- Kategori
- Güncel
Olmak, sahip olmak, Ali Ağaoğlu

Erich Fromm
Geçtiğimiz günlerde Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde saat 11:00 sıralarında bir canlı bomba saldırısı meydana gelmiş, Patlamada saldırganla birlikte 1’i çocuk 5 kişi hayatını kaybetmiş, 7’si ağır 36 kişi de yaralanmıştı.
Bu saldırıdan sonra Ali Ağaoğlu bir toplantı düzenleyerek; 10 yıldan bu yana İstiklal Caddesi’ne gitmediğini, “O gün de kendisinin ortanca hanımının doğum günü olduğunu, ona sözünün olduğunu, Boğaz’a yemeğe götüreceğini, bir anda aklına şey geldiğini, açıkçası kanına dokunduğunu, Hanımını, oğlunu da aldığını, aşağı yukarı 15 senedir de İstiklal Caddesi’ne hiç gitmediğini, hem kendi için güzel bir nostalji olduğunu, hanımla, çocukla olayın olduğu yere gittiğini, milletin fakir olduğunu, karanfil bıraktığını, kendisinin ise gül bıraktığını” söyledikten sonra yılışık gayri ciddi bir tutumla, gülüşmeler eşliğinde açıklamasını tamamlamıştı.
Okuduğumuz kitaplar yaşamın kesitlerini sunar bizlere, onlar sayesinde gerçekleri daha kolay görürüz. Deniz vasıtalarına yol gösteren deniz fenerlerinin ışığı özelliklerine benzer bir şekilde önemli fonksiyonlar gösteren kitaplar, insanların ve insanlığın yolunu aydınlatırlar. Zira, her kitabın yazar açısından uzun bir deneyim ve araştırma süreci vardır.
Yaşanan bu olaylar, uzun yıllar önce okuduğum “Olmak sahip olmak” kitabını hatırlattı bana. Kitabında ne diyor Erich Fromm? “İnsanlık büyük bir hızla tümden yok olmaya doğru sürüklenmektedir, ekonomik gelişimin giderek insanları tutsak alması, doğaya karşı takınılan düşmanca tavır ve bir atom savaşı tehlikesi, insan soyunu ve dünyayı tehdit etmektedir.” diyor. Dünyanın ve insan soyunun hızla bir felakete ve yok olmaya doğru gittiğini, Çoğu kimsenin farkında olmasa bile, artık insanlığın bir dönüm noktasına geldiğini söylüyor. Bu anda yapacağı bir seçim ile ya yok olacak ve kendisi ile birlikte tüm canlıları ve dünyayı da ortadan kaldıracak ya da yaşamını ve gelişimini sürdürmeye devam edeceğini, bu büyük tehlikeden kurtulabilmenin tek yolunun, insanların ve onları şartlayıp, yönlendiren toplumsal yapıların kökten değiştirilmesi olduğunu söylüyor.
Erich Fromm kitabında, “sahip olmak” ile “olmak” ilkelerini, insanın var oluşunun iki temel kategorisi olarak değerlendirir. Mala, mülke, şöhrete, insana, bilgiye “sahip olmak” demek, onları ele geçirmek, kendine mal etmek, onlara egemen olmak ve dilediğince kullanmak anlamındadır. Ama bu maddesel sahip oluşların sonunun olmadığını, insan hiç bir zaman yeterince şeye sahip olamayacaktır, der. Çünkü maddesel olan, elle tutulan aldatıcı ve geçicidir. Bu nedenle “sahip olmak” tutkusundaki insanlar hep kendilerinden fazla şeye sahip olanları kıskanacak, az şeye sahip olanlardan ise, kendi mallarına göz dikecekleri telaşı ile korkacaklardır. “Olmak” ise “sahip olmak”ın karşıtı, hiç bir şeyi elde etmeye, kendine mal etmeye ve ona egemen olmaya çalışmayan ilkedir. “Olmak”, her şeyi kendi bütünlüğü, canlılığı, yaşamı ve gelişimi içinde sevmek demektir. Böyle davranan bir insan, dışsal ve maddesel olana bağlanmaksızın kendini geliştirip, evrimleşmeye çalışır ve insanlık bilinci ile diğer insan kardeşlerini sevmek, onlarla bir olmak arzusunu taşır. “Olmak” sözcüklerle tanımlanıp, anlatılamaz. O, ancak yaşanılan ve içte hissedilen bir özellik, bir süreç, bir canlılıktır.
