​ Sosyal hukuk devletini yeğlemek / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '16

 
Kategori
Siyaset
 

Sosyal hukuk devletini yeğlemek

Sosyal hukuk devletini yeğlemek
 

Sosyal hukuk devleti


Kültürü, bilimi ve devleti tek bir insan değil, milyonların emeğine dayanan insan toplumu yarattı. İnsan yalnız olsaydı, hayvan olarak kalırdı. Zira başlangıçta insanlar hayvan gibi yaşıyordu. Dilleri, elbiseleri yoktu, çıplaktılar, evleri barkları yoktu, ateşi bilmezlerdi. Yaşamlarının büyük bir bölümü yiyecek peşinde geçerdi. Teker teker yiyecek aramaya çıkar, ot, yaban meyveleri toplayıp yerlerdi. İnsan zaman içerisinde çok acı çektiğinden, onun; geçmiş zamanlarda yaşamına yönelik efsane diye nitelenecek, söylenecek bir altın çağı, mutluluk çağı olmadı.  Zayıflar kırıldı, yok oldu, ancak güçlü olanlar kurtulabildi, kendilerine saldıran doğadaki vahşi hayvanlardan korunmak için birleşmeyi, yardımlaşmayı güçlerini birleştirmeyi öğrendiler. Yaşadıkları acı deneyimleri, onları kışın mağaralara sığınmayı, meyve stokları yapmaya yöneltti. Ateşi bularak ondan yararlanmayı, toplayıcılıktan, avcılığa geçerek, toprağa yönelip tarımı öğrendiler. Zaman içinde yavaş yavaş çeşitli zanaatlar belleyip, doğayı gözlemleyerek, örümcekten dokumayı, kırlangıçtan ev yapmayı, bülbülden türkü söylemeyi öğrendiler. Koşulların zorunluluğu, insanın öğretmeni oldu. Vahşi hayvanlara karşı beraber, ortaklaşa savaş, insanları birleştirdi. Zamanla insanlar mülkiyeti, mal edinmeyi öğrendi, aralarında da kıskançlık yüzünden kavgalar başladı. Biri ötekini kıskanıyor, diğerlerinin özel mal ve mülkiyetine göz dikiyordu. Bu kavgaları önleme, önünü alma gerekliliği, herkesin uyması gereken yasaları ortaya çıkardı. Ancak bu zorlu durumu organize edecek bir güce ihtiyaç vardı. Sosyal hayatın temel ilkesi olan birlikte yaşamanın önemi, insanı örgütlenmeye zorladı. İşte bu örgütlü hayat tarzı, yöneten ve yönetilenler dualitesini meydana getirdi.

İnsanların sayı olarak çoğalması, birlikte ve düzenli yaşama ihtiyacı duymaları, siyasi örgütlenmeyi gerekli kıldı, böylece devlet ortaya çıktı.  Egemen güce sahip, hukuki ve tüzel bir kişiliğin ifadesi olan Devlet, Milli açıdan örgütlenmiş bir iktidar topluluğu idi, devlet; yerleşik bir topluluğun hukuki ve siyasal açıdan örgütlenmesi sonucu oluşan, tüzel kişiliğe ve egemenliğe sahip varlıktı.

Siyasal bilimciler ve düşünürler; yüzyıllardır   İnsanlığın başlangıcından beri devletin ne olduğu sorusuna yanıt aramışlar. Bu konuda tam bir  mutabakat ve görüş birliğine varamamışlar. Örneğin, Duguit’in devlet tanımlamasında yönetenle yönetilenlerin varlığını sağlayan bir unsur olduğuna dikkat çekilmiş, Carre’de Malberge ise belli bir ülkede yerleşen bireylerden oluşan ve bireyler karşısında emretme ve hükmetme yetkisine sahip düzenli bir toplum olarak devleti tanımlamıştır. Bonnard, Malberge’e bbenzer olarak devleti halka emretme yetkisine sahip sosyal bir heyet olarak belirtmiştir. Filozof Kant ise, hukuk kuralları altında yaşayan insanların oluşturduğu yapıya devlet adını vermiştir. Hobbes’a göre devlet, bölük pörçük bir kalabalığın bir bütün haline dönüşmesini sağlayan bir anlaşmanın sonucudur, demiştir. Proudhon ise devleti mülkiyetin güvencesi olan ve kişinin tüm haklarını koruyan bir tüzel kişilik olarak görmüş, bu fikirlerinde Fransız devriminden etkilenmiştir. Hegel, devleti özel hukuk, özel mülkiyet, aile ve ekonomik toplum anlamlarında oluşan siyasal örgütlenmenin en gelişmiş biçimi olarak ifade etmiştir. Devletin kaynağı ve kökeni ile ilgili görüşlerden, devleti olgulara dayandırarak inceleyen ekol, devletin kaynağını dört unsura (aileye, kuvvet ve mücadeleye, biyolojik oluşuma ve toplumsal anlaşmaya ) bağlamıştır. Aristo, John Bodin gibi düşünürlerin savunduğu görüşe göre devlet, babanın etken olduğu ataerkil ailenin genişlemesiyle ya da aynı soydan gelen ailelerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Devletin kaynağını kuvvet ve mücadeleye bağlayan görüşe göre devlet, doğada olduğu gibi güçlünün güçsüze hakim olmasıyla oluşmaktadır. Diğer bir görüş olan biyolojik sistemde ise devlet tamamen tabii ve biyolojik olarak, kendiliğinden meydana gelen, canlılar gibi doğma, büyüme ve ölme evrelerini geçiren bir organizmadır. İnsanı yöneten akıl, devleti yöneten de seçkin ve yüksek memurlardır. Vücut organları arasında mevcut olan dayanışma ve yardımlaşma örneği, devlet de görevlerini organlarının yardımıyla gerçekleşir. Devletin kaynağı ile ilgili görüşlerden bir diğeri de Devletin ekonomik olay ve akımların sonucu olarak ortaya çıktığıdır. Devletin oluşumunu açıklayan diğer bir görüşe göre ise devlet, toplumdaki tüm bireylerin ya da çoğunluğunun ortak fikirleriyle oluşmaktadır. Doğal hayat içinde yaşayan insanlar zamanla iktisadi faaliyetlere girişmişler ve karmaşıklaşan toplum hayatı içinde gereken ve artık ihtiyaç duyulan toplumsal bir uzlaşma sonucu devlet ortaya çıkmıştır. Toplumsal sözleşmecilerden Rousseau ise devleti şöyle açıklıyor; İnsanlar toplum halinde yaşamaya karar verdiklerinde haklarını topluma devrederek siyasal toplumu oluşturmuşlardır.

