Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '16

 
Kategori
Hukuk
 

Son kavşak

Son kavşak
 

Hukuk kavşağı


Uygarlık tarihi, insanın ilk insan olarak gelişimi ile başlayan ve geniş bir zaman dilimini kapsayan bir süreci tanımlamaktadır. En kaba çizgileriyle insanlık, toplayıcılık ve avcılık, tarım, sanayiye dayandığı üç dönemden, üç “toplum biçimi”nden geçmiştir. Araç yapan ilk canlı türlerinin yeryüzünde görülmesinin yaklaşık tarihi olarak kabul edilen, zamanımızdan iki, üç milyon yıl öncesinden üretimin başladığı zamanımızdan yaklaşık on bin yıl öncesine kadar geçen milyonlarca yıl ilkel topluluk dönemidir. Bu dönemi izleyen yaklaşık beş bin yıl ilkel topluluktan uygar topluma geçiş dönemini ve ancak son beş bin yıl ise “uygar toplum” dönemini oluşturmaktadır.

İnsanoğlu binlerce yıldır dünya üzerindeki hayatını bir arada geçirerek, kurduğu kentlerde bir arada yaşayarak “toplumu” oluşturdu. Bir araya gelinerek oluşturulan toplum hayatında bireyi, bireyin içinde yaşadığı toplumdaki düzenin korunması için toplumsal kurallar belirlendi. Hukuk bu kuralların en önemlisi ve en yenisi idi. Hiç kuşkusuz insan toplum biçimine geçmeden önceleri bir başınaydı. Yalnız ve korumasız. Sonraları, yaşam hakkını güvenceye bağlamak, korkusuzca yaşamak istedi. Aile, kabile derken site devletleri kuruldu. Siteler birleşerek devletlere, imparatorluklara dönüştü. Daha sonraları ise İmparatorluklar yıkılarak Ulus devletler kuruldu. Ne var ki özgürlükler, haklar güvenceye, teminata bağlansın diye yaratılan devlet kurumu, zaman içerisinde güçlünün ele geçirmesi ile özgürlüklerin, hakların baş düşmanı kesildi. Bu durum; bilimsel bir ifade ile tipik bir yabancılaşma (alienation) olgusu idi. Bir anlamda, İnsanlık tarihi, yabancılaşmayı yaratmanın ve ondan kurtulmanın tarihi sayılabilir. Çok bilinen bir öykü ile açıklamaya çalışırsak; Konfüçyüs, öğrencileri ile birlikte Thai Dağının eteklerinde gezinirken ağlayan bir kadın görür. Öğrencilerinden biri (Tze-Lu) kadına neden ağladığını sorar.

Kadın: -Çok acı çekiyorum. Bu çevrede bir kaplan var. Önce kaynatamı parçalayıp yedi. Sonra kocamı, şimdi de oğlumu öldürdü der.

Konfüçyüs söze karışır ve; -Öyleyse niçin başka yere gitmiyorsun? diye sorar.

Kadın ise şu ilginç yanıtı verir:-Çünkü buralarda insanlara baskı yapan bir devlet yok.

Ve Bilge Konfüçyüs öğrencilerine döner, şöyle der:-Kadıncağız haklı, çocuklarım. Baskı yapan devletler kaplanlardan daha korkunçtur. Bunu hiç unutmayınız.

Çağdaşlık, akla, bilime ve bilince dayanmakta, duygu ve imgeyi dışlamaktadır. Kutsalın dünyasını alt üst etmekte ve içerisine sokmamaktadır. Günümüz çağdaş toplumlarının yönetimi hukuk devletleri ile kendini bulmuştur. Hukuk devleti, bireysel hak ve özgürlükleri gözetmez de, farklı kimlikleri, kültürleri, söylemleri bastırmaya kalkışırsa, devlet zorbalaşır, ortada ne sivil toplum ne de hukuk devleti kalır.

İnsanlık tarihi gösterdiği ve Paul Valery’nin dediği gibi; Her zorba yapayalnızdır. Çünkü ona ihanet edenler daima en yakın dostlarıdır. Her zorba, zorbalığın kısır döngüsünde kendi yarattığı zorbalığına ve kullandığı baskı tekniğine, eninde sonunda mahkûmdur. Her zorbalık, kuşku ve aldatmacaya dayanır ve bunlarla beslenerek yaşar. Devlet benim diyenlerin oluşturduğu zorbalık kültürünün ve yönetimlerinin sonucu bir önceki yüz yılımızın ilk yarısında milyonlarca canına mal olmuştur. Oluşturulan baskı tekniği Konfüçyüsün tanık olduğu kaplan öyküsüne rahmet okutmuştur. “Tek biçimli insan” yaratma iddiası ile boy gösteren totaliter, tümelci devletler büyük trajediler ve acılar bırakarak tarihe gömülmüşlerdir.

Devlet ise, hukuk devletinde sınırlı doğmuştur. Haklar ve özgürlükler, devletin dahi giremeyeceği hukuk kalesi ile kuşatılmıştır. Hukuk devletinde bu haklar ve özgürlükler, devlet tarafından lütfedilmez, yalnızca tanınır ve güvence altına alınır.

Eğer bir Ülkede düşünce ayrılıkları yasaklarla önleniyor ve herkes aynı şeyi düşünüyorsa, orada hiç kimse hiçbir şey düşünmüyor, yaşamıyor ve de demokrasi çok zayıf demektir. Bastırma girişimi yararsızdır, tutarsızdır, gülünçtür ve tehlikelidir. Sağlıklı bir demokrasinin çoğulcululuğu yaşama iyi geçirmesi, tüm sorunları çözmeye yeter de artar bile. Thomas Jefferson “Güç, söz konusu olduğunda, insanlara hiç bir zaman güvenme ve onları kötülük yapmamaları için anayasanın zincirlerine bağla.” der.

Özgürlükçü, çoğulcu demokrasi, sivil toplum, hukuk devleti, insanlığın düşünsel evriminin ulaştığı son kavşak noktasıdır.

Esas soru, Ülkemiz adına sorunlu görünen bu kavşakta düzenli bir trafik oluşturmak için bilimsel yöntemleri kullanarak ne yapılmalıdır?

Nizamettin BİBER

 
Toplam blog
: 887
: 2743
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..