- Kategori
- Futbol
Sporda şiddeti savunmada geldiğimiz son nokta: “Tükürük değil, ayran...”

Vali kalkar, “Kurşun değil, taş” derse...
(Anımsatma: Fenerbahçe otobüsü, 04 Nisan 2015 gecesi, Rize maçından sonra, Trabzon’dan geçerken silahlı saldırıya uğrar. Vali, “Kurşun değil, taş” der. Vali’nin tanıkları, yerde “taş” gören Emniyet Müdürü ile Jandarma Komutanı’dır.)
Muhabir kalkar, “Tükürük değil, ayran” derse...
(Anımsatma: Galatasaray Odeabank-Fenerbahçe arasında Abdi İpekçi’de oynanan, Spor Toto Basketbol Ligi play-off yarı final serisinin 3. maçında, bir taraftar, Fenerbahçe Başantrenörü Obradovic’e tükürür. AA, bu iğrenç saldırıyı “Tükürük değil, ayran” diye haberleştirir. Galatasaray yönetimi de, bu haberin üzerine alıcı kuş misali atılır, “olay”ı kınayan Fenerbahçe’ye yüklenir.
Aynı AA, “Kurşun değil, taş” diyen Vali gibi, Fenerbahçe otobüsüne atılan o kurşunları, sahaya atılan “yabancı maddeler”den saymıştı:
“Fenerbahçe takım otobüsüne Trabzon'un Sürmene ilçesinde uzaktan atılan yabancı maddelerle saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda otobüs şoförü yaralanarak hastaneye kaldırıldı.”)
Ekrandakiler kalkar, saldırgan taraftar değil, “yabancı madde” derse...
(Anımsatma: Süper Lig'de 32. Hafta, Galatasaray-Beşiktaş maçı...Sahaya atlayan bir taraftar, santraya kadar gelmiş, başlama noktasına kendisini “top” niyetine bırakmış, ardından koşan görevlinin altında kalmış. Hakemler, başta Mete Kalkavan, hiçbir şey olmamış gibi maçı devam ettiriyorlar. Sahada ikinci top olduğunda,, zırt diye düdük çalındığı nasıl da unutuluyor!. Sahada gösteri sürerken o arada gol oluyor.
Ekranların “vazgeçilmez süs”ü, “eski”miş hakemler fetva veriyorlar:
“Gol geçerli, kural hatası yok.”
“Sahaya giren taraftarın futbolculara fiziki teması yok.”
“Sahaya giren taraftar, topun oynandığı alanın dışında.”
“O şahıs, yabancı madde gibidir.”
Oysa denmesi, üzerinde durulması, yanlış olduğu vurgulanması gereken, hakemin oyunu niye durdurmadığıdır. Oysa bizimkiler, “Kural hatası yok” diye olmayan bir şeyi gündeme taşıyarak hakemi aklıyorlar. Bu yaklaşım, o “eski”miş hakemlerin, zamanlarında maçları kafalarına göre nasıl yönettiklerinin kanıtıdır.)
*****
Şeref Tribünü’nden aşağıya adam atılır; ama...
Sahaya giren “çocuk”, hakemi öldüresiye döver; ama...
Taraftar bir başka taraftarı tehdit eder, polis, çareyi saldırıya uğrayan taraftarı oradan uzaklaştırmada bulur; ama...
Hakemler, kulüp başkanının emriyle soyunma odasında saatlerce "esir" tutulur; MHK Başkanı, hakemlere "fiziki temas" olmadığından söz eder; ama...
“Bakan”ı “bakmayan”ı, oturduğu yerden, oraya yolu yanlışlıkla düşmüş Anadolu insanı misali olup biteni garip garip izler; ama...
Bilet alanları oturduğu yerden izleyeceğim, tribünlerde evinde maç seyreder gibi maç seyredeceksin vaadiyle caka satan Passolig, kameralarıyla izleyeceğini izler; ama...
Küfredene değil, oturduğu yer hangi takıma ayrılmışsa, o takıma ve o bölümde olanlara da ceza kesilmesi için rapor tutulur; ama...
TFF kurulları, TFF’nin para kaynağı kulüplere durmadan ceza keser; ama...
Kulüpler Birliği desen, kulüpleri “disiplin” altına almak, tek elden yönetmek için “yasa” derdine düşer; ama...
“Ama”lardan sonra, yapılması gerekenler yapılmadığı için, “ama”lar, kimileri için “mama”ya dönüşür!.
*****
Hakem döven kahraman!.
Sahaya atlayan kahraman!.
Kanallar, gazete sayfaları onlara açık. Bir yanda ses, bir yanda görüntü, bir yanda yazı...
Bundan büyük “miras” olur mu?
O “adam”ların çocukları, torunları, bilmem kaçıncı kuşaktan olanları... “ata”larıyla ne kadar övünseler azdır!.
Medyada kimileri, sorgulanması ve cezalandırılması gerekenleri ödüllendirme yolunu seçerse, bu tersliğinin hesabının kimlere de sorulacağı belli olmaz mı?
(Yılların gazeteci... Sahaya atlayanla ilgili haber ve röportaj yapmayanı gazeteciden saymıyor. O adamla ilgili haber yokluğundan söz ederken diyor ki: “Bütün gazeteleri okuyan ve ofiste evde önünde hep haber kanalları olan ben bilmiyorsam, millet nerden bilsin?”
Yakınıyor, bir yandan da meslektaşlarını suçluyor. Ama övünmesine karşın, “gazete okumadığı”, “haber kanallarını izlemediği”, cumartesiden çarşambaya kadar dünyadan habersiz olduğu anlaşılıyor. Çünkü ekranlarda, sahaya atlayan kuaförün işyerinde verdiği röportaj, ekranlarda görüntü eşliğinde çoktandır dönüp duruyordu. Ayrıca, “Trabzon'da sahaya giren adam hakeme saldırdı diye tutuklandı.” derken de olanlardan “bihaber”di. “Tutuklandı” haberini, hangi haber kanalının verdiğini, hangi gazetenin yazdığını arayan okurların bunu bulmaya ömürlerinin yetmeyeceği biline...)
*****
Hakemi dövdü, dayısıyla birlikte ekranlara çıktı, “yıldız” oldu!.
Sahaya girdi, işyerinde röportaj yapıldı, ekranlara çıktı, “yıldız” oldu!.
Başantrenör Obradovic’e tüküren de “yıldız” olmazsa, onun günahı ne?
Yazık değil mi adama?
O da ekranlara çıkmalı, gazete sayfalarında yer almalı... Onunla yapılacak bir röportaj, yılın haber ödülünü getirmez mi?
Bu ödül de, yılların gazetecesine, “emeklilik ödülü” misali nasıl da yakışır!
*****
Çözüm mü dediniz?
Çözüm, 6222 sayılı “SPORDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN”da yazdığına göre, tutup da yasa maddelerini “yorum”, “öneri” adı altında yazarak büyüklük taslamanın anlamı var mı?
Yok!
Ya ne var?
Son söz:
Yasa/lar uygulanmadığı ya da birilerine uygulandığı zaman, haktan hukuktan değil, keyfilikten söz edilir.
https://www.facebook.com/turgutcelik