?" Ayşe Ablamın, içinde keder tanecikleri olan gözleri var. Eşini kaybedeli çok olmuş. Üç çocuğunun geçimini bize getirdiği çaylardan sağlıyor. Elinde bir bardak çayla geliyor. "Hadi benim güzel yavrum hiç birşeye üzülme. Değmez kızım inan değmez." Ellerini saçlarımda gezdiriyor.

Arkasından bakakalıyorum. Karanlık düşüncelerimin içinde bir ateş böceği gibi Ayşe Abla. Çok zor zamanları olmuş da yine de içinin sevincini yitirmemiş. Belli ki güvenini de öyle. Yoksa bana kendi çocuğu gibi davranabilir mi? Ayşe Abla'nın mutfağına gidiyorum. Gülümsüyorum. "Hah şöyle" diyor kendinden memnun bir ifadeyle. "Hem sen söyle bakalım kahvaltı yapmadın değil mi yine?" Başımı iki yana sallıyorum. Pembe kareli tertemiz bir örtüyü usulca kaldırarak gülümsüyor: "Baaaak burada ne var?" Bana bir peynirli bir de ıspanaklı börek veriyor. Elinde çay tepsisiyle koridora yöneliyor: "Ben gelene kadar onlar bitecek"

Çay mı Ayşe Abla mı bu soğuk sabahta içimi böylesine ısıtan? Bir insan sıcaklığı, bir gülümseme nasıl da tüm günü değiştiriveriyor inanılır gibi değil. Kim bilir belki de insanlar böyle tatlı sözlerle, böyle içten tavırlarla bir insanın gününü, hayatını ve eğer Ayşe Abla gibilerin sayısı artarsa belki de dünyayı değiştirirler.Tıpkı o filmde söylendiği gibi: "Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir gün birine rastgele bir iyilik yap."

Resim: http://katat0nik.deviantart.com/art/Bird-s-Eye-View-POINTILLISM-37923352
 
Toplam blog
: 408
: 1090
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..