- Kategori
- Kültür - Sanat
Sokak arası kitapçılarda sırlar keşfedilmeyi bekliyor.

Kitap okuma alışkanlığı yaygın bir toplum değiliz. Genelde büyük şehirlerde ekonomik durumumuzla paralel bir artış gözlüyoruz. Kitap seçimi yaparken, genellikle büyük kitapçılarda sunulan kitaplara veya ünlü kişilerin eserlerine itibar ediyoruz. Bize buralarda sunulanları okuyor, konuşuyor ve konuştukça kalıcılıklarını pekiştiriyoruz. Bu eserlerden aldığımız olumlu veya olumsuz tadlar, kültür tabakalarımızın kendi içlerinde ortak paydamız oluyor. Bu tadlar zamanla sıradanlaşıyor, sık bulunur hale geliyor. Güncel bir ifade ile, tüketiyoruz ve bir yenisini beklemeye başlıyoruz.
Sermayenin gücüyle, reklamın ve halkla ilişkilerin incelikleri kullanılarak, en işlek caddelerde ve alış veriş merkezlerinde yüzlerce metrekarelik alanları dolduran marka-mağazaları artık herkes tanıyor. İçlerindeki elektronikten kitaba, CD'den oyuncağa ürün yelpazeleri ile bizi içlerine çekiyor ve mutlaka bir şeyler satmayı başarıyorlar. Bu tür mağazalara hiç karşı değilim. Hem bir arada çok şey görüyoruz, hem yeniliklerden haberdar oluyoruz.
Kitap dünyasının gündemini de diğer tüm sektörlerde olduğu gibi "Satış rakamları" belirliyor. Satışlar aynı zamanda hedef kitlenin eğilimlerin de gösterdiği için bir sonraki tüketim malzemesinin de yapısı şekilleniyor. Bu büyük mağazalar istedikleri yazarı veya kitabı "Çok satan" yapmakta fazla zorlanmazlar. Bu noktada kitabın yazınsal içeriği ve değeri önemli değildir.
Oysa, işlek caddelerin bir arka sokağında, bir işhanının ikinci katında, ışıklı tabelaları ve yüzlerce metrekare salonu olmayan kitapçılar var. Büyük yayınevleri ile çalışamayan bu kitapçılar, yazarlara, şairlere, editörlere, grafik tasarımcılara, matbaalara büyük paralar ödeyemeyen küçük yayınevleri ile çalışıyorlar. Küçük yayınevleri de tanınmış yazarlara büyük olanaklar sunamadıkları için yeni keşifler yapma arzusundaki kişiler oluyor genelde. Büyük para istemeyen yazarlar ve şairler de bu yayınevleri ile çalışabilmek için uğraşıp dururlar.
Küçük ve özel kitapçıların kendilerine özgü ışıkları, dost-müşterileri ve özel bir kokuları olur. Kimse, kimseyi itmez; gürültü olmaz, "Çok satanlar" kaygısı hissedilmez, telefonla gelen az bulunur kitap isteklerine sahip çıkılır, yazarkasa en görünen yerde değildir, kasanın yanında renkli şekerlemeler olmaz. Buradaki ilişkiler, üyeleri arasında özel bir iletişim olan kulüpler gibidir. "Sıradaki lütfen" geçiştirmesi gibi bir "Fast Food" kültürü ayıp sayılır.
Küçük yayınevleri, içlerindeki gizli ve özel olanı keşif duygusunu ilk olarak kendilerine seçtikleri isimlerde ortaya koyarlar. Türk, Roma, Yunan, Hint, Anadolu veya Arap mitolojisinden isimler seçerler kendilerine. Bir tanıdıkları yardımıyla güzel, ayırıcı ve vurgulayıcı bir de logo bulmaya gayret ederler. Bazıları dergi çıkararak isimlerini duyurur ve çevre oluşturular. Şimdilerde artık sadece internet üzerinden dergi çıkaranlar veya amatörlere olanak sağlayanlar da yayılıyor. Çevresi, yazınsal yetkinliği veya sermaye gücü olmayan amatörler için çok önemli olanaklardır bunlar.
Beş yıldızlı tatil köyleri yerine, Ege'nin sessiz ve bilinmeyen bir köşesinde tatil yapmak gibidir küçük ve özel kitapçı seçiciliği.
Büyük mağazalardakinin yarı fiyatına, yüzlerce değil belki de haftada bir satılabilen eserleri ile keşif bekleyen tadlar saklıdır raflarda. Rafta beklerken sararacak kitapları, kredi kartı ile veya kağıt parayla değil, bazen bir kaç madeni "Bir liralıkla" almak mümkün olur.
Aldığınız şiir kitabında belki bir zorlama, belki bir anlaşılmazlık bulacaksınız. Ama "Kitabın pahalı olmadığını" da göreceksiniz. Bu kitap sizin en fazla yirmi dakikalık bir vapur yolculuğunuzu veya bir pazar günü çay bahçesinde iki çaylık zamanınızı doldursa bile; elinizde endüstriyel bir tüketim malzemesi değil, başkaları için bilinmez olan, size özel bir seçim göstergesi var demektir.
İşin bir diğer güzel yanı, bu kitapların hiç bir zaman korsan baskıları da olmaz. Yani vereceğiniz para da zaman da doğru yeri bulur.