- Kategori
- Güncel
Karamsarlık teslimiyete; teslimiyet ihanete dönüşmemeli

Benim istediğim de bu değildi.
Kırgınım halkıma. Oysa; bu gidişe dur demeyeceklerini, bağımsızlık ateşi ile yanmadıklarını, okumak öğrenmek yerine güdümlü TV'lerde izledikleri, dinledikleri ile fikir sahibi olduklarını, ağzı laf yapıp güçlü görünenden yana olduklarını bile bile umutlanmışım. Bunu biliyordum çünkü Kurtuluş Savaşı öncesinde de aynıydı benim halkım. Yakup Kadri'nin Sodom ve Gomore'sinde anlattığı gibiydi batı hayranı aydın müsveddeleri. Rüzgar gülü basın, aynı basındı. İsyankar olanları ise hafiyeler, jurnalciler kovalıyor, işgal kuvvetleri ile birlik olup hapse atıyorlardı.
Gece baş ağrısından uyuyamadım. İçim yandı.
Sabah oldu ve yeni bir güne uyandım. Etrafımdakilerin karamsarlığı, yılgınlığı, ümitsizlikleri, yanıp yakılmaları ile günü bitirdik. Bir tanıdığım mide kanaması geçirdi.
Salı sabahı erken kalkıp Nâzım'ın Kuvayi Milliyesini elime aldım. "Ateşi ve ihaneti gördük" diyordu. Bir başka şiirinde "motorları maviliklere sürmekten" söz ediyordu.
Destandaki Kara Yılan, Kambur Kerim, Arhaveli İsmail, Kartallı Kazım ve diğerlerinin gözlerinde korku mu vardı? Midekanaması mı geçirdiler? Karamsar ve teslimiyetçi miydiler?
Atamın gençliğe hitabesi nasıldı?
" Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! "
Ne demişti Mehmet Akif İstiklal Marşımızda?
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
İşte Kurtuluş Savaşına ruhunu verenleri, savaş sonrasında yanmış topraklarda devrimleri yeşertenleri düşününce; Uğur Mumcu'yu, Bahriye Üçok'u, Türkan Saylan'ı, Ahmet Taner Kışlalı'yı ve yargıya son darbe vurulmadan önce Ergenekon'a hapsedilen, topluma önderlik etmeleri kuvvetle muhtemel kişilerin onurlu duruşlarını anımsayınca, karamsarlığın teslimiyete götüreceğini ve teslimiyetin de ihanet olduğunu hissettim.
Onurlu ve dik durmaya mecburuz. Azınlıkta kalsak da, tek başımıza kalsak da; omuzlar geride, göğüs dışarıda, çene ileride, gözler berrak ve keskin, beyinler bilgi ile dolu ve enerjik, dogmalardan uzak ve verilmiş sözlere sadık.....
Yine Nazım'ın destanından bir bölüm. Büyük taarruz öncesini anlatıyor:
ve dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.