- Kategori
- Fotoğraf
Sonu mavi

fotoğraf: bir Erol Özdayı çalışmasıdır...
Fırtınalı sahneleri geride bırakmış bir filmin finalindeki son kare fotoğrafındayım sanki. Bu hüzünlü çerçeveden çıkış var mı, hiç bilmiyorum… Gri mavi tonların diğer tüm renkleri yuttuğu mono ton bir hüzün kadrajı benimkisi. Kendi tercihlerimle gelip, sonra çarptığım bir çıkmaz sokak duvarı gibi duruyor karşımda deniz. Ötesi olmayan ve artık geri dönüş için geç kalınmış bir zaman ve uzam. Donmuş, soğuk, mavi bir fotoğraf. Tüm fotoğraflar gibi devinimsiz, sabitlenmiş ve içerdiği duygusunu gören bir göz, deneyimli bir el tarafından saptanmış…
Balık olsaydım, enginlere açılmak için çare arardım bu mavi denizde, inatla ve yaşam mücadelesi vererek. Yeniden başlardım her yenilgi sonrasında… Yeni kanallar, yeni mağaralar keşfederdim sakin sularında. Başlangıcım olurdu belki bu fotoğraf ve hafızasız bir balık kadar huzurlu tekrarlarım olurdu sonsuza akan temasız bir filmin içinde. Her deneyim sonrasında daha güçlü savaşmayı öğrenirdim sadece veya içgüdülerimle azgın denizlerde salınırdım.
Yazık ki karanın suya gelip değdiği bu noktada duran yalnız ve umutsuz bir hiçlik içindeyim.
Mavi fonda duran ama yitirdiği mazisinin çınlayan yeşil manzarasından viraj almış hareketsiz bir bedenim. Artık geri dönemiyorum, hızlı ve keskin bir kararla uzaklaştığım o yeşil kareye…
Sen, beyazın tüm masumiyetini iç dış giyinmiş gelinimdin. Ömrünü yoluma sermeye hazır elleri kınalı, gözleri sürmeli emekçim… Doğmamış bebelerimin ana adayı nazlı gelinim… Bacası tüten sıcak evimizin kalabalık sofrasını kuracak olan kadınım. Elleriyle işlediği oyaları çarşaflarımızın ucundan salındırarak yatağımıza serecek olan çeyiz kızım… Yanan ateşin karşısında bile sarıldığımda alevli gözleriyle ateşten ala ısıtacak olan kor parçamdın.
İki yol vardı önümde biri sonu görünen, seninle sıcak bir geleceğe doğru uzanan… Diğeri hiç bilmediğim için merak ettiğim, zorlu, özgürlüğü temsil eden ve sonu görünmeyendi. Özgürlüğün tek başına çıkıp yollarda olmak, gitmek olduğunu sandığım günlerdi. İkinciyi seçtim ve gittim, seni ardımda yaşlı gözlerin ve giyemediğin gelinliğinle bırakarak. Silindi siluetin yeşil dağlara doğru yürüdüğüm çamurlu yolda… Yağmur sanmıştım, akan yaşlarımızdan ıslatan toprağı.
Bilemezdim gittiğim tüm yolların bana kapalı olduğunu, bilemezdim senin, yokluğumda sahiden yokluğa karışacağını…
Not: Erol Özdayı’nın iki fotoğrafından esinlenerek kurgulanmış bir öyküsel çözümleme denemesidir…