- Kategori
- Halkla İlişkiler
Şu blog yazarları da bazen amma da romantikleşiyorlar

Aklım ermiyor.
Blog yazarı oluyorlar.
Duygularını düşüncelerini ifade ediyorlar.
Ne güzel işte.
Herkese her kesime açık sayfalarda paylaşımcı da bulabiliyorlar.
Sonra bir bakıyorsunuz.
Bir elveda yazısı ile ayrılıveriyorlar.
Sebepsiz gerekeçesiz.
Oysa yazı yazmak uzun soluklu bir iştir.
Bunu kendileri de biliyorlar.
Tam da alışmışken.
Kaynaşmışken. İyi ki buradasın diyecekken.
Daha henüz kalemine sağlık diyememiştik.
Demek sen de gidiyorsa ha. Belki bir daha gelmem diyerek.
Hiç de olmasa yine de bize bir umut bırakarak.
Ne vardı şimdi gidecek. Gidince sanki bütün işler düzelecek.
Gidişin gelişin gibi güzel değil.
Sakın üzüldüğümü sanma.
Ardından ağıtlar yakmayacağım.
Öyle olursa bu sana bir ödül olur.
Romantikliğin temelinde var bu.
Şimdi gidiyorsun demek.
Ardında sıra sıra yazılar bırakarak.
Kim bilir uykusuz geceler.
Akşamda kalan mahmur gözler.
Ben onların hiçbirini görmedim.
Yazılar öyle söylüyor.
Tıpkı insan gibi. Onlar da yorgun.
Onlar da uykusuz.
Yazmak sondaj vurmaktır yüreklere.
Kalbe. Düşüncelere…
Şu cep telefonlarından bıktığımı söylemeliyim.
Bitirdi bizi diyorum.
Düşüncemizi ifade edemez olduk diye bozuluyorum.
Hiç olmazsa yazıyoruz. Eleştiriliyoruz.
Yazdıklarını paylaşmak cesaret işidir.
Cesaretimizi gösteriyoruz.
Varlığımızı anlatıyoruz. Neyse işte.
Beş on sene sonra gör sen bugünkü yazılanları.
Her biri bulunmaz Hint kumaşı olacak çoğu.
Git güle güle. Gelirsen “Hoş geldin”
Bu tarif benim hesabıma kaydedilsin.
Umarım bir gün ansızın çıka gelirsin.