​ Sosyal Medya Zihin Arşivimizi Taratıyor / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '12

 
Kategori
Anılar
 

Sosyal Medya Zihin Arşivimizi Taratıyor

Sosyal Medya Zihin Arşivimizi Taratıyor
 

  • 1990’lı yıllar… İş arıyorum!
  • Nişantaşı adresli bir iş ilanının arkasına takılıp, birkaç saat sonrasında aldığım adrese ulaşıyorum… Karşımda saçı sakalı birbirine karışmış, üzerinde kirden görünmeyen soluk laci bir kazak, gözlerinde kalın mı kalın bir gözlük… Koltuğuna gömülmüş, bitkin bir adam… Sonradan müdür olduğunu öğrendiğim adamın masasının tam sol çaprazında bir bilgisayar ekranı…  Eski ekranlardan…
  • Oturmamı işaret etti… Karşısındaki koltuğa oturdum…  Bu arada hem müdür kılıklı bu adamı süzüyorum, hem de etrafı… Ortamda başka masalar, başka çalışanlar var…
  • Müdür olduğunu sonradan öğrendiğim bu adam elime bir kâğıt tutuşturdu. “İş başvuru formu”. Formu aldım ve kısa bir sürede doldurup, tekrar kendisine uzattım.
  • Baktı… Baktı ve yeniden baktı.
  • Bu defa yüzüme baktı… İlk kez sesini duydum… “Haluk… tanır mısın?” dedi. Kalın, kararlı, kendisinden emin bir ses… O ses tonu karşısında zaten daha o dakika görüşmeye bir sıfır yenik başlıyorsun.
  • Devam etti…
  • “Senin bitirdiğin ortaokulda İngilizce öğretmeniydi” dedi.
  • Hatırlamıştım… Ama ben Almanca öğrencisi olduğumdan, sadece Haluk denen bu öğretmenin adını ve İngilizce öğretmeni olduğunu biliyordum.
  • Mesleki bilgilerim hakkında bir şeyler sordu… Sordukları üstün körü şeylerdi.
  • Ve bir anda “Politikayla ilgilenir misin?” diye sordu.
  • “Bir vatandaşın ilgilenmesi gerektiği kadar” diyerek ucu açık bir cevap verdim.
  • “Diğer başvurulardan sonra değerlendiririz, olumlu olursa seni ararız” dedi.
  • Oturduğum koltuktan kalktım, dışarı çıktım… Rumeli Caddesi üzerinde aylak aylak yürüyorum. Osmanbey’den, Taksim istikametine doğru yürümeye başladım. Bir umutsuzluk hali vardı üzerimde.
  • Aradan birkaç gün geçti ve bir telefon…
  • Nişantaşı’ndaki bu şirketten arıyorlardı. Ve hafta başında bu şirkette işe başladım.
  • Neden bana politikaya ilgim olup olmadığını sormuştu bu müdür?
  • Öylesine bir soruymuş bu… Sonraki günlerde bu adamı daha yakından tanıyan çalışanlardan bir bayandan öğrenmiştim.
  • “Duruşundan siyasi görüşünü hemen fark etmiş senin” demişti. Ve bu soruyu laf olsun diye sormuş ama benden aldığı o basit yanıt karşısında, beni daha o dakika işe almayı kafasına koymuş.
  • Mesleki hayatımda en fazla şeyi bu müdür kılıklı adamdan öğrendim.  Ama bir var ki, çok pasaklı bir adamdı. Hiç sakal traşı olmazdı. Günlerce üzerinden çıkartmadığı kirden görünmeyen bir kot pantolonu vardı. Yine aynı renkte bir kazak ve kış aylarında giydiği yine kirden görünmeyen bir pardesüsü vardı. İnanılmaz düzeyde sigara içerdi. Az konuşur ama okkalı konuşurdu. Oturduğu yerden bütün bir şirket çalışanlarının neyle meşgul olduğunu takip ederdi.
  • Yetenekliydi… Disiplinliydi…
  • Aradan koca bir yirmi yıl geçmiş… Ve ben şimdi Antalya’da, bir şirkette, bilgisayar başındayım…
  •  
  • O zamanlar o büyük ve çirkin ekranlar kaplardı masanın üzerini… Ve bir klavye… Fare diye bir şey yoktu tabii… Şimdi karşımda bir dizüstü bilgisayar var. Elim ayağım babından bir alet…
  •  
  • Rumeli Caddesi…
  •  
  • İlgi çekici bir cadde… En azından özgün bir kimliği var. “Nedir bu caddenin özgün kimliği?” dediğinizi duyar gibiyim. Özgünlüğü binalarında gizli… O caddenin bir ucundan diğer ucuna yürümek ve o mağazalara bakmak, insan keşmekeşine karışmak hoşuma giderdi. Ve kafeleri… Ne çok öğle yemeği yedim o kafelerde. Hele sabahları… Pelit Pastanesi duruyor mu bilmiyorum. Çok zaman oldu o caddede yürümeyeli… Sabahları poğaça alırdım Pelit Pastanesinden. “Poğaça” deyip geçmeyin. Pelit Pastanesindeki poğaçanın tadı bir başka oluyordu. Bu denli lezzetli poğaçaları başka hiçbir yerde yemedim.
  •  
  • Ve sabah sabah… O müdür kılıklı dediğim adamla, yani bir zamanlar mesai patlatmak zorunda kaldığım ama bir o kadar da kendisine saygı duyduğum o müdür kılıklı adamla şu bilgisayar denen meret sayesinde bir kez daha karşılaşmak durumunda kaldım. Face sağolsun! Yine aynı, yine aynı… Değişmemiş bizim müdür. Halen pasaklı… Halen o kirli sakal iki yanağında ve elmacık kemiklerinde duruyor. Taa ki o zamandan kalma bir hali var gibi.
  •  
  • Zamane iletişimi böyle bir şey işte… Aklınızdan çıkmış olan birisini, bir bakıyorsunuz, getirip yine aklınızın bir köşesine sokuveriyor zamane iletişim aletleri. Neden aklımdan çıkmıştı ki? Oysa bana nede çok şey öğretmişti.
  •  
  •  
  •  
 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..