​ Sokak köpeği severlik nereye kadar? / Hayvanlar Alemi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '09

 
Kategori
Hayvanlar Alemi
 

Sokak köpeği severlik nereye kadar?

Sokak köpeği severlik nereye kadar?
 

Merhaba..
Bu sabah bir köpek sürüsünün havlamalarına karışan, telaşlı bir kadın sesiyle uyandım. Camdan baktığımda komşumuzun servis bekleyen 14-15 yaşlarındaki kızının, bir köpek sürüsüyle çevrili olduğunu ve annesinin pencereden köpekleri kovalamak için bağırdığını anladım. Köpekler epey bir bağırma sonucunda oradan uzaklaşırken, komşu da kızına karşıdaki binanın bahçesine girip kapıyı kapatıp orada beklemesini söyledi ve kızı büyük bir korkuyla annesinin dediğini yaptı. Bir taraftan da geri dönebilecekleri endişesiyle köpek sürüsünü izliyordu.

O anda, son dönem gittikçe artan sokak köpeklerinin orta yaşlı bir adamın çevresinde koşarken, adamın yavaş yavaş geri giderek köpeklerin uzaklaşmasını beklediği ve ilk fırsatta yerden aldığı taşla olduğu yerde köpeklerin geri dönme ihtimaline karşı kendince önlem aldığı geldi aklıma.Yoluna devam etmek için epey oyalanması gerekmişti koca adamın.

Yine böyle bir bahar sabahı, pazar günü sütçünün korna çalarak geldiği gün geldi aklıma. Normalde herkesin apar topar inip uzun bir kuyruk oluşturduğu böyle güneşli bir günde, süt almak için kimse inmemiş, daha doğrusu inememişti. Çünkü, herbirisi cılız bir koyuna yakın büyüklükte, ona yakın sokak köpeği, bina çıkışında kimisi çimenlere yayılmış, kimisi dolaşarak güneşli bahar sabahının tadını çıkarıyordu.

Kendilerine hayvansever adını veren aslında bence ençok "sokak köpeği sever" ismini hakeden bazı gruplar sayesinde sokaklar, parklar, bahçeler , eğer başıboş sokak köpeği sürüsü yoksa, ya da sayıları 1-2 tane ise ancak o zaman insanların rahatça bulunabildiği yerler haline gelmiş durumda. Zaten eşofmanlarını giymiş sabah koşusuna çıkan insanların ellerineki korunma amaçlı taşınan kalın sopalar herşeyi açıklıyor. Gelinen bu nokta ve mevcut şartlar, sokak köpeklerini fazlasıyla sahiplenen, sesleri de sayılarına göre hep çok yüksek çıkan insanlar için sanırım çok sevinilecek bir gelişme.

Ne yazık ki, bu güzel ülkede, pek çok konuda olduğu gibi hayvanseverlik konusu da çok yıpratılmış, abartılı bir inatlaşma konusu haline getirilmiş durumda.

Bu nedenle ben, özellikle, hayvan sürülerinin Ankara Dikmen'de endişe verici boyuta ulaştığı şu son dönemde, arkadaşımın, "geçen gün marketin orada 4 tane köpek gençlere durduk yere saldırdı" lafını duyunca, konuyu yazmaktan ve şu soruları herkese en çok da sokak köpeği severlere sormaktan kendimi alamadım:

Sokak köpeği severlik nereye kadar? Sokak köpeği severlik hangi bedele kadar?

Neden mi sokak köpeği severlere soruyorum? Çünkü her ne zaman bir yetkiliye sokak köpekleri çok tehlikeli hale geldi denilse, çaresizce "hayvanseverlerin tepkisinden çekinildiği için önlem alınamadığı" cevabı veriliyor ve en çok sokak köpeklerine ilgi gösteren bu hayvansever gruplar şehir ve kasabalardaki köpekler konusunda nihayetinde, tek etkili ve yetkili oluyor. .

Bu noktada, yanlış anlama ve konu saptırmalarına karşı, öncelikle şunu belirterek, akla karayı seçmekte yarar var. Benim inancıma ve bu ülkedeki ezici çoğunluğun inancına göre; Allahın yarattığı bütün canlılar değerlidir ve varlıklarına saygı göstermek gereklidir. Hele hele ki bir canlıya eziyet etmek, çok büyük günahtır. İşte burada değer vermenin boyutu işin içine giriyor. Bütün canlılar değerlidir ama hayvanla yakınlaşmanın, değer vermenin, onun canını korumanın da bir ölçüsü olması gerekir. Nasıl herşeyin bir dozu varsa, insandan başka canlılara duyulan sevgi, varlığına saygı ve bakımın da bir sınırı vardır. Bu sınır, İnsanın ruh ve beden sağlığıdır.

Sokak köpeği severlerin hoşuna gitsin ya da gitmesin, insan Dünya üzerindeki canlı varlıkların en tepesindedir. İlla sebeplerini açıklamak gerekiyorsa,

Hayvanları çok sevip yakın bulabiliriz.Onları arkadaş ta edinebiliriz ama tabii ki düşünen, fikir üreten, espri yapan, gülen başka bir canlı grubu Dünyada mevcut değildir.
.
Allah bütün hayvan gruplarına belli özellikler vererek onların hayatlarını sürdürmesine imkan sağlamıştır. Örneğin kimi hayvan renk değiştirir, kimisi çok iyi duyar, kimisi, denizin en derininde yaşamaya uygun özelliklere sahiptir vs. Oysa insan, başlangıçta karada varolmasına sadece karada yaşayacak fiziki özellikte olmasına rağmen, DNA sındaki, (kendisine en yakın hayvan olan maymuna göre) %1 lik bir fark yüzünden, kendisine verilen büyük armağanı, zekayı kullanarak denizde, havada, yeraltında, dağ zirvelerinde varolabilmiştir.

