​ Sonsuzluk / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '09

 
Kategori
Deneme
 

Sonsuzluk

Gittikçe batıyorum, karanlığın içinde kaybolup gidiyorum. Titreyen ellerimle yıldızlara uzanıp tutmaya çalışıyorum. Ben uzandıkça uzaklaşıyor yıldızlar. Kördüğüm olmuş düşüncelerim, sigara dumanı arasında boğuluyor. Her geçen gün, her dakika, benden bir parça daha alıyor. Ben, ben olmaktan çıkıyorum usulca. Her aynaya baktığımda kendine olan güvenini kaybetmiş, kederli bir yabancı görüyorum karşımda. Doğru ile yanlışı birbirine karıştırıyorum farkında olmadan. Anlam veremiyorum bu garip halime. Yüzyıllar önceden kalmış, bir yılan gibi saran sarmaşıkların arasında, kaybolmaya ve eskimeye yüz tutmuş bir şatoyu andırıyor kalbim. Yalın ve sadelik istemiştim aslında doğa ana gibi. Ama gittikçe karmaşa denizinin içinde boğulmaya başladım. Bir vampirin keskin dişleri arasında kalmıştı boynum, kanım oluk oluk emiliyordu. Bende o vampirler gibi olmaya başladım hissettirmeden. Bende vampir olmuştum. Kan kokusu alıyor, izliyordum avımı sessizce, ürkütmeden ama diğer yanımda insandı. Neden acı çektirmek gerek, yaşamak için kana ihtiyaç duymak. “Ben bir insanım” deyip içimdeki vampire karşı çıkıyordum tüm gücümü harcayarak…

Güneş doğmaya başlayıp tüm kızıllığı beni avuçladığı zaman kendim oluyordum. Yine o eski ben. Aslında hiçbir zaman değişmemiştim. Değişen tek şey yaşadığım hayattı. Yaşım artıkça orantılı olara zorluklarda artmaya başladı. Hız zaman grafiğinde zaman kısmını süratle çıkarken, hız kısmında hep sıfırda kaldım. Filizlenen bir gülün dibinde istenmeyen yabani ot oldum çoğu zaman, dikende ki gül yada elma ağacında ki çürük elma… Neden karmaşıktı benim hayatım. Halbuki dışarıdan basit görünürdü. Bekli de bu karmaşıklığın sebebiydim. Her şey benim elimdeydi aslında, yada benim elimde gibi görünüyordu. Çoğu zaman kukla gibiydim. Birileri iplerle elimi kolumu kendi istedikleri gibi yönlendiriyordu.

Ben kendimi yönlendiriyordum aslında iplere karşı koymaya çalışarak. Doğruyu da arayan, yanlışı da yapan bendim. Ben kimim öyleyse. Neyim, ne için yaşıyorum. Sonsuz bu alemde ne yapmaya çalışıyorum. Neye gücüm yetiyor. Koskoca evren denizinde tuz zerresi kadar bir damlayım, insanların gözünden dökülen. Hiçim. Hiç olarak da yaşamaya devam edeceğim. Benim bir anlamım yok aslında, en basit element dediğimiz hidrojenin yanında bile.

Bir gün gelecek hiç uğruna yaşadığım bu hiçlik dünyasında kendi başıma, yalnızlığımla beraber bir hiç olup gideceğim. Göz kapaklarım istemsizce kapanacak ve tüm dünya benim için karanlığa gömülen gölgeler ülkesi olacak. Bir anda fırlayacak ruhum işe yaramaz bedenimden. Özgür kalacak, sonsuzluğa doğru yavaşça süzülecek, tadını çıkartarak. Yalnız kalmış bedenim ise ruhunu arayacak delice ama nafile, ruhum sonsuzluğa karışmıştı çoktan. Bedenim yalnızlığından eriyip toprak olacak zamanla ve her şey bitecek…


ufuk ÜNAL

 
Toplam blog
: 2
: 411
Kayıt tarihi
: 10.02.09
 
 

1984 Eylül ayı İstanbul doğumluyum. Teknik lise mezunuyum ve şu anda bir firmada bilgisayar destekli..