“Sahip olmak ve olmak, yaşamı ya da ölümü seçmekle birlikte, insan varoluşunun ve karakterinin iki temel niteliğidir.” diyen Fromm'a göre, bu iki ilke insanla birlikte vardır. “Toplumsal düzen, toplumun sosyal ve ekonomik kurumlan, bir de ahlak yapısı, bu iki karakter ve davranış biçiminden hangisini desteklerse, o toplumun insanlarının da bu karakter özelliği ağırlık kazanacaktır.” Günümüz toplumları tamamen “sahip olmak” ilkesine göre işlemektedirler. İster kapitalist, ister sosyalist olsun tüm düzenler: mal, mülk, kazanç, daha çok kazanç tutkusu, açgözlülük, şöhret, iktidar gibi yanlış temeller üzerine kurulmuşlardır. Sistemlerin yaşayabilmesi için, insan ve onun değerleri, yerini makinelere ve ekonomik gelişimin bürokrasi çarkına bırakmıştır. Bilim, teknik ve ekonomik gelişme hızla ilerlemiş, ama bunlar kendi yararına kullanılmadığı için, insan, bir araç haline dönüşmüştür. Ama bu sorumsuzca gidiş, şimdi büyük tehlikeleri ile birlikte karşımızdadır. İnsanlık yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Belki bir atom, nükleer savaş nedeni ile, bütün dünya planeti yok olacaktır. Ayrıca insanlar kendi günlük yaşamları içinde de, son derece mutsuz ve bunalımlıdırlar. Özetle “sahip olmak” ilkesine göre kurulmuş olan tüm düzenler ve toplumsal sistemler, insanları mutlu etmekten, onları doğru yöne yöneltip, evrimleşmelerini sağlamaktan uzaktırlar, yani yanlıştırlar.
Öyleyse sorunun çözümü kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İnsanlığın kurtulabilmesi için ilk ve tek şart, “sahip olmak” ilkesinden “olmak” ilkesine geçmektir. Bunu gerçekleştirebilmek; toplumsal düzeni, sosyal, ekonomik ve politik kurumlan yenilemek, böylece o toplumdaki insanların davranışlarını ve inançlarını şimdi yaptığı gibi “sahip olmak” ilkesine göre değil, “olmak” ilkesine göre davranmalarını sağlamaktır. İnsanlık değişmek, yeni bir ahlâk, yeni bir toplum ve yeni bir insan oluşturmak zorundadır. Aksi takdirde yok olacaktır. Çözüm: “Yaşamak veya ölmek, yani sahip olmak ya da olmak” tır diyor Erichh Fromm.
Fakirleri küçümseyen, tiye alan, 10 milyon liralık 14 otomobil olanAli Ağaoğlu’na diyecek bir şey yok aslında çünkü o günümüz dünyasının çözüm üretilmesi gereken sorunların merkezindeki bir suje. 19. yüzyıla damgasını vurmuş, toplum bilimci, ekonomist ve siyaset teorisyeni, devrimci Karl Marx şöyle diyor; “Ne kadar azsan, yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan, o kadar çok şeyin vardır demektir ve görkemsiz yaşamın o denli büyüktür.” Dünyanın en fakir Devlet Başkanı olarak adlandırılan Uruguay Cumhurbaşkanı Jose Mujica; “Bana fakir denmesi yanlış, ben tutumlu bir insanım, Asıl fakirler sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır.” diyor.
Nizamettin BİBER