- Kategori
- Öykü
Sorumlu kim?
Soluk soluğa yokuştan tırmanan Ahmet, tepeye varınca irice ellerini batmakta olan güneşe siper ederek, çok sevdiği, yeşillikler ve maviliklerle dolu ova ve denize baktı. Hem soluklanıyor hem de manzaranın tadını çıkartıyordu. Kendi kendine hafiften de bir türkü tutturmuştu.
Antalya’nın Mor Üzümü,
Severler boyu uzunu,
Sevsem İmamın küçük kızını,
Sevsem ne zaman.
İri ellerini kaşının üzerinden aşağıya indirip, daldığını ve vaktin ne çabuk geçtiğini anlamadı. Güneş batmıştı. Eve ancak yıldızlar çıkınca varabilirdi. Ve nitekim öyle de oldu. Evde Ahmet’i bekleyen annesi nerde kaldığını sordu. Babası ise her zaman olduğu gibi çok soğuk duruyordu.
Ahmet, bazen babasının kendisine karşı niye böyle soğuk durduğunu ve davrandığını, bu zamana kadar niye kendisini bir kez olsun öpmediğini, sırtını okşamadığını, oğlum diye çağırmadığını, bir türlü anlamamıştı. Çevreden duyduğuna göre; Ahmet doğduğunda babası askerde imiş. Babası diğer kardeşlerine Ahmet’e davrandığından çok farklı davranıyordu. Ahmet’in kendisinden başka üç kardeşi daha vardı. Bir ablası, bir kız kardeşi ve en küçükleri Ali, Ahmet’ten on yaş küçük Ali idi. Ali’yi kardeşleri ve anne babası çok severlerdi. O nedenle çok şımarık büyüyordu. Daha ilkokula yeni başlamış olmasına rağmen bisiklet alınmıştı kendisine. Ahmet ise daha bisiklete binmesini bile bilmiyordu.
Ahmet; rahmetli büyük amcası Veli’nin ısrarları sonucu İlkokuldan sonra Orta Okula yazdırılmış. O da Orta Okulu üç yılda hem de birincilikle bitirmişti. Ancak bulundukları ilçe ve çevre ilçelerde Lise yoktu. Lise ancak bulundukları ilde vardı. Kendi ısrarları sonucunda, babasının kem kümü ile Lise’ye kayıt yaptırmış, ancak babasının kuyu kazarken başına bakraç düşmesi neticesinde liseye gidememişti. Köye dönen Ahmet gece gündüz tarlada, bağ ve bahçede çalışmaya başladı. Ayrıca kendi işlerini yaptığı gibi boş kalan zamanlarda da ücretle başkasına gündelikçi olarak gidiyordu. Gündelikten kazandığı parayı ise babası alıyordu. Ahmet’in bir huyu vardı. Babasından kesinlikle para isteyemezdi. Babası da bu huyunu bildiği için hiçbir gün, paran var mı diye sormamıştı. Ahmet ancak annesinden para isterdi. Annesi de babasına söyler, ondan aldığı parayı oğluna verirdi.
Ahmet bahçeye çalışmaya giderken ve iş dönüşü hep bunları düşünürdü. Kendisine bırakın bisiklet almayı, bisiklet kiralayıp, bisiklet sürmesini öğrenmesi için bile imkan tanınmadığını, ancak kardeşine şimdiden böyle imkanların sunulduğunu görüyor ve bunun nedenini kendince araştırıyordu. Bulabilecek mi acaba? Kimbilir belki bir gün. O günlerin dahada yakın olması dileğiyle...