İnsan en tepedeki canlıdır demiştik.Bildiğimiz anlamdaki insanın ortaya çıkarılışından sonraki onbinlerce yıl içinde, Dünyada, özellikleri insandan üstün, onu tahakkümü altına alan ve idare eden, bir zeki canlı grubu yaratılmamıştır.

Her canlıya olduğu gibi, kendisini koruması ve varoluşunu sürdürmesi için insana da çeşitli yetenekler verilmiş, içgüdüsel olarak, ruh ve beden sağlığını, canını korumak için yetilerle donatılmıştır.

İşte bu noktada diğer canlıları sevip kollamanın ölçüsü, onların insana karşı durumlarına göre şekillenir. Yani hayvanları ele alırsak, bize tehlike yaratabilecek bir hayvana karşı, sevecen, korumacı ya da pervasız olmak en başta doğamıza terstir. Sadece bir canlı olduğu için bir hayvanı her şekilde, her zaman ve kendi canımızı feda ederek korumak diye bir durum asla gerçekçi değildir. Akşamları odamızda vızıldayan sivrisineği, ya da arıyı, hatta ısırmayacağını bildiğimiz halde, odada oraya buraya konan karasinekleri, evimizde tıkırtısını duyduğumuz fareleri de hiç bir şekilde tuzak kurup öldürmezdik o zaman.

Buradaki ince çizgi keyfi olarak değil, hayvanların fiziki ya da ruhsal olarak bize verebileceği zarara göre şekillenir. Yani ölçü, hayvanın bizim için zararlı olup olmamasıdır.

Bazılarının "canım sokak köpeklerinin de canı var yazık değil mi hayvanlar serbestçe dolaşsınlar neden insanın hayvana tercih edilmesi gereksin ki" dediklerini duyar gibi oluyorum....Gönül isterdi ki hiç bir yerde hiç bir zaman insan ve hayvan sağlığı arasında bir tercih yapılmasına gerek duyulmasın ama ne yazık ki gerçek hayatın hiç de öyle olmadığını biliyoruz. Şartlar bizi sık sık taraf olmaya, son noktada, iki canlıdan birsinin tercih edilmesine taraf olunmasına zorluyor.

Ben kendi adıma diyorum ki,

eğer benim yakınım olmasa bile, bir insanı köpek ısırmışsa, o köpek kuduzsa benim aşı yapılsa bile küçük yüzdeyle de olsa hayati ciddiyet taşıyan, feci hastalığa karşı, dehşet içindeki o insan için kederlenmemem imkansızdır.

Ben, bir köpek bir insanı ısırmışsa ve ısıran köpeğin kuduz değilse bile; yaşadığı korku, acı, doktora gitme, işine gidememe vs. gibi sıkıntıları çeken o insanın,

Bir köpek sürüsü, servis bekleyen bir çocuğun, gencin etrafını çevirerek, çocuğu çok derin ve belki ömür boyu bütün hayvanlardan soğutacak bir şoka sokmuşsa, o çocuğun tarafını tutuyorum.

Avrupa ülkelerinde neden sokak köpeği sürülerinin bulunmadığı ve o ülkelerin bu konuya nasıl çözüm bulduğu konusuna hiç girmek istemeyen,

sokak köpeklerini Hayvan yaradılışına aykırı, içler acısı tıklım tıklım hayvan barınaklarında tutmak ya da köpekleri aşılatmak, kısırlaştırmak, küpe takmak gibi yöntemler neticesinde, yeniden sokaklarda yaşatmak için Belediyelere sürekli baskı uygulayan,

kaç okul, sağlık ocağı ya da hastane bedelindeki, kıymetli vergi gelirlerinin, hangi ülkede ne zaman uygulanıp sonuç alındığı anlaşılmayan, bu tür zorlama, etkisiz, hatta hayvana işkence mahiyetindeki uygulamalara harcanmasında ısrarcı, sokak köpeği severlere karşı da, sessiz ve ürkek ama sokaklarında başıboş köpek sürülerine karşı birgün herkesi memnun edebilecek bir orta yol bulunmasını, şiddetle arzu eden çoğunluğun tarafını tutuyorum.

NOT: Köpekleri zehirlemek ya da sokaklarda başıboş dolaşıp havlayarak terör estirmelerine göz yummak arasında bir çözümün mutlaka var olduğunu düşünmek istiyorum. Belki Belediyeler, yasal zemini müsaitse, genel bir minireferandumla halkın görüşünü alabilir. Konu cesurca gündeme gelirse, çok değişik çözümler bulunabilir ya da en azından hiç bir çözüm şu andakinden daha kötü bir sonuç vermez ...

Fikri ve yaklaşımı ne olursa olsun herkese iyilikler diliyorum. Yazıma çok çeşitli dozda eleştiriler gelecek sanırım.Çoğunu tahmin de ediyorum ama bir yandan da hangi düşüncenin ağır bastığını, benimle hemfikir kişilerin oranını da merak ediyorum...Saygılar.
 
Toplam blog
: 148
: 384
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..