- Kategori
- Deneme
Sözcüklere düşüyor yüreğim

Hani bazen bir hüzün çöker hiç nedensiz biliriz ki insan olmak biraz da hüzünle buluşmaktır gün içinde. Hüzünlü bir yalnızlığa gömülürken yavaş yavaş yaşamın içinde farklı bir ses ararız. Bizi anlayacak birileri olmalıdır yanıbaşımızda. Oysa hüznün dilinden anlayacak birilerini bulmak hiç de kolay değildir. O an istediğimiz bir nefes değildir aslında.
İşte sözcüklere en ihtiyaç duyduğumuz o an gelmiştir. Sözcüklere düşer yüreğimiz ve orada can bulur hüzünler. İnsan olmanın en güzel ve yaratıcı tarafı sözcüklerini bulma yolculuğu belki. Hepimiz yaşarken kendi sözcüklerimizi arıyoruz. Kendimizi, yaşamı, yaşadığımız coğrafyayı anlatacak sözcüklerimiz olsun istiyoruz. İşte hüzünlü anların sözcükleri de böyle doğuyor. Yaşamda farklı sanatlarla kendini ifade etmeye çalışsa da insan mutlaka içindeki sözcüklerden hereket ediyor olmalı. Fırçasını eline alan bir resman , gitarının tellerine dokunan bir müzisyen de kendi sözcüklerini oluşturuyor mutlaka.
İlk sözcüklerimizi öğrendiğimiz çocukluk yıllarında bize yetecek sözcüklerimiz vardır. Çevremizde gördüğümüz her nesne kendi sözcüğünden ibarettir. Ağaç, dağ, deniz , mevsim sadece görünen anlamlarıyla karşımızda dururlar. Sözcüklerin karşıladığı her şey yaşamımızda yavaş yavaş farklı bir boyut kazanmaya başlar biz büyüdükçe. Sözcüklerin yetmediği anları yaşamaya başlarız. Bildiğimiz bütün sözcükler aniden ölüverirler. Bize yetmeyen anlarda onları karşılayacak sözcüklerimiz de kalmaz. Oysa birileri bunu başarmıştır. Okuduğumuz bir şiir, bir öykü herhangi bir yazı, mektup bizim söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi söylemiştir çok önceden. İşte hüznün yarattığı ortak bir dili paylaşmaya başlarız hiç tanımadığımız insanlarla. Sözcükler tabiki sadece hüzünlerin dili değil; elbette çoşkuları , sevinçleri de onlarla en güzel şekilde ifade edebiliriz. Bazen bunun için de çaba harcarız. Belki yaşamda sevinçleri gibi hüzünleri de seven insanlar için bu dili yaratmak önemlidir.
Sözcüklerini sevmeye başlayan insanlar yaşadıkları duyguları da sevmeye başlarlar. Yaşamda kendi sözcükleri ile var oluşlarını anlamlandırırlar. Kendi sözcüklerini seven insanlar kendilerini yavaş yavaş tanıyan insanlardır. Kendi sözcüklerinin peşine düşerken başkalarının sözcüklerini bırakmaya başlarlar. İnsanın taa derinliklerinde bulduğu bu sözcükler bir çok şeyden arınmış olarak orada durur. Bencillik, kendini beğenmişlik, hırs yoktur. Çünkü o derinliklerde, sadece insan olmanın hüznü vardır. Kendi içimizden kalkanlarla yazdığımız yazılara bu zaten bir şekilde yansır. Böyle yazanların amacı bilgili olduğunu ortaya koymak, ahkam kesmek değildir. Sadece kendi içinde bulduğu sözcüklerle kendini ve yaşamı anlatma çabasıdır. O yüzden daha insani ve daha hüzünlü yazılardır. Okudukça kendi duygularımızı , çıkmazlarımızı, içimizde saklı duranları yeniden keşfederiz.
Yazdıkça insanın kendi sözcüklerini bulması daha da kolaylaşıyor. Hiç yazmayan insanlara bir bakın sadece konuşma ile bunu başarmaları çok zordur. Bunu söylerken edebiyat anlamında söylemiyorum tabiki. Eskiden yazılan mektuplara bir bakın o mektupları yazanların hepsi edebiyatçı mıydı.? Elbette hayır ama yazıya aktarmak istediklerini nasıl emekle ortaya koydukları ortadadır. Bir dostun , bir babanın, bir sevgilinin yazdığı mektupların içtenliğini sıcaklığını herkes tahmin eder. Çünkü yazarken sadece içinden gelenlerle hareket eden insan sözcüklerinin peşindedir. Günlüğüne o gün yaşadığı seviçleri veya kızgınlıklarını yazan insanın tek isteği onları kendine anlatabilmektir.
...
Sözcükler ki evrenin saydam yapılarıdır
Karşı varlığıdır nice uzaklığın nice özlemin
Konuşmak hele yazmak
Bizim için birer gölgelenmek midir yoksa
İlk yangının parlamasından
Azala azala parlamasından
Belki sözcükler-başka bir gölge
Evrenden daha eski.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
Usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca aslında bu şiirde herşeyi anlatmış. Şiir yazanlar için derler ki ilk dizeyi Tanrı gönderir ondan sonrası şairin kendi emeğidir. Emekle sözcüklerimiz şiir olabiliyor ya da başka bir türe bürünüyor. Günümüzde unuttuğumuz bir çok değerlerimiz arasında yazmak da var. Yazarak sözcüklerin gücünü yeniden keşfedebiliriz. Çağdaş yaşamda ilişkilerdeki yüzeysellikten ve iletişimsizlikten şikayet eden insanların en büyük eksikliği belki de bu. Çok az sözcükle bir günü geçiren insanlar ya da gündelik yaşamda gereksinim duyduğu kadarını kullananlar için yaşam sadece günlük çarkın içinde dönüp durmak. Oysa insanın dış dünyasına göre olan sözcükler iç dünyaya asla yetmez. İç dünyamızın sözcüklerini bulmak ise bize düşmektedir. İnsanın kendi iç yolculuğunda bu sözcüklere ulaşması gerekir. Böylece en insani duygularımızı ve hallerimizi anlatacak sözcüklerimiz olur. Bence yaşam biraz da bu sözcüklerin peşine düşmektir.