- Kategori
- Güncel
Sabahattin Zaim Üniversite'linin psikolojisi

Mezuniyet Töreni
Lise bitti, üniversite kapılarını aralamışsınız. Kampus çimenlerine uzanıp kızlı erkekli sohbetler, büyük amfilerde yüzlerce kişiyle ders dinlemek, üniversite festivallerine katılmak hayallerine dalmışsınız. Üniversiteyi, özgürlüğe açılan bir yol, sevdiğiniz, mutlu olduğunuz konular üzerine uzmanlaşıp yetişkinlik yaşamına açılan bir kapı olarak görmüşsünüz, aynı zamanda, profesyonel hayata başlangıç olarak da hissediyorsunuz. “Yeni Üniversite hayatı ile birlikte, yeni bir ortam, dostluk ve arkadaşlıkların kurulacağı, farklı ve unutulmaz deneyimlerin yaşanacağı bir ortamın hayalleri kurmuşsunuz. Hatta bazılarınız üniversiteyi, “hayat arkadaş”ınızı bulabileceğiniz bir ortam olarak algılamışsınızdır.
Toz pembe hayaller kurarak, bin bir zorluklarla sınavlar geçilerek girilen Üniversitede ne yazık ki, gerçeklerle çakıştığında yerini hayal kırıklıkları ve ümitsizliklere de bırakmış olabilir. Çünkü; özellikle, hayallerdeki ortam ile karşılaşılan ortam farklı çıktığında hayal kırıklığı daha da büyüyebilir. Bunun tabii ki birçok nedeni var. Öğrenciler, lisedeki yakınlık, paylaşım ve sıcaklığı arayıp da bulamadıklarında, çok büyük üzüntü ve umutsuzluk yaşıyorlar. Sonuçta, üniversite ortamı, liseye göre daha bağımsız, bireysel ve profesyonel, Üniversitede kişi, bireysel gayret ve çabası ile bazı şeyleri çözüp, arkadaşlar edinebiliyor; başarılı olarak da kendini kanıtlayabiliyor.
Üniversitede umutsuzluk, hayal kırıklığı yaşamanın bir başka nedeni ise Ülkemizin eğitim, sınav sisteminden kaynaklanıyor. Birçok genç, yıllar boyunca canla başla çalışıp, istedikleri bölüme giremeyebiliyor, hayalini kurduğu bölümden ilgisiz, bambaşka bir alana zorunlu olarak yönelebiliyor. Sonuç olarak bu gençler, mutsuz bir şekilde öyle ya da böyle, üniversiteden mezun olup istemedikleri, beğenmedikleri bir meslek dalında eğitime başlıyorlar. Bu ruh durumları, zaman içinde fiziksel ve psikolojik hastalıklara bile neden olabiliyor. Sınav stresini bir kez daha yaşamamak adına yapılan yanlış tercihin, gençlerin tüm geleceklerini negatif olarak etkileyebiliyor. Mutsuz ve hayal kırıklığı içindeki Üniversitenin ilk dönemlerinde sorun yaşayan öğrencilerden diğer bir grup ise, farklı, küçük yerlerden, büyük şehirlere üniversite okumaya gelenler, her ne kadar tek başına yaşamayı sabırsızlıkla beklemiş olsalar da, bazıları kendilerini yalnız ve mutsuz hissedebiliyor. Yeni arkadaşlıklar kurmakta, o şehirde yaşayanlara göre daha çok zorlanabiliyor, diğerleri tarafından dışlanabiliyorlar. Bir bölümü de, ilk kez evlerinden uzaklaştıkları için ev, aile özlemi çekebiliyor. Çoğu genç için, yeni sisteme alışmak, ortama adapte olmak son derece zorlayıcı olabiliyor.
Üniversiteye başlanılan andan itibaren kaygılarınızı ve korkularınızı gidermiş, kampus hayatına katılmış, geleceğe dair planlar yapıp motivasyonunuzu artırmış, Kampus içindeki etkinliklere katılmış, hem sosyalleşmeyi hem de kendini daha iyi tanımış olabilirsiniz. Yeni hayatta birçok değişikliğe uyum sağlamış, zihnen ve bedenen sağlıklı olmuş, bu yüzden mümkün olduğu kadar sağlıklı beslenmeye, uyumaya, eğlenmeye, dinlenmeye, hobilere ve spora zaman ayırmış, stresle başa çıkmak için yeni yollar öğrenmiş, daha iyi yönetmeye, dostluklar kurmaya ve problem çözme yollarını geliştirmiş, Üniversite hayatında daha fazla hata yapmış ve aynı zamanda daha fazla olgunlaşmış olabilirsiniz. Bütün derslere girmiş, İlk sene çok çalışıp yan dal, çift ana dal yapmış, Sosyal etkinliklere katılmış, Öğrenci kulüplerine katılıp aktif olarak yer almış, düzenli not tutmuş, finallere birkaç hafta önceden çalışmaya başlamış olabilirsiniz.
