- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sonbahar
Sıcak yaz günlerinin ardından, kızıl ve sarı renkleriyle sonbahar kendini göstermeye başladı yavaş yavaş. Sonbaharben de eksiklik duygusunun hakim olduğu bir mevsim sanırım. Sıcak, huzurlu, eski, yaşanmışlık kokan bir ev hatırlatır hep bana ve bir yandan da kimsesi olmayan hatta bir evi, yaşayacağı değil sığınacağı bir yeri bile olmayan yalnız insanları. Sonbaharda hele bir de yağmur yağıyorsa gri, sicim gibi insan biryere ait olmak istiyor sanki. Ama bazen ait olduğun yer aslında sana ait değilmiş gibi geliyor. Hiçbir yere ait değilmişsin gibi. Sanki olman gereken başka bir yer var ama orayı daha bulamamışsın gibi yaşanması gerekenler henüz yaşanmamış gibi. Doğanın döngüsü bilmez ki mevsimlerin insan üzerindeki etkisini, yerine getirmek zorunda sürekliliğini, gerekliliğini…
Kasvetli bir sonbahar pazarında, dışarıda yağmur yağarken ve mevsimlerin insanlar üzerindeki etkisinidüşünürken, aklımı tekrar tekrar başıma getiren bir konuşmanın ortasında buldum kendimi. İnsanın önceliklerinin ne olması ve tercihlerini ne yönde kullanması gerektiği üzerine uzun bir monolog niteliğindeydi. Her zaman bildiğim ama uygulamadığım gerçeklerin arada bir başkaları tarafından hatırlatılması gerekiyor sanırım. Ama maalesef insanın beyniyle yüreği aynı doğrultuda hareket etmiyor. Keşke aklımın, mantığımın kulağıma fısıldadıklarını yüreğimde anlayıp uygulayabilse, gel gör ki kalbim her zaman aklımın önüne geçmede ve koşar adım alıp başını gitmekte.
Sonbahar, hayatın öncelikleri ve tercihler sıkıcı bir pazar günümün gündemindeki konulardı. Ama sanırım hayatın tüm renklerini algılayabilmek, yaşadığını hissedebilmek ve hissettirmek yaşamın nefeslerinden olmalı.