Şu Edebiyat eğitimi 10: Gerisi Edebiyat öğretmenlerine kalmış. / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '12

 
Kategori
Edebiyat
 

Şu Edebiyat eğitimi 10: Gerisi Edebiyat öğretmenlerine kalmış.

Şu Edebiyat eğitimi 10: Gerisi Edebiyat öğretmenlerine kalmış.
 

 

Edebiyat öğretmenleri de  edebiyatı  gerçekten seviyorlar mı. O zaman mahallenin namusunu korumak onlara kaldı. Bana göre Üniversitelerin Edebiyat Bölümleri’ne yazılan gençlerin bir çoğu gerçekten Edebiyat, Sanat’a düşkün olduklarından değil; kestirme yoldan bir Türkçe-Edebiyat öğretmeni  olup hayatlarını en kısa zamanda kazanmak düşüncesi ile hareket eden insanlar. Sınıfta ellerinde verilmiş bir kitap var , “buna göre öğreteceksiniz” deniliyor, ve denileni yapıyorlar. Ama bu doğru mu? Bunu aşıp, gerçek Edebiyat sevgisini öğrencilerine aşılayan öğretmenlerin sayısı az mı? İsterlerse varolan gereçle bile çok şeyler yapabiliyorlar… Ne Edebiyat öğretmenleri gördüm. Bana Edebiyatı sevdirdiler.

Yok ben bu Edebiyat deryasının sonuna kadar yüzeceğim; onu keşfedeceğim…diyen babayiğit gençlerin sayısı belki de bir elin beş parmağı kadardır.  Onlar da bu mesleği başlangıç kısmında , bu mesleğe girdiğine gireceğine çok çabuk pişman olurlar. Çünkü , bazılarının program, bazılarının müfredat dediği, benim “izlence” diye adlandırdığım yol, yolak… Çok çabuk, Edebiyat öğretmenlerinin kimyasını bozuyor.

Çünkü Edebiyat Fakültelerinin Edebiyat Bölümlerinde de çocuklar fakülteye başlar başlamaz; hemen karşılarına kalü beladan kalma eski Osmanlıca metinleri çıkarırlar ve hadi bakalım çözelim diye onları bir gayya kuyusuna atarlar. Ondan sonra gençler Osmanlıca girdabında boğuşup dursunlar; bu boğuşma hemen hemen dört yıl beş sürer gider. Tabii ondan önce genç bıkıp, “Ben Edebiyat mı okuyacağım, yoksa Osmanlıca ile mi boğuşacağım…” diye bırakıp başka bölüme gitmezse. Böyle Fakültelerin ikinci, üçüncü sınıflarından “Ben yanlış yapmışım…” diye dönen çocukların sayısı bizim üniversitelerde çok fazladır. Niye? Çünkü gerçek bir Yetenek Testi uygulaması yoktur ve bu gibi testlere pek inanılmaz. Ne anne baba inanır; ne de çocuklar. Ama Batı’da inanırlar ve çocukları bu test sonuçlarına göre yönlendirirler.

Öğretmenler eğer mesleklerini severek yapmıyorsa, bu meslek onlar için de işkencedir; onların öğrencileri için de… Mesleğini sevmeyen bir öğretmenin dersi nasıl olur? İşkence… Ama diyelim ki, Edebiyat öğretmenlerinin mesleğini çok seviyor. O zaman onların da bu Dalı, Edebiyatı çocuklarına sevdirmeleri gerekmez mi? Peki, neden bazı çocuklar bu dersten hayal kırıklığı içinde ayrılıyorlar? Kabahatin bütünü öğretmenlerde mi?

Öğretmenlerimizden biri ne diyor: “öğretmenim siz ne diyorsunuz; öğretmenler sanki sınıf içinde istediklerini yapabilirler mi?” İmkanı mı var? O “Program” belası var mıdır, yok mudur?... Öğretmene, “Şunu ..şunu okutacaksın; onların dışındaki kitapları zinhar sınıfa sokmayacaksın “ diyen bir görüş. Öğretmen ne istediği bir şiiri okuyabilir. Ne de izlencenin mek parmak dışına çıkabilir. Bu mudur eğitimcilik, budur!

Oysa, bilinen izlencenin dışında neler var, ne güzellikler var. Onları sınıfa getirebilmek mümkün mü? Şimdi dinleyin Asaf halet Çelebi’nin şu şiirini:

Asaf Halet ÇELEBİ

KUNÂLA
vakit geldi kunâla
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
 bu dünyadan göçmeden
  bir kerecik sevmek çok değil

simsiyah saçların var kunâla
kemiklerine yapışık etlerin var
 bir gün dökülecek
kunâla kuşu gibi gözlerin var
 bir gün sönecek
kunâla
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
 benden başka kimse bilmeyecek

bu can içimde kuştur kunâla
 seni görünce titrer
bu can gözümde muhabbettir kunâla
 seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunâla
        uçar gider

bu can benden geçmeden
 bu dünyadan göçmeden
  bir tek seni sevmek çok değil  (Asaf Halet Çelebi)

Okuyunca insanın içini titreten Asaf Halet Çelebi’nin  bu şiirine kolay kolay hiçbir Edebiyat kitabında rastlayamazsınız. Ama bu şiiri okuyunca , Edebiyatın, Edebiyat kitaplarında verilenden çok daha farklı olduğunu anlayabilirsiniz.

Ama belki bir Edebiyat öğretmeni bu şiiri sınıfında okusa, “müfredat2ta yer almıyor diye adamı disiplin kuruluna bile verebilirler. Böyle bir düzenimiz var.

Doğru bir noktadan başlamak için , her şeyden önce “Edebiyatın” amacı ve işlevi nedir? Bunu belirlemekten geçtiğine inanıyorum. Onu gerçekleştirmek için de gerekli  araçları, metinleri ve işlemleri bulmak zor olmayacaktır. Doğru şeyler yapılmazsa, çocuklarımız, isterse haftada 10 saat Türkçe dersi verilsin Türkçe yönünden cahil olarak yetişeceklerdir. Bun anlayalım. Benden bu kadar. Gerisi “Maşeri vicdana…”

 

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..