- Kategori
- İlişkiler
Sormadınız ki hiç...

Yüreklerinde, geç kalmış itirafları... Ya da açıklamaları vardır insanların...
Ya (kendilerince) yeri gelmiş anlatmışlardır... Ya da gereksiz görmüşlerdir konuşmayı... Susmuşlardır.
Yaşandığı zaman diliminde "sorulsa"... Cevabı çok basit olan sorular... Yıllar geçince üzerinden... Zaman aşımına uğradığından... Kişinin anlaşılması gereken döneme "yararı" olmayacaktır.
Eylem yanlış değerlendirecek... Kişinin, o dönemde "yapma nedenleri" anlaşılmayacaktır. Çocukluğumuzda yaşadıklarımız gibi.
Dayak... Yok.
Bağırmak, azarlamak yok...
Oda cezası var.
Oda cezası deyip geçmeyin... Çok zordur çook.
- Çabuk odana git... Dendiğinde... Yapılacak bütün özgürlük isteyen "eylemlerinizi" cebinize doldurup da gitmeler var ya... Dayanıl(a)maz.
İşin en kötü yanı... Neden o cezayı hak ettiğinizi bilmemek... Çünkü çocukken yaramazlık olsun diye değil, mutlaka "kendinizce açıklayabileceğiniz nedenlerle yaparsınız pek çok şeyi. Ya da "ben öyleydim"... Bilmiyorum.
Kös kös, o an için "hapishaneye dönüşmüş" olan odama gider... Ve bu anlamsız "hücrede kalma süresini", harika (!) uğraşlarla değerlendirirdim.
Tükenmez kalemin içini bir güzel keser... Sonra da ikiye katladığım kağıdın, bir tarafına akıtabilmek için mürekkebi... Üflerdim bir ucundan. Minnacık, damlamsı bir şey çıkardı çıkmasına da... Tahribatı çok büyük olur... Ben de dahil, odada bulaşmadık yer kalmazdı. Çünkü, çok güç bir iştir o akışkan olmayan sıvıyı çıkartmak... Toka, kalem ucu, iğne gibi... O incecik tüpün içine sığan, ya da sığacağını düşündüğüm her nesneyi denerdim.
Ama itiraf edeyim, o kâğıdı katlayıp, elimle üzerinden şöyle bir geçip de açtığımda... Seyrede seyrede doyamadığım... Muhteşem bir eser (!) çıkardı ortaya.
Bir süre bu şaheserlerime katlanmaya çalışan ev halkı... Neden bilmem (!), farklı bir ceza türü denemeye karar verdiler.
İstediğim bir şeyden veya ailece yapılan bir eylemden mahrum bırakılmak!
Bakar mısınız cezanın caydırıcılığına !
- Sana bu hafta sonu tiyatro/sinema... Ya da hayvanat bahçesi yok... Gibi mesela.
Ne demek evde kalmak... Ne demek "etkinlik dışı bıırakılmak".
- Keserim dantellerinizi, bozarım televizyonunuzun bütün ayarlarını... Demedim hiç. Ama yaptım.
Bunları, onlara ceza vermek için değil... İnanın, hep "boş zamanlarımı değerlendirmek için " yapıyordum.
O dantellerden, bebeğime yorgan yaptım mesela. Çok da güzel (!) oldu. Değeri bilinmedi, o başka.
Ama bir sorun vardı -ki aslında hiç de benim sorunum değildi- malzemeyi, masanın üzerindeki dantel örtünün kenarından kesiyordum. Ne yani, dantel mi örseydim beş yaşında.
Televizyonu ise... Aklımca, onlar gibi ayarlıyordum. Çok da eğleniyordum açıkçası.
Bütün bu "benim iyi niyetle" yaptıklarımı... Onların "dehşetle" karşılamalarını ise, bir türlü anlayamıyordum.
Bana sorsanız "Kendimce hep iyi ve güzel şeyler yapıyor, harikalar yaratıyordum... Ama onlar kıymet bilmiyorlardı".
Mesela paltomun düğmelerini "neden kestiğimi" hiç sormadılar. Sadece "gözleri yuvalarından fırladı, öylece bakakaldılar".
Sorsalardı söylerdim nedenini...
Paltomun düğmelerinde "ayılar vardı". Ve ben o ayılardan korkuyordum... Bu kadar basit.
"Neden çocukken, pilav görünce paniklediğimi" ise... Seneler sonra bir gün, bir sohbet sırasında öğrendiler...
Her yemek saatinde... "Yemezsen peşinden gelir, kovalar" dediklerinden tabii ki.
Nedendir bilmem... Bütün diğer yiyecekler uslu uslu dururlardı da... Kocaman pirinç taneleri kovalardı beni rüyalarımda.
Aslında, ince ve hain planlar yoktu yaptıklarımda... Sadece çocuktum.
Yıllar sonra kahkahalar içinde anlattıkları marifetlerime... O zamanlar, hiç de gülmüyorlardı.
Katıla katıla gülmelerinin arasında "Sahi neden o su birikintisinin içine defalarca atlamıştın?" gibi geç kalmış sorularına ise, cevap olarak... "Suyun atlama şiddetimle ne kadar uzağa sıçrayabileceğini ölçerek" bilimsel (!) bir deney yaptığımı söylemek yerine... Gizemli tavırlarla "Sorsaydınız... Söylerdim" diyerek... Onları merakta bırakmanın keyfini (!) yaşıyorum şimdi...