Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Sonbaharı Küre Dağlarında yakaladık

Sonbaharı Küre Dağlarında yakaladık
 

Gezmeyi seven blog arkadaşlarımın (gezimanya) yazıları, CNN Türk’de yayınlanan Güven İslamoğlu’nun hazırlayıp sunduğu “Her Yerde Bir Haber Var” programı içimde bir Küre Dağlarını görme ateşi yaktı. Bu ateşin yanmasıyla da algıda seçicilik başladı. Gezi sitelerinde, gazetelerde Küre Dağları ile yazılar ve haberler gözüme takılmaya başladı. Bayram tatilini fırsat bilip attık kendimizi Küre’nin kucağına.

Küçük bir midibüs ve 7 saat süren zahmetli bir yolculuktan sonra ulaştık Pınarbaşı’nda konaklayacağımız Paşa konağına. http://www.pinarbasim.com/ Turlardaki paket programların gereği olarak daha odalarımıza çıkamadan bulduk kendimizi kahvaltı masasında. Bir gün önce İstanbul’daki güneşli ve sıcak havadan sonra karşılaştığımız buzzz gibi soğuğun etkisini şömine karşısında azaltmaya çalıştık. Rehberimizin söylediği, güneş çıktığında hava sıcaklığının ciddi şekilde artacağına inanmak, şömine karşısında ısınmaya çalışırken hiç de gerçekçi gelmedi doğrusu.

Odalara yerleşme ve 2-3 saatlik dinlenme sonunda kendimize gelmiş, göreceğimiz güzelliklerin tadına varmak için enerjimizi toplamıştık. Güneşin kendini göstermesiyle gerçekten de hava tamamen değişmiş, sabahın ayazı kendini yumuşak bir sıcaklığa bırakmıştı.

İlk günkü gezi programımızda Valla Kanyonu, Ilıca Şelalesi ve Horma Kanyonu yer alıyordu. Adını bu kadar çok duyduğum yerlere görme heyecanı sardı beni. Rehberimize yardımcı olmak üzere Erol’da (yerel rehberimiz) katıldı bizlere. Ve sonunda düştük yollara. Yol boyunca Küre Dağlarının efsane ismi Kör Ali hikayelerini diledik. Kör Ali’yi tanımak için http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=48234,104&tarih=02.08.2006

Kör Ali gerçekten de ilginç bir kişilik, şimdilerde yörede bulduğu çamuru paketleyip, satıyormuş. Doğal çamurlara olan rağbeti akıllıca kullanıyor anlayacağınız.

Konaktan çıkıp Küre Dağları Milli Parkına giden yoldaki her dönemeçte karşımıza çıkan renk cümbüşü ile gözlerimiz bayram etti. Ciğerlerimizin oksijen sarhoşu olması için ise araçtan inmeyi beklemek gerekti. Fazla yüklerimizi araçta bırakıp düştük yola. Orman içinde temposu çok yüksek olmayan bir yürüyüş ile ulaştık Valla Kanyonunu tepeden izleyeceğimiz seyir noktasına. En tepeye çıkmak başlangıçta tedirgin etse de beni, aşarak korkularımı tepede buldum kendimi.

Kanyonu yukarıdan gördükten sonra sıra geldi, başlangıç yerini görmeye. Tırmanma, inişe döndü. Orman içinde devam eden patikadan ulaştık kanyon girişine. Mevsim benim için fark etmez diyen cesur bir arkadaşımız attı kendini kanyonun suyuna. Bu girişimin çok da cesaret istemediğini daha sonradan anladık. Su inanılmayacak kadar güzel bir sıcaklıktaydı. Dönüşte yokuş yukarı yürümenin zorluğu çıksa da karşımıza, azimli doğa severler olarak kısa molalarla ulaştık düzlüğe. Burada bizi otlayan bir sürü karşıladı.

Karnımız bir hayli acıkmışken ulaştık öğle yemeğini yiyeceğimiz Park Ilıca’ya. Önceden verilen sipariş ile gözlemelerimiz gittiğimizde hazırdı. Grupta fiks menü uygulaması kabul görmeyince herkes istediğini yiyip içti. Fiks menü uygulamasını kabul etmediğimiz için bozulan işletmeci, İstanbul usulü hesaplarla bizi şaşkına çevirdi. Çok mu acıkmıştık yoksa gerçekten mi çok güzeldi bilmiyorum!!! Gözlemelerin tadı enfesti. Burada en çok ilgimi insanlardan bunalan ve söylenerek bunu dile getiren kazlar çekti. Bir de kangal vardı ki tesiste başlangıçta yaklaşmaya çekinsem de ne kadar insan canlısı olduğunu anlamam fazla uzun sürmedi. Bir kangalın bu denli oyuncu olabileceğini düşünemezdim.

İkinci durak Ilıca Şelalesi. Karınlar doymuş, çaylar içilmiş ikinci bir yürüyüş için bütün enerji toplanmıştı. Küresel ısınmanın etkileri bu bölgede de kendini hissettirmiş, yağış azlığı şelaleyi de etkilemiş. Eskiden daha fazla olan akış azalmış. Şelaleye doğru yürürken bir teyze gördük yolda. Benim çocuklar sorarlarsa döndüğümü söyleyiverin dedi, avucunda topladığı güvemlerle. İlk defa gördüm, meğerse eşim biliyormuş. Mürdüm eriği renginde, böğürtlen büyüklüğünde bir meyve. Ekşi ve buruk bir erik tadı var. Olgunlaşmışları biraz daha iyice. Yolda rastladık teyzenin çocuklarına, şelaleden dönüyorlardı. Çocuklara teyzenin döndüğünü söyledikten sonra hepimizin yüzünde bir tebessüm belirdi. Görmeyi beklediğimiz gerçekten çocuktu, karşımıza çıkanlar ise 25-30 lu yaşlarda büyümüş çocuklar… Cesur arkadaşımız Ilıca Şelalesinde de kendini gösterdi ve atladı suya. Bu seferki gerçekten de cesaret istiyordu. Hem su buzz gibiydi, hem de hava serinliğini hissettirmeye başlamıştı. Ne diyelim azmini taktir etmek lazım.

Yolculuk ve günün yorgunluğu yavaş yavaş hissettirmeye başlamışken kendini Horma Kanyonuna ulaştık. Çanakları ile Horma Kanyonu görülmesi gereken güzelliklerden biri.

Gözlerimiz renk cümbüşü ile ciğerlerimiz havanın oksijeni ile ruhumuz da doğanın huzuru ile bayram etmiş bir halde döndük konağımıza. Ahmet Usta gerçekten iyi bir ahçı mı bilmiyorum ama akşam yemeği nefisti hele bir de bu kadar açken…

 
Toplam blog
: 67
: 1640
Kayıt tarihi
: 18.10.06
 
 

Biz Tiryaki ailesi gezmeyi ve gördüğümüz yerlerin fotograflarını çekmeyi çok seviyoruz. Blogumuzda, ..