- Kategori
- Siyaset
Sömüren dine, kitaba, millete ve mezhebe bakmaz... Ama!

Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in yapmış olduğu “Radikalizm ve Aşırıcılık” başlıklı araştırmasının sonucundan çıkanlar, bizleri dehşete düşürmüştü.
Dehşete düşmemize neden olan şey ise, ülkemizin siyasal ve politik gündeminde başrolü almış olan kavramların, akademik eğitim alan çevrelerde yaratmış olduğu algı idi ve bu çevrelerin hakikaten yapmış oldukları tanımlar, insanın yüreğini burkan cinstendi.
Bu araştırma sonrasında bir kez daha anladık ki, ülkemizin can alıcı sorunlarının çözümlenmesinin ihtimali bu süreçte hemen hemen yok gibi.
Bu topraklarda halen “Kürt Sorunu” dendiğinde bir takım okumuş çevrelerin dahi vermiş olduğu o garip yanıt ki “Kürt Sorunu diye bir şey yoktur. Bakınız, Kürtler de bu ülkede her kademeye gelebiliyorlar, ekonomik olarak çok iyi noktada olanlar var, hatta ve hatta Cumhurbaşkanı bile olabiliyorlar” yollu bir karşılıkla konuya eğilen kafa, halen bu sorunun özündeki geçeği tam olarak kavrayamamış olduğunu göstermektedir.
Doğru, bu ülkede çok farklı ekonomik ve sosyal katmanlarda olan Kürtler vardır ve hal böyle iken ortada bir “Kürt Sorunu” olduğuna dair bir iddianın çürütülmesinin bir aracı olarak, bu açıklamadan ve verilerden hareket etmek sadece ama sadece gülünç olur.
Yoksa devlet, kendi istediği türden bir Kürt karakterinin mi önünü açmaktadır.
Biraz düşünmekte fayda var.
Bakınız, İbrahim Tatlıses’in kasetleri milyonlar satmaktadır.
Bakınız, Mahzun Kırmızıgül’ün kasetleri ha keza.
Bir dolu uyuşturucu kaçakçılığı yapan Kürt vardır.
Bucak ve benzeri aşiretler işte tam da orta yerde durmaktadır.
Onca vekiller ve onca bakanlar da gördük Kürt olan.
O halde sorun nedir?
Sorunun ne olduğu gayet açık değil mi?
Şayet devletin istediği Kürt tipi isen, sorun yok. Her giden yolun ucu açıktır bu tiplere ve ekonomik ve sosyal yaşamın her alanı bunların girip, çıktığı ve fink attığı alanlardır.
Şayet devlete muhalif bir Kürt isen, vay haline.
Bakalım işte o zaman, devletin ve ekonomik hayatın hangi alanından, hangi payı alabiliyor bu tipler?
Kuşkusuz sömürenin dini, kitabı, milleti, mezhebi olmaz.
Bu toprakların her karışında geniş halk yığınları etnik, dinsel ve mezhepsel kökenlerine bakılmaksızın, ekonomik sömürünün bin bir türlüsünü yaşamaktadır.
Acının, yokluğun, yoksulluğun, eğitimsizliğin, eza ve cezanın, olmadık çilelerin her versiyonu bu toprakların insanına reva görülmüştür.
Lakin bu topraklarda saymış olduğumuz sömürü araçlarının her birisine muhatap olan geniş halk yığınlarına karşın, bir de etnik kökenlerinden dolayı sömürüden daha fazla pay alanlar var ki, bunların başında Kürtler gelmektedir.
Ya mezhepsel kökenlerinden dolayı ekonomik ve sosyal sömürünün her çeşidine muhatap olan Aleviler için ne demeli?
Ya kimliğinde Tunceli yazanların dramı.
İkâmetinde Gazi Mahallesi yazanların iş başvurularında nasıl da ayıklandıklarından haberiniz var mı?
Yani efendim, bilmiyorum meramımı anlatabildim mi?
Şayet resmi ideoloji ve otoriter devlet anlayışının çizmiş olduğu rotaya uygun bir Kürt kişiliği isen, memleketin en itibarlı şahsiyetlerinden birisi olmamak için hiçbir neden yoktur.
Hafif yollu o resmi ideoloji ve otoriter devlet anlayışının mantığından saparsan, anında oturursun hedefe.