Hayallerini gerçekleştirip üniversite kapısından içeri girmeyi başarmış gençler, o okullarda bin bir zorlukla okuyor. Barınma, beslenme, ulaşım ve okul masraflarının ailelerinin omuzundaki yükü daha da arttırdığını biliyorlar. Liseden yeterince bıkmış olarak mezun olduktan sonra, üniversite eğitiminin bir kısmında Üniversite diplomasının gerçekten ihtiyacı olup olmadığını sorgulamaya başlayabiliyorlar. Üniversiteye başlamak finansal, akademik, kişisel olmak üzere birçok neden yüzünden çoğu öğrenci için çok zorlayıcı bir süreç olabilir ve bu süreç sırasında öğrenciler kendilerini bir diplomaya gerçekten ihtiyaçları olmadığına inandırmaya başlarlar.
Bütün umutları mezuniyete bağlayarak tüm zorluklara göğüs geren aileler, düşük ücretlere, fazla mesailere, ek işlere, kredi borcuna razı olup, aynı sosyal gruptan olduğu özel Üniversiteye çocuklarını kaydediyorlar. Anne-babalar, Keplerin havaya fırlatıldığı o “büyük gün” geldiğinde, gözlerinde sevinç gözyaşları, çocuklarının yüzünde gurur ifadesi belireceği ümitleri var. Ama bir yandan da iş bulma kaygısı büyümeye başlıyor. Gençler, zaman içinde, uğruna yıllar harcanan, o sınavdan bu sınava koşuşturulan, “paçayı kurtarmak” için onca zorluğa katlanılan üniversite eğitiminin gerçekte kurtuluş filan getirmeyeceğini anlıyorlar. İşsizlik girdabının içine her yıl daha da kalabalık kitleler halinde çekilen gençlerden biri olduğunu, bu sınav sistemi sayesinde hem üniversite öncesi hem de üniversite öğrenimi boyunca işsizlik istatistiklerinden dışlandığını ve işsiz değil öğrenci oldukları düşüncesiyle avutulduklarını anlıyorlar. Öğrenci gençler acı gerçekle üniversite yıllarının bitmesiyle tanışmak durumunda kalacağını biliyorlar. 14 ilde 24 üniversitede yaklaşık 5 bin üniversite öğrencisi arasından toplanan verilerde, özel üniversitede okuyan öğrencilerin kariyerle ilgili hayal kurduğu nitel gerçekliği ortadadır.
Üniversite; yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. alt bölümlerden meydana gelen ve öğrencilerin belirli ihtisaslar kazandıran öğretim ve araştırma kuruluşudur. Eflatun ve Aristo’nun hiçbir politik ve dini baskı unsuru olmadan öğrencileri ile felsefi tartışma yarattıkları ortamdan esinlenerek günümüze kadar evrensel ölçekte bağımsız ve tüzel kişiliğe sahip kurumlar olarak “universitas” üniversite adını almıştır. Üniversite, felsefi tartışma ortamında akıl sürecini duygusal sürecin önüne alarak kişilerin olayları görerek ve tartışarak farkına varılabilirliğini sağlayan ortamlardır. Üniversite fikir üretme yeridir ve üniversiteyi üniversite yapan “özgür” olmasıdır.
Bu durum muvacehesinde, cahillerin feraseti ve sağduyusunu, hatta cehaletle tüm söylenecekleri, Üniversitelerin niteliğini bir tarafa bırakırsak, siz Sabahattin Zaim Üniversitesi öğrencisisiniz ve evde, kantinde bir kafede oturuyorsunuz, TV izlerken veya sosyal medyayı takip ederken ya da bir arkadaşınız size söylediğinde; Rektör Yardımcınızın Prof. Dr. Bülent Arı;
“Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır. Onlar bu yanlışların hiçbirini yapmazlar, o beyannamenin ben neresinden tutayım. Daha önce Jön Türklerin yaptığı gibi ateşe sürüklüyorlar Türkiye’yi. Türkiye’nin okumuş kesimi, profesörlerden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar üniversite mezunları. Olayları en rahat okuyanlar ilkokul mezunları. Çünkü zihinleri berrak, Üniversite ve sonrası durum çok vahim çünkü gidişatı okuyamıyorlar, zihinleri bulanık.”
Sözlerini içeren açıklamayı, dinleyip, duyduğunuzda ne hissedersiniz?
Nizamettin BİBER