​ Söz, Yazı ve Ölüm / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '14

 
Kategori
Deneme
 

Söz, Yazı ve Ölüm

Ve Tanrı "Ol" sözüyle başlattı başlangıcı.

Konuşmak; nefestir, soluktur, hayattır.

Yazı ise, ölümün hayat üzerinde bıraktığı bir izdir.

Yazı ile hem dem olmak; ölüme dokunmak, bir cesetle konuşmak gibidir.

Ne var ki insan, ölülerle konuşamaz ve kendi ölümüyle özdeşleşemez.

Kişinin ölümle olan ilişkisi daima bir başkasının ölümü üzerinden gerçekleşir. Çünkü bilinçdışı; ölümlülüğün, başkalarının alın yazısı olduğuna inanmakta, kendi ölümünü inkâr etmekte, başka bir deyişle ölümsüz oluğunu düşünmektedir.

Yazı, bilinçdışına ölümü hatırlattığı içindir ki konuşmak, okumaktan daha kolay gelir insana.

Tıpkı Tanrı’nın Hz. Muhammet’e yaptığı gibi, birisine oku demek; ölümü aklından hiç çıkarma demektir.

İnsanoğlu, ölüme anlam yükleyip semboller yaratmaya başladığı günden itibaren, ardında iz bırakma ihtiyacı hissetmiş ve ölülerine mezar yapmaya başlamıştır.

Mezar, insanın yazdığı ilk yazı, doğaya düştüğü ‘kök’ nottur.

Şahsen ben konuşurken yorulmayı, yazarken de dinlenmeyi seven birisi olarak, aslında Sokrat gibi hoş sohbet olabilmek, Marks gibi de manifesto yazabilmek isterdim. Böylece konuşarak yaşar, yazarken de ölürdüm.

Diğer yandan Freud’un dili mezarında rahat duran bir ölüyü andırır. Okurunu sakinleştirir ve acı çektirmeden ölümün içine çeker.

Buna karşılık Lacan’ın dili tıpkı sepetin içinde kıvranan Kleopatra’nın yılanını gibidir. Önce insanı tatlı uykusundan uyandırır, sonra da ölümlerin en acısını tattırır. Sanırım Freud’un üslubu bu yüzden bana hoş geliyor.

 
Toplam blog
: 164
: 710
Kayıt tarihi
: 13.09.06
 
 

1956 yılında doğmuşum. Tanrı Bilimi Eğitimi aldım. 78 kuşağından olmanın verdiği şevkle olsa gerek;..