​ Sonsuz alev .......................... / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '11

 
Kategori
Anılar
 

Sonsuz alev ..........................

Sonsuz alev  ..........................
 

Güzel bir cumartesi sabahı …. 

Reçelli, yumurtalı kahvaltımı etmiş balkonun serinliğinde güneşe sırtımı dönmüş oturuyorum. 

Müzik eksik. 

80’ler sizi bilmem ama müziğini dinlediğimde bilmiyorum neden hem ciddi bir hüzne kapılıyorum hemde ilginç gelecek belki ama mutlu ama çok mutlu oluyorum…. 

Yazlığımızı yeni aldığımız yıllar. Her yaz İzmir ‘in minicik kasabası Çandarlı’da ki minik evimize yeni gitmeye başlamışız. Ağabeyim henüz Harbiye’de öğrenci sanırım son sınıf. Yazlığın ilk kuşak gençleri onlar.Bi zler yanlarına askıntı olan minik kardeşleriz sadece. Her gece sahilde ateş yakıp patates közlüyorlar ve yanlarında getirdikleri teyp ile müzik çalıyorlar kahkaha, müzik ve gençlik sahili sarıyor. Biz minikler onların etrafını çevrelemiş heyecanla ilk flörtlerin işaretlerini, belli belirsiz dokunuş ve yakınlaşmalarını izliyoruz neşe ve heyacanla. Ağabeyim çok yakışıklı. Gökyüzünü Chris De Burgh ‘ün kısık hoş sesi kaplıyor anlamasak da sözleri içimizde bir yerleri buruyor kırmızılı kadının güzelliği . 

80’ler ; benim için ilk hayallerin ideallerin şekillenmeye başladığı yıllar özellikle seksenlerin ikinci yarısı. Ağabeyim okulunu bitirmiş çiçeği burnunda bir teğmen o zamanlar yıllık izninde geliyor ancak yazlığa. Ben ise gelmesini iple çekiyorum çünkü ancak o gelince iznim var gece dışarı çıkmaya. Akşam odamıza çekildiğimizde ağabeyim kıyafetlerini ortaya döküp bana defile yapıyor, kararsız ilk flörtüyle gece dışarı çıkarken giyeceği kıyafet konusunda. Giyiyor , çıkarıyor T- Shortleri her seferinde bana dönüp “ fıstık bu mu ?” diye soruyor. Ben onun biricik fıstığıyım. Gece beraber iniyoruz sahile. Evden görünmeyen bir elektrik direğinin altında ağabeyim saat 24.00 ‘da burada buluşacağımızı söylüyor. O ayrı ben ayrı yere ruhum hafifleyerek koşuyorum çocuk bahçesine arkadaşlarımla buluşacağım noktaya. Evlerden birinden müzik sesi yükseliyor Lionel Richi …. Merhaba diyor ben arkadaşlarıma merhaba derken….. 

En çok sevdiğim şey gece 3 km ötedeki minik kasabaya gitmek ağabeyime askıntı olarak. Ne kadar yalvarırsam yalvarayım o ise ancak bir ya da iki kez götürüyor beni. Minik taş binadaki pastahanenin üst katı gece disco oluyor. Hasır kaplı çatısında yanıp sönen ışıklar yüksek volümlü ses . Modern Talking çalıyor. Derken bir genç kız sesi kaplıyor ortamı Bangles ………………….. 

Kalbim deli gibi çarpıyor ağabeyimin bir arkadaşı beni dansa kaldırdığında…. 

Kalbim deli gibi çarpıyor gözlerimi kapıyorum bir an ellerini tutarken ve ses kulağımda “sende benim gibi hissediyor musun yoksa ben hayalperest miyim diye sormak geliyor içimden ilk aşkım ağabeyimin arkadaşına……. 

Seksenler ; 

Henüz her şeyin taptaze olduğu yaşanmışlıktan çok yaşanmamışlığın olduğu yıllar benim için . Ve hayat uzun bir yaz tatilinden ibaret . Müzik , kitap ve platonik aşk. 

Kahvaltımı müzik dinleyerek ederken birden Bangles çalmaya başlıyor . Çay fincanımı masaya bırakıp koşup içeri girip sesi açıyorum . 

Bangles Eternal Flame ‘i söylüyor … 

Gözlerimi kapıyorum dans ediyorum evin içinde sabah sabah kendi başıma… 

Avaz avaz şarkının sözlerine eşlik ediyorum kendi etrafımda dönerek… 

Ve haykırıyorum o genç kızla beraber .. 

Kalbimdeki sonsuza dek sürecek o yangını…………. 

Gözlerini kapat sevgilim ellerini ver …. 

Duy kalbimin atışını ……….. 

Aynısını sende hissediyor musun ? 

Yoksa ben sadece hayalperest miyim ??? 

Söyle ismimi .. 

Sonsuza dek sürecek bu alev .. 

Bu duyguları asla kaybetmek istemiyorum… 

NOt: sonradan öğreniyorum ağabeyimin ricası ile dansa kaldırıldığımı :))) Ama yine de hoş duygular ............. 

eternal Flame dinlemek isterseniz: http://vimeo.com/6549224 

 
Toplam blog
: 200
: 959
Kayıt tarihi
: 21.04.08
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü mezunuyum . Maalesef bir tak..