- Kategori
- Güncel
Son uçuş...

Her birinin kendince bir dünyası vardı.
Hani hep denir ya “ benim hayatım, yazsam roman olur” diye…
Belki de her birinin hayatı yazılası bir romandı.
Hayalleri, hedefleri, umutları, beklentileri, sıkıntıları, sevinçleri, hüzünleri…
Sevdikleri, ayrıldıkları, kavuşmayı düşledikleri, kaybettikleri, birlikte olmayı istedikleri…
Düşündükleri, düşledikleri farklıydı…
Her biri, bambaşka bir dünya idi.
***
Gökyüzüne baktığımda ne zaman bir yıldız kaysa "birisi öldü" diye düşünürüm.
Bu hissi neden duyarım bilmem.
Belki gözümün görebildiği alanda bile bu kadar çok yıldızın olması, belki saman yolunun sisli görünümünde gizlenen yıldızların dünyanın görmediğim, bilmediğim yörelerindeki insanları temsil ettiği hissine kapılmamdandır öyle düşünmem…
Bazı geceler tek tük olur yıldız kayması ama bazı geceler ve bilhassa senenin belli zamanlarında daha çoktur.
Kimi yıldız aniden kayar gider, kimisi ardında önce parlayıp sonra sönen bir iz ya da özel bir duman bırakırcasına daha uzun süre izlenebilir şekilde kayar.
Uçağın düştüğünü öğrendiğimde gözümün önüne, öyle iz bırakarak uzun uzun kayan yıldızlar geliverdi .
Her biri sadece kendilerinin bileceği düşünceleri ile baş başayken ve inmeye çok az bir zaman kalmışken bir anda kayıverdiler bambaşka bir aleme…
***
İnme hazırlığı anonsu ile kemerlerini takmış bekliyorlardı.
Birisi yarın gideceği cenazeyi düşünürken içi titriyor, üzülüyor, bir diğeri eşine kavuşacağı için sabırsız, kimi ailesi ile görüşme sevincini yaşıyor, kimi işini düşünüyordu.
Bilemeyiz elbette ama belki de tam o sırada bir şeyleri hisseden bebek ağlıyor, anneciği de telaşla nesi var diye yavrusunu koklayıp, sarılıyor,
- Ağlama bebeğim bak geldik , çok az kaldı, babaya, babaanneye, dedeye kavuşacaksın ” diyordu.
Değerli bilim adamları muhtemelen çalışmalarını düşünüyor, belki de ertesi günün programı hakkında konuşuyorlardı.
Bir diğeri dalıp gitmişti uzaklara.
Camdan akseden kendi yüzüne ve camın ardındaki karanlığa bakarken bilinir mi belki de hayatının muhasebesini yapıyordu.
***
O an…
O an nasıl bir andır acaba?
Çarpmanın ardından koltuklar yerinden sökülüp gökyüzünden yeryüzüne serpilen kar taneleri gibi savrulurken yaşıyorlar mıydı?
Ölüm bir anda mı geldi hepsine ?
Yoksa her biri farklı dakikalarda mı göçtüler bu dünyadan ?
Uçarken ölüme uçmak…
Bir film şeridi midir yaşam, göz önünden akarken?
Bir varmış, bir yokmuş mudur?
Göz açıp kapayana kadar geçen kısacık süreymiş gibi bir his duymak mıdır?
Anlamışlar mıdır, ölmek üzere olduklarını?
Yoksa hiç anlayamadan mı uçtular başka bir aleme?
Hani doğarken nasıl bilemiyorsak doğduğumuzu, öldüğümüz anı da bilemez miyiz?
Onlar artık yoklar.
Elli yedi yıldız birden kaydı gökyüzünden
Elli yedi can...
Belki de elli yedi saniye bile sürmeden,
Bir uçak içinde uçarken,
Gidecekleri yerin Isparta olduğunu düşünürken,
Belki de hiç hazırlıklı olmadıkları bir anda
- hiç bilmedikleri bir yere uçuverdiler.
Hepsine, gerçek dünyaya uçtukları bu son yolculukta, kabir genişliği ve Allah’tan mağfiret,
Şu yalan dünyada acılarıyla kalanlara da sabırlar diliyorum.
Resim http://www.guzelresimler.net/ sitesinden alınmıştır.