Platon’a göre devleti oluşturan doğal neden, hiçbir insanın tek başına kendi kendine yetmemesi, bu nedenle de ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarının yardımına ihtiyaç duymasıdır. Onun için devletin görevi, insanları erdemli kılarak birlikte mutlu bir şekilde yaşamalarını sağlamaktır. Ancak bu, toplumsal yaşamın, ahlaki bir anlayışa göre düzenlenmesi ile gerçekleşebilir. Platon'a göre ideal devlet; işçiler, bekçiler ve yöneticiler olmak üzere üç sosyal sınıftan oluşur. İşçiler, çalışarak üretimde bulunurlar ve devletin maddi ihtiyaçlarını karşılarlar. Bekçiler, içte ve dışta devletin varlığını korurlar. Yöneticiler de kanunları yapar ve devleti yönetirler. Devleti meydana getiren yurttaşlar erdemli olmalıdırlar. İşçilerin erdemi “çalışkanlık” bekçilerin “cesaret”, yöneticilerin ise “bilgelik”tir. “Ölçülülük” ve “adalet” ise sosyal erdemler olup her insanda bulunmalıdır. Devlet aynı zamanda bir eğitim kurumudur. Bütün yurttaşlar yeteneklerine göre eğitilirler. Bu ideal devlet anlayışı, bekçiler ve yöneticiler sınıfı için özel mülkiyeti ve aileyi yasaklar. Ancak işçiler için böyle bir yasak yoktur. Sosyolog, düşünür İbn-i Haldun da devleti şöyle tanımlar; insanoğluna mutlak anlamda gerekli olan bir kurumdur. Bu sadece hukuk kurallarının uygulanması anlamında bir zorunluluk değil, doğal bir zorunluluktur. Doğal ihtiyaçların karşılanması amacıyla sosyalleşen insan, zamanla toplumdaki diğer bireylerle bir arada yaşamak zorunda olduğu için, ortak çalışma ve iş bölümüne girmişler, böylece devlet düzenine geçilmiştir. Gazzâli’nin devlet konusundaki görüşleri ise, iktisadî ve biyolojik teorilere yakınlık göstermiş, insanların haksızlığa ve isyana eğilimli yaratıldığından, mutlu bir toplumun oluşturulabilmesi için bu tür davranışlara engel olabilecek  otoriteye yani devlete ihtiyaç duyulduğunu belirtmiştir. Toplumda düzenin ve istikrarın sağlanması, devlete ve onun başında bulunan yöneticilere bağlıdır. Aksi halde anarşi doğabilir. Devlet, toplumsal gelişmenin belli bir aşamasında ortaya çıkmış, kamusal sorunların çözülmesi amacıyla rasyonel bir örgütlenmeye duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmış, tarihî süreç içinde gelişme kaydederek bugünün “modern devleti”ni doğurmuştur.

M.Ö. 400 yıllarında Demokritos, diyordu ki “devlet işlerini, diğer bütün işlerden çok daha önemli saymalı, herkes devletin düzenli olmasına çalışmalıdır. Vatandaş, hak ettiği itibardan fazlasını beklememeli ve ortak davaya zarar verecek derecede nüfuz sahibi olmamalıdır. Doğru yolda yürüyen bir devlet, insana en büyük destektir. Her şey devlete bağlıdır. Devlet işleri yolundaysa, herkes refah içindedir. Devlet çökerse, her şey yok olur. Eşitlik her şeyden mükemmel bir şeydir.  Demokratik eşitlik ise her şeyden daha mükemmel bir şeydir.”  

Özellikle günümüz İnsanları, demokratik laik, sosyal hukukun var olduğu bir devletin yönetiminde yoksul olmayı, kralların idare ettiği bir ülkede zengin olmaya yeğlerler diye düşünüyorum. Yanlış mı düşünüyorum?

Nizamettin BİBER

 
Toplam blog
: 887
: 2743
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..